BEN VE ÖZGÜRLÜK YOLUNDA


Bir zanna sahip oldun,seni sen sandın
Halbuki sen olmazsın..hiç olmadın...

Sen,sen olunca..şüphesiz bir Rabb kaldın;
Geç bu zannı:İki şeyin biri kaldın…

Varlıkta hiç fark yok,ikiniz de aydın;
Ne senden ayrılan,ne ondan ayrıldın..

Sen ki,cehlen yabancılık sözü attın;
Serteldin,cehlin gidince narin kaldın..

Ayrılığın vuslat,vuslatın ayrılık;
Böyle hoş oldun:Yakınlığın uzaklık..

Sakın ha..Allah’a ortak kılmayasın;
Ki,düşmeyesin..şirkle düşük kalırsın…

Muhiddîn-i Arabî

Bilen, hem söyleyen, hem işleyen
SENsin el-Hak, cümleden BİR görünen
Ken’an’da da daim, Allah var, diyen
SENsin Allah, sensin ancak bi-güman

Geçen yazımızdaki KENAN RİFAİ Hz.nin bir beytini alıntı yapmıştım , bu beyti ve birkaç beyti kapasitemizce analiz ederek özgürlük okyanusunda dalgalanmaya çalışacağız.

Hakikati yaşamışlar(özgür O’lanlar) her kelimeye bir derya sığdırmışlar ,burada geçen bi-güman lafzı bence çok önemlidir. Güman; zann, varsanı,şüphe,kaygı, gibi anlamlara gelir .Aslında asıl anlam direk vehim demektir.

Geldik idi dünyaya
Biz de zaman içinde
Ömrüm de geldi geçti
Güman yaman içinde.

Yunus Emre

Özgürlük için gümandan geçmek gerekmiş.Ama asıl olayın inceliği
bi-güman olması ;yani gümanın B’den kaynaklanması,gümandan geçmemiz dilenmemişse yanı özgür olmak kolaylaştırılmamışsa ne desek boş.Zaten o yüzden demiş ya:

Bilen, hem söyleyen, hem işleyen
SENsin el-Hak, cümleden BİR görünen
Ken’an’da da daim, Allah var, diyen
SENsin Allah, sensin ancak bi-güman

ALLAH İSTEMEDİKÇE SİZ İSTEYEMEZSİNİZ!.. (İnsan-30)

HALBUKİ SİZİ DE YAPAGELDİĞİNİZ ŞEYLERİ DE ALLAH YARATMIŞTIR!.. (Saffat-96)

- "YERYÜZÜNDE VEYA NEFİSLERİNİZDE SİZE İSABET EDEN BİR MÜSİBET, BİZİM ONU YARATMAMIZDAN EVVEL, MUTLAKA BİR KİTAPTA YAZILMIŞTIR. BUNU, ÖNCEDEN MUKADDER VE YAZILI OLDUĞUNU BİLİP; ELİNİZDEN ÇIKAN ŞEYLERDEN DOLAYI ÜZÜLMEMENİZ VE ELİNİZE GİREN İLE DE SEVİNİP ŞIMARMAMANIZ İÇİN (açıklıyoruz)!.. ALLAH DÜNYALIKLA BÖBÜRLENENİ SEVMEZ" (Hadîd-22/23)

- YÜRÜR HİÇ BİR MAHLUK HARİÇ OLMAMAK ÜZERE HEPSİNİ ALNINDA ÇEKİP YÜRÜTEN O'DUR!.. (Hud-56)

DE Kİ: HEPSİ DE KENDİ PROGRAMLARI DOĞRULTUSUNDA (Şakûllerinde) FİİLLER ORTAYA KOYARLAR. (İsra-84)

Buna üzülsek mi yerinsek mi diye düşünebiliriz ama

DİLEDİĞİNİ YAPAR. (Bürûc-16) ; YAPTIKLARINDAN SUAL SORULMAZ!.. (Enbiya-23)

