NE OKUMALIYIZ?

Kategoriler:

Kimimiz derslerini geçmek için, kimimiz ekmek parası kazanmak için, kimimizse boş vakitlerini değerlendirmek için okuduğunu söyler eder durur. Çünkü okuduklarımıza kılıf uydurmaya bayılırız. Azıcık aklı olan, okumanın bunlardan öte bir eylem olduğunu rahatlıkla anlayacak kabiliyete sahiptir. Esasında bu kabiliyet bizde ezelden beri bulunmaktadır; ancak bu mesele bizi ne okumamız gerektiğinden uzaklaştıracağı için bu kaideyi görmezden geliyorum.

En başta bilinmesi gerekir ki okumanın hiçbir kılıfı olmaz, olamaz. Hepimiz bir araya gelip bir çuval dolusu neden de bulsak, bu nedenler okuma eyleminin karşısında kimliksiz kalır. Zira okumayla gelen eylem, bahsi geçen eylemlerin hepsinin ötesindedir. Ötesindedir çünkü, uydurduğumuz kılıfın içini ya da dışını dolduran sadece okuma eylemidir. Okul, iş, aile ve hatta toplumsal yaşamımızda bulunan rolleri yahut statüleri okuyarak değil, bu eylemi yerine gereğince getirdiğimiz (ya da getiremediğimiz) için edinmişizdir. Serüvenin sonuna gelmeden yaşam basamaklarının birçoğunu eşin dostun yardımıyla çıktıktan sonra nihayetinde rutine kavuşan yorgun (!) vücutlarımızı dinlendirmek için, onca okuduklarımızı unutarak biraz dinlenmeyi (?) uygun bulur ve öğünümüzü, bu zamana kadar okuduklarımızla, tatlandırmaya gayret ederiz.

Gelin böyle davranmayalım ve okumaya devam edelim. Ama okumalarınız sırasında illâki gittikçe ağırlaşan kavramların içine cebelleşeceksiniz diye bir kaide yok. Hatta kitap okuyacaksınız diye de bir kaide yok. Gazete okuyun, dergi okuyun, broşürleri okuyun... Biliniz ki aklın yolu birdir. Şayet okuduklarınızdan aldığınız anlamlara anlam katmaya gayret ediyorsanız o zaman biliniz ki eninde sonunda okuduklarınız diğer insanların okuduklarıyla eşleşecektir. İşte bu zaman okuduklarınızı değerlendirebilecek ve arkına kavuşan su gibi, denize kavuşana kadar, bir yolda akma yeteneğine sahip olacaksınız. Bu yetenek de sizi yaşama bağlayan köprüyü güçlendirecek, arayan beyinlerle sohbete götürecek ve hatta acılarınıza, yokluklarınıza derman olacaktır.

Birilerinin dediği üzere popüler ya da kötü denilen yazı ya da yazarları okumaktan çekinmeyiniz. Bu notlar hiçbir zaman gerçeği yansıtmayacaktır. Çünkü beyni aç olan okuduğunuza not vermekle değil, tersine, okumaya teşvikle uğraşır. Ama vesveseler ve gaibin en derininden gelen bu sesler hiçbir zaman kesilmez. Nietzsche okuyan, Platon okuyana; Platon okuyan, Gazali okuyana; Gazali okuyan, Hume okuyana; Hume okuyan, Orhan Pamuk okuyana; Orhan Pamuk okuyan Ahmet Altan, Cezmi Ersöz ya da Tarık Tufan okuyana daima öykünür. Boş verin siz. Bunların hepsi hurâfe. Okuma eyleminin anlamı okuduğuna not vermek değildir. Okuma eyleminin anlamı, yazanın ne anlattığını ayrıntısıyla anlayabilmektir. Zira akıllından akıllı, cahilden cahil, kötüden kötü vardır. Biz, okuyarak sadece bu tecrübelerimizi artırır ve düşüncelerimizi zenginleştirerek yaşamımıza dair disiplinimizi en üst düzeye çıkarmaya çalışırız.

