MANİPÜLASYONA GİRİŞ DENEMESİ: SİMULARKLAR VE SİMÜLASYON


Batı düşüncesinin ortaya koyduğu kavramlara ve düşünce pratiğine yine kendi içinden ciddi eleştiriler yükselmektedir. Bu durum batı düşüncesinin birçok çıkmazlarına rağmen kendi içinde sürekli eleştiriyi de barındırdığı için devamını sağlamaktadır. Batı fikriyatının insanlığı getirdiği ve götürmek istediği nokta konusunda derin analizler yapan ve eleştirel yaklaşımlar getirenlerden biri de Jean Baudrillard’tır. Baudrillard’ın “Simularklar ve Simülasyon” adlı eseri manipülasyonu anlama ve tanımlamada bizlere önemli ipuçları vermektedir. Çalışmasına öncelikle kitaba temel teşkil eden iki kavramı ele almaktadır. Bunlar, simulakrlar ve simülasyon’dur. “Simulakr: Bir gerçeklik olarak algılanmak isteyen görünüm.” (Baudrillard,2003) Var olan ve var edilen her şey bir anlam içerir. Bu gerçekliğin görünen ve görünmeyen yönleri vardır. Bu gerçekliğin görünümü olayı- eşyayı yorumlayan kişinin sahip olduğu algıya göre şekillenir. Gerçeklikten elde edilen görünümler gerçeğin özü gibi ifade edilir. Bu görünümleri bir mesaj yükleyerek çevreye yaymaya çalışırken simülasyon süreci başlar.

“Simülasyon: Bir araç, bir makine, bir sistem, bir olguya özgü işleyiş biçiminin incelenme, gösterme ya da açıklanma amacıyla bir market yada bir bilgisayar programı aracılığıyla yapay bir şekilde yeniden üretilmesi.” (Baudrillard,2003) Var olan bütünden elde edilen parçalar sunucunun bakış açısına, hedeflediği amaca ve üzerinde etkili olmaya çalıştığı kitleye göre yapay- sanal bir şekilde simüle edilerek sunulur.

Bu süreç tarih boyunca güç sahibi insanların kullandıkları bir araçtır. Bilgi üretiminin ve pazarlanmasının en üst düzeye çıktığı şu çağda bu süreç daha canlı bir şekilde sürdürülmektedir. “Gizlemek, sahip olunan şeye sahip değilmiş gibi yapmak; simüle etmek ise sahip olunmayan şeye sahipmiş gibi yapmaktır. Birincisi bir varlığa (şu anda burada bulunmayan) diğeri ise bir yokluğa (şu anda burada bulunmamaya) göndermektedir.” (Baudrillard,2003:16) Sahip olunmayan, elde edilmeyen, ele geçirilemeyen bilgiyi, gücü, değeri sahipmiş gibi yapma oyunu oynanıyor. Diğer insan, kültür ve medeniyetlerin birikimi tek bir kaynağa yönlendirilerek sahiplik iddiasında bulunulabiliyor.

Manipülasyon ekonomiden kültüre, sağlıktan eğlenceye, siyasetten düşünceye kadar geniş bir yelpazede sürdürülmektedir. “Simülasyon eğlence, üniversite, televizyon, gazete, aile, sinema ve politika gibi kitle etkileşimin en yüksek olduğu yerlerde yoğun bir şekilde uygulanmaktadır.” Güç merkezleri ve belli bir siyaset döngüsü içerisinde olanlar hakimiyet alanlarını genişletmek için her türlü değer yargısından yoksun anlayışları toplumsal- bireysel bilinçaltlarını etkilemek için yoğun bir çaba içerisindedirler. “Simülasyon, eşitlik ilkesi ütopyasına tamamen ters bir şey olup, göstergeyi kesinlikle bir değer olarak yadsımakta ve her türlü gönderenin ters yüz edilmesi ve öldürülmesi olarak görülmektedir. (Baudrillard,2003:20) Gerçekliği ifade eden her türlü aracın, bilginin ve pratik işlevlerin günümüz çağında yorumlanması ve algılanması sunan kişinin- kurumun- ideolojinin kimliğine göre değişmektedir.