Bunları düşünüp biraz daha farklı bakmak gerektiğini anlıyoruz.Bu demek değil ki ümitsizliğe kapılalım, asla:

"ALLAH DE, ÖTESİNİ BIRAK..." (En’âm-91)

Ravhullah’dan (Allah rahmetinden) ye’se düşmeyin... Çünkü kafirler kavminden başkası Allah rahmetinden ümit kesmez”.(Yusuf-87)

De ki: “Ey kendi nefsleri aleyhine israf eden kullarım!... Allah’ın Rahmetinden/Rahmetullah’tan ümit kesmeyin (Rahmeti, gadabını öne geçmiştir)... Muhakkak ki Allah bütün zenbleri (günahları) mağfiret eder... Muhakkak ki O, Ğafur’dur, Rahıym’dir”.(Zümer 53)

Durum böyle olunca bize düşense ‘’İSTEMEK’’

"Eğer kulum, bana ellerini kaldırır da dua ederse, ben o elleri boş olarak geri çevirmekten hayâ ederim." Evet, bu bir Hadîsi Kudsî.

Bu konudaki bir başka Hadîs-i Kudsî de şöyle: "Ey âdem oğlu, dua senden icabet benden; istiğfar senden, bağışlamak benden; tövbe senden, kabul etmek benden; şükür senden, fazlasıyla vermek benden; sabır senden, yardım benden... Ne istedin ki benden sana vermedim."

İşte bu Hadîsi Kudsîyi destekleyen Ayet-i Kerîme:
Bakara 186-) Ve iza seeleke ıbadiy anniy feinniy kariyb* uciybu da'vetedda’ı iza deani, felyesteciybu liy vel yu'minu Biy leallehüm yerşudun;

(Rasûlüm) kullarım sana, Ben’den sorarlarsa, şüphesiz ki Ben Kariyb’im/yakınımdır... Dua ettiğinde dua edenin duasına (duası anında) icabet ederim... O halde onlar da Bana isticabet (icabet) ve (B sırrıyla) Bana iman etsinler, ki doğru yolu bulup olgunlaşabilsinler (rüşdlerine nail olabilsinler)

Bu konuya açıklık getiren diğer bir hadîs-i kudsî de şudur: "Ben, kulumun zannı üzereyim. Artık dilediği gibi düşünsün!.." Yani siz dua ederken, o duanızın kesinlikle kabul göreceğini düşünürseniz, biliniz ki mutlaka isteğiniz meydana gelecektir!..

Nitekim, bu açıdan olaya bakıldığı içindir ki, önde gelen evliyâullahdan İmamı Rabbanî Ahmed Faruk Serhendî şöyle demiştir:

"Bir şeyi istemek, ona nâil olmak demektir; Zirâ Allâhu Teâlâ kabul etmeyeceği duayı kuluna ettirmez."

Burada şu ayeti de incelesek çok yerinde olur diye düşünüyorum

Oyaladı o çokluk kuruntusu sizleri(TEKÂSÜR-1) - Elhakümüt tekasürü,

Dikkat buyurursak ayet çokluğa kuruntu diyor;aslında çokluğun olmadığı açıkca vurgulanıyor.Tasavvufta kuruntunun eşanlamlısı Vehim’dir=Var’ı Yok;Yok’u Var sanmaktır.Vehimden kurtuluş VAHDET’i getirir der HAK(Özgürlük) yolcuları.

Tekrar özgürlük yoluna devam edebiliriz artık:

Gören candır yine canan yüzünü
Temaşa kendi eder yine kendi özünü
Gören ve görünen oldur hakikat
İşiten, söyleyen oldur sözünü

LAMEKANI

İlk yazıda kullandığımız başka özgür bir ZÂT’ın beyti,
Buradaki temaşa yine özgür olmak için verilen bir şifredir bence;

Temaşa: gösterim,sahnede herhangi bir meydanda ya da perde üzerinde oynanan,göze ve kulağa hitap eden dansların tümüdür…Orta oyunu,gölge oyunu,opera bale …gibi

İşte burada artık Ömer Hayyam'ın ünlü Çark-ı felek rubaisini düşünmenin tam sırası.