Lakırdıyla geçen vaktimizin onda birini okumakla geçirseydik, lakırdı edecek ne az sözümüz olurdu öyle değil mi? Çünkü o zaman konuşmadan önce düşünmek zorunda kalırdık. Düşündükçe de cahilliğimizi görür, sükunetimize sarılıp okumaya, öğrenmeye, bilmeye, anlamaya can atmaz mıydık?

Okuyunuz! İster karikatür dergileri, ister mühendis kitapları, ister biletlerin üzerini... Okuyacak bir şeylerinizin olmadığnıı düşünüyor ya da söylüyorsanız, o zaman canınıza okumaya başlayabilirsiniz...

Daima okuyacak bir şeyin olması ne güzel öyle değil mi?

- Nasıl okumalıyız?

Okumak

"Ne okumalıyız" başlığının altında daha fazlasını sunmalıydı bu yazı bence. Yazınızı faydalı ancak eksik bulduğumu belirtmek isterim.
"Okumak" kavramını okumalı Ademoğlu önce. Üzerinde harf bulunan her kağıdı okumak demek olursa Okumak eylemi; hiçbir kağıt işe yaramaz diye düşünüyorum.
"Oku" kelimesinin ilk vahiy oluşu, Peygamberin "ben okuma bilmem" deyişinin ve bunu yineleyişinin ardından, (harf okumayı bilmemesine rağmen) Allah'ın adıyla başlamış olmasının bendeki te'vili ekseninde; Evrenin tümünü Allah'ın sayısız ayetlerini barındıran bir kitap, Allah adını bu kitapın dili, anlayabilenin Eşref-i mahlukat, şerefinin ise anlamış olması olduğunu düşünüyorum.
Hayatın tamamı tek bir hareket, eylemin adı OKUMAK. Tek sermayemiz ömrümüz ya, o da işte okuduğumuzun anladığımız kadarı...
Selam ve Dua ile...

Maksat bu değil mi?

Zaten bu nedenle yazıyor, söyleşiyor değil miyiz? Yaptığımız ya da yapmaya gayret ettiğimiz birimizin açığını diğerinin kapatması değil mi?

Okumak bitmez efendim. Okumayı tekrar tekrar okumalıyız.

Bu nedenle paylaşmalıyız, okumak için. Anlamak için...

okumak, okumak,okumak...

Okumayan insanların iç huzurunu herzaman hep merak etmişimdir ya da okumadan nasıl yaşayabildiklerini... Okumak insan oğluna verilen en büyük değer... Fakat biz bu değeri git gide yitiriyoruz. Bir yerlerden başlamak lazım. Küçük bir kağıt parçasındaki bir cümleyi bile okuyup anlamak yetecektir daha çok okuma isteğinin zeminini hazırlamaya...

okumak...

sevgili sebnem insanların okumadan nasıl yasayabildiklerini hep merak etmişsin?bunun cevabını bulman için ne evliya gibi gezmen lazım ne de aşırı bir gayret göstermen.en basitindenetrafına baksan yeter.tam veriyi hatırlayamayacagım ama söyle bişeydi sanırım:japonyada ortalama bir insan bir senede 20-25 kitap okurken türkiye de sene de -yanlıs hatırlamıyorumdur umarım- 12 insan bir kitap okuyor..bu durumda ülkelerin gelişmişlik düzeyine bakmak lazım ki,durum ortada.
inasanlar kitap okumadan yapabilir ama bunun neticesine de katlanmak mecburiyetindedir.kırsal kesimlere gidecek olursan görürsün ki popüler kültürün çerez haberleşme araçları insanımızın kanına girmiş durumdadır.tv izlemek cok daha kolay gelmeketedir insana kitap okumaya nazaran.aslında bu bu kadar kolay değil ama genel itibariyle böyle.
bir yerlerden başlamak lazım dogru ama bu insanımızı değiştirmeden önce kendine aydın diyen insaların kendini değiştirmesinden başlamalıdır bence.faşizan tavırlar takınarak veya inkilapçılık yapan tavırlar sergileyerek amaca hizmet edileceğini sanmıyorum..
teşekkürler