Baudrillard; yaşanan simülasyon sürecinin öncelikle şehir, gazete, televizyon, sinema, eğlence alanlarında yaşanan döngüsü noktasında ilginç tespitlerde bulunmuş. Şehirleşmenin bir çok ülkede doruk sayılabilecek noktaya geldiği dünyamızda bu yeni yaşam tarzının insanın zihinsel- sosyal döngüsü noktasında müthiş manipülasyon içerisinde yer aldığını gözlemlemekteyiz. “Metropollerde, beyazların yaşadığı yerlerde, tepeden tırnağa incelenip çözümlendikten sonra gerçeğe benzetilerek yapay şekilde diriltilmiş bir simülasyon, hakikatin halüsinasyonuna dönüştürüldüğü, gerçeğe şantaj yapılan, önce öldürülen ve sonra da geri getirebilmek için isteri düzeyine ulaşan simgesel biçimin her türünü kapsayan bir geçmiş(tarihsel) araştırmasının yapıldığı bir dünyadadır. (Baudrillard,2003:24 ) Sınıfsal yapılaşmanın had safhaya vardığı, maddi olarak büyük farklılaşmaların yaşandığı, aynı şehirde ama birbirinden habersiz yaşayan milyonlarca insan değil yığının yaşadığı, her türlü değerin ters yüz edilerek gerçeğin absorbe edildiği metropol çağındayız.

Şehir yeni kimliğinin parçası olan hipermarketlerin oluşturmaya başladığı yeni yaşam tarzı noktasında uyarılarda bulunmaktadır. “İnsanlar buraya kendi kendilerine sorabilecekleri her türlü sorunun nesneleşmiş yanıtlarını bulmaya ve aralarından bir seçim yapmaya gelmektedirler. Daha doğrusu nesnelerce oluşturulan işlevsel ve yönlendirilmiş bir sorunun karşılığı olmaya gelmektedirler. Nesneler burada bir mal olma özelliklerini yitirerek, taşıdıkları anlam ve mesajın çözülüp, onaylanması gereken türden göstergelerle çoktan seçmeli bir teste benzemektedirler. Bize sorular sorup, yanıt vermeye zorlamaktadırlar. Üstelik yanıtlar sorunun içindedir. Yeni kentler hipermarket ya da shopping center’ların uydularına dönüşmüşlerdir.” (Baudrillard,2003) Hipermarketlerin insan yaşamının merkezine oturması ile birlikte oluşan yaşam anlayışını sorgulamaktadır. Artık şehirlerdeki yaşamın yeni merkezleri olan hipermarketlerin insan yaşamına getirdiği farklılaşmanın iyi tesbit edilmesi gerekmektedir. Belli merkezlerde yaşamın emilip, sanal bir dünya içerisinde, hayattan yalıtılmış şekilde yaşamanın merkezi haline gelmiştir. Belirtildiği üzere buralarda mal, mal olmaktan çıkıp insan hayatının öznesi haline gelmektedir. Çarşı- dükkan anlayışının yorumlanarak yeni çağa uygun hale getirilmesi yerine adaletsiz bir ticaret ve buna bağlı olarak yeni yaşam felsefesininde empoze edildiği zamanlardayız.

Kitapta simulakrların ve buna bağlı olarak simülasyon sürecinin yaşandığı alanlardan biri olarak sinema üzerinde durulmaktadır. İnsan yaşamıyla ilgili her türlü alanı yorumlayan, kurgulayan sinema gerçekliğin yönetmenin ve sahibinin elinde bireysel- toplumsal algı süreçlerini iğdiş ettiği alanlardan biridir. “Sinema gerçekliğin ters yüz edildiği en önemli sahnelerden biridir. “Hipergerçek bir uygarlığı zehirleyen ilk pislik(dışkı) Disneyland’dır. Bu eğlence merkezi zihinsel düzeyde bir “yeniden” sağlığına kavuşturma” (yeniden kazanma) görevini yerine getiren bir prototiptir.” (Baudrillard,2003:30 ) Sinema modern bir araç olarak çocuktan yaşlıya, gençten ihtiyara, memurdan işçisine kadar her kesimde dikkatle ilgilenilen vakıalardan biridir. “Disneyland” gibi kurgu ve hayallerin her anlamda yeniden yorumlandığı merkezlerde insan zihnini yeniden yönlendirebilecek, etkileyebilecek bir mekanizma söz konusudur.