Düşmüş feleğin çarkına,hep fırlalanırız.
Sizler onu esrarlı fenermiş sanınız.
Evren koca fânus ve güneş lambasıdır.
Bizler de biçim simge bireyler kalırız.

Rüştü Şardağ Çevirisi

Ama Fritz Gerald’ın hayal güzyle zengişleştirdiği çeviri de çok önemli:

Bizler,Gösteri Sahibinin geceyarısı;
Güneşle aydınlatılmış yuvarlak fenerini üzerine tuttuğu
Gelip geçici Büyülü Gölgenin içinde,
Sıra sıra kıpırdaşan biçimleriz yalnızca.

Varlık atfettiğimiz bizler varlık Zann’ından geçip emaneti ASL O’lan varlığa iade ettiğimizde yani: Her Şey Fâni;HUvel Bâki’yi yaşadığımızda inşallah o zaman özgürlüğe kanat çırparsınız der Hâk erenler.

Allah vardır;Gayrısı yoktur denmiş özgür olanlarca.
Ayrı, gayrıdan geçip yürüyelim dostlar gidebildiğimiz kadar ,

Arayan, (aradığını) bulana kadar aramayı bırakmasın ve bulunca şaşıracak ve şaşkınlıkta kalarak hayran olacak ve her şey üstünde hüküm sürecek.
Hz.İsa - Thomas İncili

Arayan bulur ister belasını ister Mevlasını.

Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş,
Bürhan aradım aslıma, aslım bana bürhan imiş!..

Sağı solu gözler idim, DOST yüzün görsem deyu,
Ben taşrada arar idim, ol can içre CANAN imiş!..

Öyle sanırdım, ayrıyem; DOST ayrıdır, ben gayrıyem
Benden görüp işiteni, bildim ol canan imiş!..

KENAN RİFAİ

İşte geldik asıl anlama:

Man arefe nefsehu, fakat arefe rabbehu
Nefsini sen bilmeden, sübhanı arzularsın.

Dağlar gibi kuşatmış BENLİK günahı seni
Günahını bilmeden, gufranı arzularsan.

NİYAZİ MISRİ

Diyen olabilir niye hep yaşamışların sözünü yazıyoruz da kendi sözlerimizi yazmıyoruz:

Dostlar, derler ki:Yaşayan bilir;Bilen konuşur!

Biz zannettik ki okuyan bilir ,anladık ki yaşayan bilirmiş. Biz şu an yaşayamadığımız içindir ki Yaşayanlardan(O’KU yanlardan) anlayabildiğimiz kadarını sizlerle paylaşıyoruz.Yorumlar acizanedir ,sürç’ü lisan ettiysek affola.Allah(Celle CelaluHÛ) cümlemizi yaşayanlardan, en azından O yolda yürüyenlerden eylesin,benlikten uryan olmanın kolaylığını, hazmını,sevgisini,daimliğini nasip eylesin;karıncanın dediği gibi hiç olmazsa safımız belli olsun.Amin…

Evren Kardeşim

Evren kardeşim, yüreğine, eline, emeğine sağlık.
Allah aşkını arttırsın, bildiklerimizi yaşamayı ve hazmını nasip etsin inşallah
Senin de söylediğin gibi bize düşen İSTEMEK,
O kabul etmeyeceği duayı ettirmez kuluna.
Yeter ki biz ne istememiz gerektiğini bilenlerden olmayı da isteyebilelim inşallah.
Sağol kardeşim Allah razı olsun.
Sevgiler,selamlar

Tebrik ediyorum,

Son derecede lezzetli içerik, güzel sunum...
Okumak zevk oldu.
Sonsuz teşekkürler...

Her vazgeçişin; bir iç hesaplaşması ve bir mağlubiyeti vardır ama her vazgeçen kaybetmiş değildir!
Öğrendik ki; "Kazanmak için bazen çekip gitmek gerekir..."