iyi ama okumayan daha huzurlu ise

şebnem kardeş yorumunu yeni okudum. daha doğrusu yeni üye oldum bu siteye... okumak sorumluluk gerektirir ve bu sorumluluk insanı çoğu zaman huzursuz eder..şayet okumayan huzursuz diyorsanız, okuyanlarında huzurlu olması gerekmezmi ?... ben ne zaman okuduğum bir cümle ile huzuru bulduğumu hatırlamıyorum. okumak bir doğum sancısıdır... şayet doğum gerçekleşirse rahat eder insan...yoksa sancıdan kurtulamaz.bir tavuk yumurtlarken feryat ediyorsa bu feryat daim değildir. yumurtladıktan sonra huzuru bulur...
ayrıca ben köylüyüm, süslü kelimeleri bilmem... örneklerim doğadan oluyor ve belki de çok basit ama herkes anlayabilir... anlaşılmamak için yazanlara ne demeli ! mesela san a arı hikayesi anlatayım..

arılar her türlü çiçeği gezer ve bal yapacağı zerreleri toplar..
bal arısı bal yapmak için çiçekleri gezer ve balını insanlık ve kendisi için ortaya kor...

eşek arısı çiçekleri gezer ve bal yapmak yerine zehir yapar ve bununla insanlara zarar vermek ve kendi gücünü artırmak için kullanır.

bazı bal arıları ise bazen dikkatsizlikten bazen bilmeden zehirli çiçek zerrelerini toplar ve bal yapar. ve bunun insanların hizmetine sunar, onların zehirlenmesine sebep olur. kendisi hiç bir zaman zehirlenmez...

şimdi okumak deyince kendimizi hangi arıya benzeterek okuduğumuzu sorgulayalım mı.. sağlıcakla kal ve kusura kalma ben süslü kelimeleri bilmem..istemeden kırdı isem affola...

...aldanmıştır.

Haddim olmadan alındım, affedin.

Güzelce, gönlünüzden koptuğu gibi, aklınızın yettiği gibi yazmış ve bir de altına güzelce "ben köylüyüm, süslü kelimeleri bilmem... örneklerim doğadan oluyor ve belki de çok basit ama herkes anlayabilir..." diyerek eklemişsiniz, iyi de etmişsiniz.

Bu cümleyi öyle bir kurmuşsunuz ki sanki size yanıt verecek kişi süslü kelimeler kullanacak ya da size yanıt verecek kişi dünyanın en akıllı kişisi olsa bile sizin gibi, size özel düşünmek zorunda kalacak ve aklı yettiğince bir cevap verecek. Meselenin çözümünü kim nereden alır bilemem; ancak bu ifadenin hoş olmadığını düşünüyorum. Zira şimdiye kadar hiçkimseye yaşadığı yer ya da düşündüğü fikirler dolayısıyla ayrıcalık tanımadık, göstermedik. Peki bilmediğiniz ve hatta bilmeyi düşünmediğiniz için nasıl oluyor da siz hak istiyorsunuz? Anlayabilmiş değilim...

Kendinizce bir çözümleme üretip "arı/bal" hikayesi ile meseleyi soruşturuyorsunuz, şükür; ancak her örnek her meseleye uymaz. Müsade ederseniz ben de bu üzeri yazılı kağıdı değiştirip fikirlerimi boş bir kağıda yazmak istiyorum.

Öncelikle şunu düşününüz. Acaba sizin bu düşündüklerinizi tarihte düşünen ilk kişi siz misiniz? Bu soruya vermeniz gereken yanıt şüphesiz "Hayır!" olmalı. Peki, siz bu düşündüklerinize verilen yanıtları lağıyla okuyarak aramıyorsunuz ve mümkün mertebe söyleşerek, tartışarak bulmaya çalışıyorsunuz, yani kendinizi bu sorulara yanıt aramak için yormuyorsunuz ve dinledikleriniz etrafında yarattığınız dünyaya çekilip huzurlu olduğunuzu düşünüyorsunuz. Ne alâ...

