MEDENİYETLERİN İNSAN TANIMLAMALARI- 1 Eski Yunan Düşüncesinde İnsan
- Rüstem Budak yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 1305 kez okundu
- rastgele...
İnsana bakış açınız sizin dünyaya, hayata, sorunlara, geleceğe, geçmişe yönelik görüşünüzü etkiler. İnsan… Yiyen, içen, sevinen, hastalanan, isyan eden, seven, nefret eden, düşünen, üzülen, paylaşan… İnsanlığın tarihi insanın kendini tanıma, anlamlandırma ve bunun doğrultusunda yönlendirme mücadelesinin tarihidir. İnsanın bakışı hep kendi üzerine olmuştur. Davranışını, psikolojisini, bedeninin, arzularını keşfetmeye çalışmıştır. Bu merak insanoğlu var olduğu müddetçe devam edeceği ve gittikçe derinleşeceği değişmeyen gerçektir. Tarih dinler, filozoflar, alimler, bilginler insan hakkında farklı yorumlar getirmişlerdir.
Hayata dair tüm tanımlamalarda insan merkezdir. Her medeniyetin insana ilişkin tanımlamaları farklı farklıdır. Medeniyetlerin beslendikleri düşünce kaynakları, coğrafya, tarihsel kültür farklı farklı insan algılarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Biz de dört bölümden oluşacak bu yazı dizisinde insanlık tarihinin en önemli ve etkili medeniyetleri olan Eski Yunan, Hint-Çin, Batı ve İslam medeniyetlerinin insana bakış açılarını ele alacağız.
İlk insanın kurduğu yapıda paylaşma, korunma, güven unsurları ön plandadır. Mezopotamya, Mısır ve Yunan medeniyetlerinde insan hakkında ilk yazılı ve tarihsel bilgilerle tanışıyoruz. Yönetici sınıf yarı insan, yarı tanrı olarak algılanmıştır. Yunanda Zeus, Mısırda, Firavun bu düşüncenin sembollerindendir. Halk kendi arasında bulundukları görevlere göre sınıflara ayrılmıştır. Homeros’un İlyada ve Odiseia’da yansıttığına göre insan; tanrılaşmış insanların elinde oyuncak, onların isteklerinin hizmetkârı veya kurbanı konumundadır.
Eski yunan da “Filozoflar çağı” diyebileceğimiz dönemde varlık, bilgi ve insan hakkında derli toplu görüşlerin ortaya konduğu ve tartışıldığını görüyoruz. Bazı filozofların görüşlerini ele almaya çalışalım.
Platon mağara örneğiyle insanı anlatmaya çalışır. Buna göre insanlar mağarada zincire vurulmuş ve yüzleri mağaranın dibine dönük tutsaklar (sıradan insanlık) dır. Arkada bulunan ateşle aydınlanan ve kendi aralarında gezdirilen gerçek nesnelerin taslaklarından oluşan gölgelerin(yanlış ve duyulara dayalı bilgi) geçip gittiğini görürler sadece. En arkada gün ışığı vardır. Tutsaklardan biri serbest bırakılır. Mağaradan çıkan bu tutsak acısını ve şaşkınlığını bastırarak gün ışığına gitmeye zorlanır. Tutsak aşama aşama (iyi ideasına) seyrine adar ulaşacaktır. Bu tutsak filozoftur. Mağaraya döndüğü zaman hiç kimse ona inanmayacaktır. Ve Sokrates gibi kurtarmak istediği kimseler tarafından felakete uğratılacaktır. Yine Sokrates’e göre her insan içinde bir Daimonion barındırır. Daimini on alıkoyucu, uyarıcı bir iç sesleniştir.
Platon’a göre insanoğlu bir bedene tutsak edilmiş olan ve ondan kurtulmak isteyen ruhtur. Bu istek en uç noktasına vardırıldığında filozof denen kişi ortaya çıkar.
Aristo insanın akıl sahibi varlık olduğunu belirtir. Akıl sahibi, düşünebilme kabiliyeti ile hayvanlardan ayrılan canlı bir varlık olarak görmüştür. Bu tarif bu haliyle batı düşünce geleneği içinde yasaya dönüştürülmüştür. İnsan ancak erdemle mutluluğa ulaşabilir. Erdem ise bizim için yaralı olan orta yolu bulmaktır, temeli de alışkanlıklardan kaçınmaktır.
Stocaılar birey olarak insanda kendisini koruma güdüsünün temel olduğunu savunmuştur. İnsan bunu sağlayan doğal eğilimlerle donanmıştır.
Empedokles’e göre kan insan hayatının ana taşıyıcısı ve düşünme merkezidir. Kanda öğeler en olgun biçimde birbirine karışmıştır.
Antisthenes ise erdemin biricik değer, kötülüğün ise kaçınılacak şey olduğunu savunur. Sağlık, güzellik, zenginlik, lüks, şan, şöhret aldırış edilmeyecek, kayıtsız kalınacak şeylerdir. Olsa olsa bu şüpheli şeylerin karşıtları birer değerdir. Yoksulluk, ihtiyaçsızlık adı sanı olamamak vb. şeyler insanı boş gururdan, kuruntulardan korurlar. Böylece onun daha içten özgür olmasına yardım ederler. “Hazdan deli olmaktan daha çok korkarım” der. Hazzın karşısına çalışıp didinmeyi, güçlük ve sıkıntıyı koyar. Tek bir tanrıdır. Ona da ancak erdemli bir hayat yaşamakla saygı gösterilebilir.
Aristippos’a göre varmak için uğraşılmağa değer olanı sadece hazdır. Hazzı istemek, aramak insan ve hayvan için en doğal duygudur. Haz iyinin kendisidir. Hazzı sağlayan şey iyidir, acı veren şey kötüdür.
Yunan kentlerinde savunulan görüşler kurulan okullarda yaygın bir şekilde tartışılmıştır. İnsan davranışının kaynakları açıklanmaya çalışılmıştır. Her görüş (Sokrates- sezgi, platon- iyi ideası, Aristo- akıl, Stoacılar- kendini koruma güdüsü, Antishenes- Erdem, Empedokles- kan, Aristippos- haz) insanın bir yönüne işaret vermiş, bütüncül yaklaşım sergilenememiştir. Mevcut iktidarlar otoritelerine zarar vermeyen görüşleri desteklediler. Sokrates gibi özgürleştirici düşünceleri savunan filozofların görüşleri ise cezalandırılmıştır. Helenistik dönemde İskender’in filozofları çevresinde toplayarak bir medeniyet kurmaya çalıştığı gözlenmiştir. Antik çağdaki bu insan algılamaları sonraki dönemde batı ve İslam dünyasını geniş şekilde etkilenmiştir.
Kaynaklar:
- Bilgi Düşünce dergisi
- Felsefe tarihi- Macit Gökberk
- Düşünce Tarihi- Orhan Hançerlioğlu
- Thema Larosusse




Tanımak, anlamak yolunda
Tanımak, anlamak yolunda açtığınız pencereler için teşekkürler, emeğinize sağlık, efendim.
Hayat
Her vazgeçişin; bir iç hesaplaşması ve bir mağlubiyeti vardır ama her vazgeçen kaybetmiş değildir!
Öğrendik ki; "Kazanmak için bazen çekip gitmek gerekir..."