MUTLULUK DENEMELERİ - I
- yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 583 kez okundu
- rastgele...

Bu yazıyı kaleme aldığım şu anda dışarıda sağanak bir yağmur yağmaktadır.Kahve lekeleriyle desenlenmiş masamın üzerinde ve titreyen lambamın beyaz ışığı altında kağıdıma bir şeyler karalarken yağmurun şu emsalsiz iç musikisi beni tarifsiz ve nedensiz bir hüzne sevkediyor. Yağmurlu günlerin bende kötü bir anısı olduğunu itiraf etmeliyim. Çocukluğum ve ’’kendimi çocukluktan kurtaramadığım dönemler’’in dışında, tüm ağlamaklı ve o bedbaht günlerimin yağmurlu zamanlara denk gelmesinden olacak ki kapalı ve boğuk havalardan hazzetmiyorum. Her sağanak gün,her yağmurlu saat, her ıslak dakika ve her boğuk saniye beni mutsuz ve aciz kılıyor...Ve mutsuzluk bende yağmur sesiyle ahenkli garip bir alaka kazanmış gibi...
Şimdi bu hal üzerine ne anlatılır bilmem.Ancak uzun zamandır beni meşgul eden bir mevzudan bahsetmek kararındayım. Mutluluktan ve mutsuzluktan.Öncelikle mutsuzluğa düşmemek için az çok mutlu olmaya ihtiyaç var. Açık söylemeliyim ki dünyada çok az şeye mutlu olan birisiyim.Ve görüyorum ki mutlu insan-mutsuz insan tipolojisinde de açığa çıkan bir dolu şey var. ’’İşin derinine inmek’’ gibi zorlu bir kaygım yok, ancak bu iki insanı karşı karşıya getirdiğimde çokça şey keşfettim.Mesela kıskançlık.Kendimden bilirim; ne vakit mutsuz olsam ve ne vakit ’’yağmurlu zamanlarım’’ denk gelse kendini açık eden bu durumda hep mutlu ve bahtiyar insanlara takılır gözlerim. Pencereye vuran yağmur damlaları arkasında sokakta koşuşturan mesut insanları seyre dalarım. Sessiz bir hüzün ve içteniçe bir kıskançlıkla...Anlarım ki yağmur, mutlu insanlar için biraz gereğinden fazla –sevinçli- bir zorunluluktur...Bir diğeri; haksızılığa uğramışlık, bir mağdurluk hissidir ki bu duyguya kapılan bir ’’mutsuz insan’’ için dünyayı anlamak oldukça güçleşir. Her şeyin bir kurgu,herkesin oyuncu ve yaşadığım tüm şeylerin bir senaryo olduğunu düşünürüm bazen (belki ’’kader senaryosu’’ kim bilir?). Bazen dışarı çıkarım.Görürüm ki parklarda, sokaklarda, camii avlularında, çarşılarda gezinen ve o günlük ezici telaşenin içinde mutlu olabilen o kadar çok insan vardır ki! Ziya Osman’ın anlattığı gibi her yer adeta bir ’’Mesut insanlar fotoğrafhanesi’’...Dünyaya aldırmayıp o olumsuzluklar içinde mutlu olmayı başarabilen onca insan...Ben henüz 20 yaşındayım ve bunu beceremiyen biri olarak bu tip manzaralar beni çok etkiler. İşte o zamanlar kendimi gerçek manada aciz ve mağdur hissederim. Ancak bu mağduriyet duygusu mutlu olmasını bilemeyen biri için yersizdir. Çünkü kimsenin suçu yoktur. Kendini yaralayan birinin suç işlemiş olmaması gibi açık seçik, zahiridir her şey...
Mutluluk gerçek anlamıyla bir erdem, ve karşılığı hem çok fazla hem de bir hiç kadar basit. Mutluluğun bir piyango gibi nerde saklı olduğunu bilemiyoruz.Alınan bir duada,bir iftar arefesinde ya da sevgilinin bir bakışında yahut ansızın bir dost ziyaretinde...inanıyorum ki huzurun ve mutluluğun asıl sebebi de işte bu bilgisizlik ve cehalet..Bu cehalet ki insana tatlı bir haz kaynağı oluşturuyor. Gelecekteki keder ve sıkıntıları bilememe ve bu sıkıntılardan arınmışlık, insana verilmiş büyük bir nimet. Bundandır ki gelecek hep güzel tasavvur ediliyor, her laf ’’her şey güzel olacak’’ manasıyla nihayetleniyor. Bundandır ki dağların bile kaldıramadığı ölümü güle oynaya taşıyabilen tek canlı, biz insanlarız. Ancak bahsettiğim bu haller bazı travmatik durumları da beraberinde taşımakta. Mutlu olduğunun farkına varamayan insanlar olduğu gibi mutlu olduğunu sanıp kendini kandıran insanların çokluğu da bir hayli fazladır. Ben daha çok ikincisini yaşıyanlardanım. Mutlu olduğu yanlışına düşüp Büyük İskender gibi kendini kandıran ne çok insan vardır değil mi? Büyük İskenderin dalkavukları onu, Zeus’un oğlu olduğuna inandırmışlar. Bir gün yaralanıp da yarasından kan aktığını görünce:’’Buna ne diyeceksiniz, bakalım? demiş; kıpkızıl, mis gibi insan kanı değil mi bu?’’ Destanlardaki tanrıların yarasından akan kan hiç te böyle değil.’’
Ben artık kendimi kandırmıyorum. Ve sanırım gerçek manada mutlu ve huzurlu olduğum yeri keşfetmek bahtiyarlığına ulaşmış birisiyim.Şu geçen ömrü dakikalarımda şu sırrı çözdüm ki; aklımın en rahat, içimin en huzurlu ve de gerçek mutluluğun az çok tadını alabildiğim tek yer seccadeler...Ve inanıyorum ki bu yağmurlu günlerim, rahmetin farklı bir tecellisi...




Allah kimseye zulmetmez...
Yüreğinize kaleminize güçverene şükürler olsun ki mutluluğu bulmussunuz ve yine şükürler olsun ki, aynı duyguları yaşayanların (mutluluğu arayanların) imdadına koşacak bir yazı yazmışsınız...
Rabbim bir Ayet-i Kerime'de buyuruyor ki " bismihi, Haberiniz olsun ki; Kalpler yalnızca Allah'ı zikretmekle tatmin olur, sükûna erer, rahatlar." (Ra'd, 28)"
Yaratılış gereği insanlarda sonsuzluk arzusu ve mükemmeliyetçilik duygusu vardır ve dünyada'da sürekli bunun peşinde koşmaktadır ve hiçbir zaman doymamaktadır ve de doymayacaktır... Her zaman daha fazlası, daha fazlası... Ve dünyayı seven, dünyaya, dünyalığa tapan Rabbini unutur ve yine yaratılış gereği, vicdanımız her zaman bizi içteniçe gerçeklere çağırdığında ise onun sesini dinlemediğimiz için, karşı çıktığımız için de mutsuz oluruz...
Rabbimiz diyor ki " Bismihi, Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler."
Rabbim kendine zulmedenlerden eylemesin bizleri inş.
Gönlünüzün sahibine emanet olun
Saadet(mutluluk); huzurla
Saadet(mutluluk); huzurla gelen misafir...Bize düşen saadeti değil, huzuru aramak. Saadet; huzur evine konan bir misafirden başka bir şey midir ki? Mihmandarlıksa, vazifemiz...Ve's-selam...
Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.