Sizden ricam, yazdığım sözcüklerin üzerinizde yarattığı etkiyi bir an olsun düşünmeyiverin ve Platon'un meşhur "Mağara Mitosu"nu okuyun. Okuduktan sonra bir şeyler içinizde hala değişediyse durun ve Müslüman alemini düşünün. Düşünsenize, bir kutsal kitap var ve etrafında milyarlarca insan el ele tutuşmaya gayret ediyor. Kitaptan ilk duyulan "Oku!"...

Bu da mı olmadı? Yine durun, hareket etmeyin ve aklınızın size neden verildiğini düşünün. Huzurlu olmak için mi? Okuyanlar yalnız huzuru aradığı için mi okuyor? Okuyanların neyi aradığını anlamak istiyorsanız konuşmaktan daha fazlasını yapmanız gerekir. Bu da ancak okumakla olur.

Bunların hiçbirisinin tutmama ihtimali yok. Siz aradığınız sürece doğrular sizinle karşılaşmak için can atar; ama önce kendinize bir üslup edininiz efendim.

Samimiyetle

Ben nacizane fikrimi

Ben nacizane fikrimi belirteyim.. OKUmayı öğrenen .. (okuyan )insan zaten bunun bilincine varmış insandır..okumak için bir sebep aramaz ..merak.ilgi.heves.öğrenmek..vakit geçirmek..vs ..okumanın lezzetini biliyordur..her damak illaki bir şeylerden tat alır..
aradığın her neyse bulursun.huzur..korku..bilgelik.ilim.bilim.. seçmek sana kalmış..tecrübelerin ve bilginin paylaşıldığı,öğretildiği
ayrı bir alemdir okuma dünyası ..rüyalarımız düşlerimiz ve gerçeklerimiz harman olmuş ..bence keyfini sürmek önemli derim..sevgiyle bilgiyle keyifle kalın...

Cemil Meriç üstadın "okuma" sı...

"Tecessüsümüz yeni fetihlere kanatlanırken, gündeliğe, bayağıya, alışılmışa takılıp kalan bir dikkat ne kadar zavallı. Okumak, iki ruh arasında âşıkane bir mülakattır." Bir başka tespit: "Okumuyoruz. Kitaplar çoğaldıkça okuma sevgisi azalıyor. Ama, yine de birçokları için okuma bir hastalık. Böyleleri incelemek, düşünmek, dinlemek, eğlenmek için okumaz; okumak için okur. Ne sanat heyecanı ararlar, ne zekâlarını geliştirme emelindedirler. Çok okurlar, ellerine geçeni okurlar. Sabırsızdırlar, sırtlarından bir yük atmak isterler sanki. Okuduklarını reddetmek veya tartışmak ihtiyacını duymazlar."

Buradan çıkan sonuç, okumanın "amaçsız" olması ya da sadece "okumuş olma" amacını tatmin etmesi, sık rastlanan bir durum. Fakat başkasıyla olmasa bile, en azından kişinin kendi iç dünyası ile bir hesaplaşmaya-tartışmaya zemin hazırlamalı "okunan" ...

Bu nedenle bu sayfalarda kitaplar arasında gezerken, acımasız eleştirilerin olması, bazı agresif üslupların sık bulunması, bu siteyi cazip kılıyor. Hakkaniyeti ihlal etmemek kaydı ile okunası bulduğumuz her kitabı okuyabiliriz ama bir şartla: Burada veya bir başka yerde en azından bir kısmını "paylaşmak" şartı ile..

Başlık hoş ama...

Süleyman Topcu
"Ne okumalıyız"ın cevabı her insanın dünya görüşü doğrultusunda çeşitlilik arzeder. nitekim bu yazının sonunda ana fikir olarakta ortaya çıkan budur.her yazarı,her kitabı,her konuyu okumak zihni yormaktan ve boşa vakit harcamaktan başka bir şey değildir bana göre.
Okumada seçici olmak,ne okuduğunu ve niçin okuduğunu bilmek,okumanın amacına hizmet eder.aksi halde hafızayı gereksiz cümlelerle doldurup, bir çöp sepeti haline getirmekten öteye gitmez.
İnsan öncelikle kendini okumalıdır.kendini okuyacak basiretten yoksun olan insan,ne hayatı okuyabilir,ne de her biri ayrı bir kitap olan insanı okuyabilir.
Allah "nasıl okumalı" ve "ne okumalı"nın cevabını ilk vahyin hemen akabindeki ayette belirtmiş: "Yaradan Rabbinin adıyla oku."

