BİRİNİ ANLAMAK İÇİN ONUN AYAKKABISIYLA YÜRÜMEK YA DA EMPATİ
- Meryem Rabia Taşbilek yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 735 kez okundu
- rastgele...
Ayakkabılarına ne oldu değiştirmişsin, daha önce hiç görmemiştim sende bunları ama yeni değiller...
Kullanılmışlar daha çok ilgimi çekiyor, hepsinin ayrı bir hikayesi var... Kimbilir nerelere götürdüler sahiplerinin ayaklarını başlarıyla birlikte ve başlarına neler geldi?
Parçalanmış bir bedenden geriye sağlam bir çift papuç kalması pek mümkün olmasa da; belki mayın toplayan masum çocukların lastik papuçlarından biri olabilir... Ya da bir gelinin veya damadın daha nikah masasında başlatılan anlamsız üstün gelme didişmelerinin izi vardır üzerinde. Belki de gitmemesi gereken bir yere doğru ayakları sürüklenirken kendi ayağına basıp kendine engel olmaya çalışan birinindir bunlar. Ya da bir Züleyha'nın Yusuf'u kovalarken veya bir Sindirella'nın kaçarken düşürdüğü ayakkabılardır. Kaçarken vurulan birinin, belki sekerken burkulan bir bileğin de olabilir...
Ya da eylem yaparken yerde sürüklenen bir öğrencinin ayağından düşmüştür. Veyahut ayağı kesilen bir çocuğun annesinin içini dağlıyorlardı da gözü görmesin diye eskiciye vermiştir. Biri çocuğuna birşeyler almak için satmış da olabilir basbayağı. Karpuz kabuğundan gemiler yapan çocuklar mühimmatlarını kaçırırken annesi arkalarından söylenerek fırlatmış da olabilir, kaplumbağaların da uçtuğu bir beldede, kayalıktan atlayan Halepçeli kızın kesik kollu ağbisinin ağzında taşıdığı son yadigar da...
Belki de bir cami bahçesinden arsızca çalınmıştır. Biri, dost başa düşman ayağa bakar sözünden etkilenip dostunun ayakkabılarını beğenmesine suizan etmemek için elden çıkartmış da olabilir. Hep gitmeleri olup gelmeleri olmayan aydınlık yüzlü ilginç bir adamın dönerken bir kenara bırkatığına da benziyor sanki. Bir ihtimal, Yeni cami avlusunda panaroma resimler yaparken yaptıklarına bakmak isteyenlere ayakkabı fırlatmayı adet edinmiş Naci amcanın diyeceğim ama; o attığını attığı yerde birakmaz pek. Balatta çocukların yürüttüğü cam silerken yere düşürülen terlik olması daha muhtemel geliyor bana. Sırf istediği pahalı perde alınmadı diye atılan o nişan alışverişinde alınan ayakkabı olma ihtimali de var tabi. Kim bilir belki de atılan iftiralardan dolayı töre diye o un kuyusuna ellerinin unuyla atılan genç kızın ayak direnirken kuyu kenarına fırlayan ayakkabısıdır. Sadece düşündüğü için yerde yüzü koyun yatan yazarın altı delik ayakkabıları diye bir ihtimal aklımıza bile gelmese ne iyi olurdu. Bir de içine su geçmesin diye bir çift poşet giydikten sonra haşır huşur giyilen bir ayakkabı... Bir faili meçhulun failini ifşa etmesi de muhtemeldir... Küllenen bir olayın kara kutusu da olabilir basbayağı...
Belki de yolda birikmiş suya bakarak tebessüm provaları yapan bir kadınındır yada sonsuzda kaybetmemek için yasak aşkını sınırlıda kaybetmeyi, aşkını tehir etmeyi göze alan bir adamındır. Kimbilir belki de kekeme çocuklar korosunda birinin ritim tutmaktan eskiyen ayakkabısıdır bu... Yada ayağını sıktığı halde hayalindeki eflatun ayakkabıya tıpa tıp uyduğundan tam oldu deyip babasına aldıran sonra da kaç gün topal topal yürüyen küçük bir kızındır. Yada iki leğen 20 mandala takas edilmiştir eskilerde... Belki de çizmeli kedinindir... Ve bu rengarenk ayakkabı bağları gökkuşağından yapılmıştır. Umarım bir çocuğun oltasına takılmış tarihteki ilk çift ayakkabıdır.
Şimdi bunları birbirine tokuşturup bir özgürlük everenine gitmek isterdim.
Hasılı...
Aslında geçenlerde "birini anlamak için onun ayakkabısıyla yürümek gerekir" diye bir tabir duyduk; bu yüzden akakkabılarımızı değiştirdik biriyle...




değişik
değişik bir yazı. yazar farklı bir bakış açısıyla bakmış. ayakkabılardan böyle cümle ve düşüncelerle yararlanmak, ilginç gerçekten.
dokundurmalar da güzel. ve imalar.
severek okudum.
"birini anlamak için onun
"birini anlamak için onun ayakkabısıyla yürümek gerekir" diye bir tabir duyduk; bu yüzden akakkabılarımızı değiştirdik biriyle...
Vurucu...Hiç de kolay değil... : )
Bazen beni anlamamalarını dilerim sevdiklerimin...
Bedeli eğer ayağımı kanatan ayakkabıları giymek olacaksa!...
Bilirim ki, 'Kim tattı, o bildi' ...Bal şerbetinde olduğu gibi...
Ne görmekle, ne koklamakla ve ne de dokunmakla anlaşılabiliyor.
Yaşamakla, bire-bir yaşamakla...
Anlamak, eğer aynı acıları yaşamakla olacaksa, anlamayıversinler.
Gerçi, sonuçta varılan nokta, farklı bir boyut oluyor. Bu duyguyu yaşamalarını isterim, acı çekmeden doğruları, iyi olanı yapmayı başararak olsun; dileğim bu yönde...
Teşekkürler, sağ olunuz...
Saygı ve sevgiyle...
Her vazgeçişin; bir iç hesaplaşması ve bir mağlubiyeti vardır ama her vazgeçen kaybetmiş değildir!
Öğrendik ki; "Kazanmak için bazen çekip gitmek gerekir..."
güzel de
Metnin giriş ve sonuç bölümlerinin biraz daha doyurucu olması ile birlikte kendini daha da kanıtlayan bir yazı olurdu diye düşünüyorum.Ama şu var ki gelişme bölümündeki cümle ahenkleri,okuyucunun bulduğu tümceler Meryem Rabia hanımefendinin anlamak için yazması gerektiğine dair düşünce ve duamdır.
DOĞRU SÖZE NE DENİR
Sayın Rabia hanımı güzel çalışması için kutlarım.Allah yar ve yardımcısı olsun.Sevgi ve saygılarımla...
İlim ALLAH'a götürür...