Televizyon her an hayatın içindeymiş gibi haberden eğlenceye, yemek zevkinden giyim tarzına, ihtiyaçlardan dil yapısına, müzik kültüründen düşünceye kadar insanı; yapmış, elde etmiş, anlamış, sahipmiş, düşünmüş gibi bir sonu gelmeyen zaman tüneline sokmaktadır. Seyredenleri aldatarak ve yapanlarında çok önemli bir misyon yerine getirdiği zehabına getirdiği noktasında aldanarak farklı yüzleriyle etkisini sürdürmeye devam etmektedir. “Televizyon her türlü tarihsel olaya son verebilen gerçek çözümdür. Televizyonda Yahudiler gaz odaları ya da fırınlardan geçirilerek değil ses ve imge şeritlerinden geçirilerek yok edilmektedir. Böylelikle unutma, yani yok etme sonunda estetik bir boyuta da sahip olabilmekte ve sonunda kitlesel bir düzeye ulaşarak geçmişe ait görüntüler içinde yok olmaktadır.” Bugünü yarını tarihsel algıları istediği gibi yorumlayıp zihin yönlendirilebilmektedir. “Televizyon yayını üstüne ölü toprağı serpilmiş bir toplumsalı yeniden harekete geçirebilmek için olup bitmiş (ölü) bir olayın yapay sıcaklığından yararlanmaktadır. Anketlerin yapabildikleri bir şey varsa o da televizyon adlı aracın başarılarından söz edilmesini sağlamaktır.” (Baudrillard,2003) Reytinglere mahkûm edilmiş bir halde her türlü işlev yorumlanmaktadır. Değerler izlenme oranlarına feda edilmektedir. Deşifre edici olarak en mahrem alanlara sokularak bunu bir pazarlama metasına dönüştürmektedir. “Televizyonun insanın düş gücünü etkileyememesinin nedeni, düşselle olan ilişkilerinin kopmasıdır çünkü televizyondan yansıyan görüntü bir imge bile değildir. Oysa sinema imgelerden oluşmaktadır. Televizyon imgesi insanı yerine mıhlayıp, mıknatıslayabilen bir özelliğe sahip değildir” diyerek sinema ve televizyon olgularını karşılaştırmaktadır. Özel bir kurgu ve mekâna sahip olan sinema bireysel yönlendirme gücü yönünden daha etkili görünmektedir. “Olaylara bir gerçeklik gücü kazandırabilecek bir sahne ya da minimal bir illüzyondan söz edebilmek olanaksızdır. Şili veya Polonya kimin umurundadır? Bütün bunlar bir televizyon ekranı üzerinde yok olup giden görüntülerden başka bir şey değillerdir? Sonuç vermeyen olaylar ( ve sonuç vermeyen kuramlar) çağında yaşıyoruz.” (Baudrillard,2003)