Bedenın ihtiyacı yemek

Bedenın ihtiyacı yemek içmektir ama her ne olursa olsun yeterki açlık ihtiyacımızı gidersin diye yemek yemek çabuk hastalandırır, çabuk yaşlandırır ve çabuk öldürür ama dengeli beslenmek hastalıkları engeller geç yaşlandırır ve ömrü uzatır demekki dengeli beslenmek hayat kurtarır.Gelelim ruhumuzun gıdasına okumak ögrenmek her ne olursa olsun yeterki okumuş olmuş olalım diye okumak ruhu hastalandırır,yaşlandırır ve öldürür eğer okuduğumuz herşey bize maslahat sağlasaydı okuyan her insan mükemmel insan olurdu ama sizde takdir edersiniz ki okuyan her insan mükemmel insan değildir,demekki ruhun gıdasını doğru vermek gerek taki ruhumuz sağlığını yitirmesin ve ölmesin. nacizane fikrim saygılarımla

Okumak üzerine

Okumak üzerine yazılan yazıları ve yapılan yorumları okuduğumu belirtmek isterim. Okumalıyız ama ne olursa olsun okumalıyız düşüncesinin belki halis bir niyetle ifade edilmiş olmasına rağmen, dezenformasyonun had safhaya çıktığı, insanların beyinlerinin ve düşünce dünyalarının bu dezenforme edilmiş bilgilerle yönlendirildiği günümüzde okuma faaliyetlerimizde seçici olma hassasiyeti de elzem bir hal almaktadır diye düşünmekteyim. Okumak; bilgi edinmek,düşünülenler üzerine tekrar düşünmek ve kendi düşündüklerimizi tekrardan düşünebilmektir. Okumak görünen gerçekle beraber görünenin arkasında ki görünmeyen gerçeği de okuyabilmektir. Belki de asıl okumak bunların tümünü bir terkip halinde yapabilme faaliyetidir. İnsanlarında hayvanlar gibi fizyolojik ya da biyolojik ihtiyaçları vardır; ama hayvanlar bu ihtiyaçlarını temin etmede içgüdüleriyle hareket ederken, insanlar yapabilme ihtimaliyeti olan seçenekler arasından düşünce yoluyla elde ettiği kararlar neticesinde tercihlerini yaparlar. Düşünce insana has bir faaliyet değildir, hayvanlar da düşünebilir; fakat insan düşüncesini hayvanların yaptığı düşünme faaliyetinden ayıran nokta, insanın kendi düşüncesini kendi önüne koyabilmesi ve kendi düşüncesi üzerine tekrardan düşünebilmesidir. İnsanların kendi düşüncelerini tekrardan düşünebilmesi olayı insan ve hayvanlar arsındaki algı farklılığının bir neticesidir. Şöyleki hayvanlar da duyu yetisine sahiptir fakat duyularıyla algıladıkları kesit algı alanı dışına çıktığında artık hayvan için bir anlam ifade etmez, yani önceki algılar artık kaybolmuştur fakat insan da ise algı alanı dışına çıkılsa bile daha önceki duyumlar semboller vasıtasıyla kodlanır ve bilinçaltına yerleştirilir. Beyin o kodlara gönderme yaptığında daha önce kodlanan bilinçaltı bilgiler bilinç düzeyine yükselir. Böylelikle insanın düşünme faaliyeti başlamış olur. Duyum ve algı yoluyla elde edilen veriler zor ve zahmetli bir şekilde işlenip bilgi haline gelir. Okuma yoluyla ise daha önceden o süreçten geçmiş hazır bilgiler elde edilir. Böylelikle düşünme faaliyeti hızlanır ve düşünce dünyamız genişler, zenginleşir ve derinleşir. Okuma faaliyetinin düşünce dünyamıza bir katkısı da dünyanın dört bir tarafındaki bilgi ve düşüncelerin hazır olarak önümüze sunuluyor olmasıdır. Platon'un Mağara Metaforu gerçekliğin izafiyeti konusunda çarpıcı bir yaklaşımdır ve her edindiğimiz bilginin de doğruluğunu sorgulamamız gerektiği hususunda önemli bir uyarıcıdır. Özetle, düşünce dünyamızın zenginleşmesi ve derinleşmesi için olmazsa olmaz olan doğru bilginin elde edilmesinde okuma faaliyetlerimizdeki hassasiyetimiz ve tercihlerimiz büyük rol oynayacaktır.

saygılarımla...

Okumak, çok boyutlu bir

Okumak, çok boyutlu bir eylem...Her şey okuma alanına girer...Rüyayı yorumlamak bir okumadır; gezmek ve görmek, bir okumadır; sevmek, bir okumadır; kainatı seyretmek, bir okumadır, doğmak ve ölmek...fakat herkes okumayı bilemeyebilir, okuduğunu anlayamayabilir, yanlış ve eksik anlayabilir...Okumak, kutlu hakikate götürecekse, okuma olur. İkra'nın anlamı ve amacı budur nihayetinde...Ve's-selam...

Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.

oku yaradan rabbinin adıyla oku!

başlığa bir ayet meali ile girdik diye okumayı rabbin bir emri olarak gösterme niyetinde değilim.evet öyledir fakat öyle de değildir. bu ayet mealine farklı bir bakış açısı getirmek istiyorum.şöyleki;okuma yazması olmayan bir peygambere böyle bir vahiy neden geldi?diye düşünmeden edemiyor insan.lakin biz bunu günümüzde sıkça okumalıyız, kuranın ilk emri budur diye kitaplara abanmakta bulduk,oysa işin içinde kainatı okumak diye bir kavramda beliriverdi ama bunu görmezden geldik daha doğrusu göremedik şimdi etrafınıza bakın sevdiğiniz onca kitaplardan farzı muhal dünya klasiklerinden ziyade okunacak çok şey var kainatta vesselam.nasıl okuyacağınada herkes kendi karar verebilir düşüncesindeyim.

okumak...

Evet okuma çok çeşitlidir. Hatta davet de bir okumadır. Eskiden veya şuan da bazı yerlerde vardır belki,düğüne çağırma işine okuma denirmiş. Bugünkü düğün davetiyesinin yerini tutuyor. İlk başta alaka kuramayabilirsiniz okuma ile. Ancak bir yazıyı okumak ,onu hafızaya davet etmek demektir.
ve hepimiz için bu dünyada düğün vaktine, yani ölüme kadar verilen süre, düğün için okuma, konuşma ve yazma ile geçer. Bunların hepsi düğünden sonra verilecek deftere kaydedilecektir.
Evet okuma için bahaneler bulmamalı, ancak hangi tür okuma olursa olsun bu bilinç (bunların hepsinin düğünden sonra verilecek deftere kaydedileceği)ile okumalıyız diye düşünüyorum.

"Ne" Okumalıyız

Okumak tercihli bir eylemdir. İnsanın evren üzerindeki yerini tespit ve tayin etmesi noktasında, kendisini anlamlandırabilmesi hiçte kolay bir iş değildir ve bu zorluğu Rahman olan gidermiş ve insanı hoş bir şekilde donatmıştır. Ve hatta Rahman ve Rahim liğinden "iqra" demiştir kul görünümlü, sevgiliye.

Alemi okumak

Basit bir okuyuş olarakta algılayabiliriz de oku'mayı.Bize Din-i islamda anlatılan okuyuştan almamız gerekendir aslolan;alemi okumaya yardımcı bir okuma'dır burada bahsedilen.
Nasıl mı?Baktığı her yaratılanda Yaratan'a dair biliş'lere eğer yol veriyorsa (ah ki böyle okuyabilsek keşke) işte okuduğunuz ne tür bir eser olursa olsun o okumadır hak olan.Ki sizi Hak'ka götürüyordur.Nice böyle okumalara inşallah...