İletişim çağında iletişimsizliklerin yaşandığı bir ortamdayız. İletişim araçları ile algıların- bakış açıların şekillendirilmektedir. Haber televizyonun en önemli işlevlerinden biridir. Her türlü olaya ilişkin görüntülü- sesli- yazılı olarak kameranın arkasındakilerin şekillendirdiği bir zihin bombardımanı oluşmaktadır “Her geçen gün daha çok haber ve bilgiye karşın giderek daha az anlamın üretildiği bir evrende yaşıyoruz. Bu bakış açısından yola çıkarak 3 varsayım: 1- Haber, anlam üretmekte ancak tüm alanlarda karşılaşılan genel bir anlam kaybını engelleyememektedir. Mesaj ve içeriğe rağmen anlamın yok oluş sürecinin hızı, anlamın pompalanma sürecinin hızından yüksektir. 2- Haberin anlamla ilişkisi yoktur. 3- Haber anlamı doğrudan yok yada nötralize eden bir şey olduğu ölçüde haber enflasyonuyla anlam deflasyonu arasında, oldukça belirgin ve zorunlu bir ilişki vardır.” “Haber kendi ürettiği içerikleri yok etmektedir. İletişimi ve toplumsalı yok etmektedir. Bunun iki nedeni vardır:1-İletişim kurmak yerine sahnelediği iletişim oyunu içinde kaynayıp gitmektedir. Anlam üretmek yerine sahneye koyduğu anlam üretimi oyunu içinde kaynayıp gitmektedir. 2- İletişimin bu anormal boyutlara ulaşan görüntüsü, iletişim araçları ve haber bombardımanının toplumsal yapıyı bozmalarını engelleyememektedir.” (Baudrillard,2003) Var olan bir gerçeklik haberi sunanın mimiğinden sunum tarzına, kullandığı kavramlara göre şekil alabilmektedir. Bağdat’a bombalar yağarken Alaska’da ki petrol faciasındaki martıları iliştirip, haber sunabilmektedir. Vietnam’da kaybedilen savaş sinema ile kazanılabilmektedir. İnternet çağı ile birlikte haber işlev ve aktivitesi artmaktadır. Ancak artan haberler anlam ve bilinç uyanışını beraberinde getirmemektedir. Haber manipüle edilerek var olduğu anlamdan öte noktalara taşınmaktadır.

“Anlamla saldıranı, anlamla öldürürler.” (Baudrillard,2003) Diyerek çağı çok güzel bir şekilde tarif etmiştir. Yaşadığımız çağ anlam savaşına dönmüş durumdadır. Egemenler güçlerini şiddetten ziyade her duruma ilişkin ürettikleri anlamdan almaktadırlar. Anlam savaşlarında kavram ve kelime üreten, teklif sunabilenler kazanmaktadır. Böyle bir üretimden yoksun olanlar slogan veya geleneğin kuru bir taklidini yapmaktan öteye gidememektedirler. “Saf ve temiz bir görünüme sahip olmak isteyen her şey karşıtına dönüşmektedir. Tüm iktidarlar ve kurumlar kendi kendilerinden ancak kendilerini yadsıyabildikleri ölçüde söz edebilmektedirler. Bir ölüm simülasyonuna başvurarak, gerçek ölümün elinden kaçabileceklerini sanmaktadırlar.” (Baudrillard, : ) Bugün daha dün red ettikleri; fikirleri, ideolojileri, yaşam biçimlerini yaşayan insanlar topluluğu haline gelmiş durumdayız. Yaşadığımız travmalar bizi bir düşünce sahilinden diğerine savurmaktadır.

Simulakrlar ve Simülasyon kitabı yaşadığımız çağın hipergerçeklerini tanıma, algılama ve tanımlamada yol gösterici bir kitap hüviyetindedir. Hileli döngüyü kırmak için bizlere bombardıman altına tutulduğumuz bu ortamda “terörist” bir çıkışla kelime ve kavramlara mahkumiyet zincirlerini kırmaya çağırmaktadır. “Gerçek her zaman için teröristtir. (Baudrillard, 2003:76) Kavramların kim tarafından, nasıl ve ne şekilde kullanıldığının şuuruna varmadan bu derin aldanma ve aldatma serüveni daha çok devam edecektir. “Tıkanma noktasına gelmiş bir dünyanın mahkûm olduğu tepkisizlik adlı yazgı.” (Baudrillard,2003) bizi anlamaya, tepki duymaya, tavır koymaya, yaşadığımız zindandan- mağaradan çıkmaya davet etmektedir.

SİMÜLARKLAR VE SİMÜLASYON
Jean BAUDRİLLARD
Çeviren: Oğuz Adanır Yayın Yılı: İstanbul / 2003