MEDENİYETLERİN İNSAN TANIMLAMALARI- 3 Batı Düşüncesinde İnsan

Kategoriler:

Batı 14 ve 15. yüzyıllardan başlayarak düşünsel- sosyal- ekonomik-siyasal- toplumsal alanlarda büyük bir dönüşüm gerçekleştirdi. Bu dönüşüm Modern Batı Medeniyeti’ni oluşturdu. Bu medeniyet algısı günümüzde de halen etkisini sürdürmektedir. Diğer medeniyetlerde de olduğu gibi insana bakış açısında geleneksel düşünceyi dönüştürerek ve düşünce yaklaşımları ile değiştirdi. Batı bu değişimi kendisinden önceki Eski Yunan- İslam ve Roma medeniyetlerinin birikimlerinden faydalandı. Ancak bunların tekrarı yerine yeni bakış açıları ile farklı bir insan algısı geliştirdi.

Batı kendisinin içinde bulunduğu Hıristiyanlık ve Roma etkisinin biçimlendirdiği bir anlayış vardı. Din algısının oluşturduğu baskıcı anlayışı yıkan anlayış ön plana geldi. İnsanın doğumdan günahkâr doğduğu anlayışı yerine zihninin beyaz bir sayfa gibi boş olduğu ve doğumdan veya geçmişten herhangi bir günahın taşıyıcılığını üstlenmediği yaklaşımı ön plana geldi. Batının oluşturmaya çalıştığı yeni insanda modernlik öncesi din algısının yaşamın her alanındaki etkinliğini kırmak veya en aza indirgeyerek gelişmenin önünde engel oluşturmaktan uzak kılınmak istendi.

Ölümden sonraki hayat ise dini kaynaklardaki ödül- ceza merkezli yorumlama yerini hayatın dünyadaki yaşam ile sınırlı olduğu düşüncesine bıraktı. Ölümden sonraki hayat ile ilgili bu algı insanı dünya yaşamında şehvet, servet, şöhret merkezli bir hayat yaşamaya itmeye başladı. İnsanın her türlü taleplerinin karşılanmalı anlayışı yerleşti. Bunun için toplumsal ahlaki sınırlamalar özgürlüğe müdahale olarak yorumlanmaya başladı.

Dinin insanın hayat alanında sadece vicdani bir unsur olarak olması gerektiği düşüncesinden hareketle diğer alanlarda belirleyiciliği olmadığı düşüncesi hâkim olmaya başladı. İnsan Tanrı ile kendi içsel kurabilirdi. Ama “göksel” emirlerin insan hayatına biçim vermesi düşünülemezdi. İnsan kendi hayatında nelerin olması gerektiğine yine kendisi karar verebilirdi. Yeryüzüne kendisi biçim verecekti. Kuralları koyacaktı. Batı dinin belirleyici olduğu hayat yerine aklının ürünü olan ideolojileri benimseyecek ve tüm referansını bu ideolojiler üzerinden ifade etmeye çalışacaktı. Hayatın her alanına ilişkin bakış açılarını ideoloji olarak tanımlayan batı insanı Cemil Meriç’in deyimiyle giydiği deli gömlekleri ile kendi kendini mahkum etmiştir. Batı insanı kutsalı olmayan insandır artık.

İnsanın kendi başına varlık olduğu düşüncesinden hareketle “hak” mefhumu etrafında yeni yaşam alanı belirlenmeye çalışıldı. Doğumundan itibaren hakları olan insan ergenlikten itibaren sosyal- ailevi- kamu alanlarda söz sahibidir. Kendisi sahip olduğu varlık alanında yaşamını istediği gibi biçimlendirebilirdi. Her türlü dış etkiden kurtulmuş, kişiliğini bulan ve insanlığa güvenen yepyeni varlıktır. Irk, kavim, lonca ve aile bağlarından kurtulmuştur. Dinsel- mezhebi aidiyetin yerini ulus kimliği almaya başladı. Bireysel olarak olabildiğince özgürdür. Başkalarına benzemeye değil, benzememeye çalışmaktadır. Kendine özgü düşünceleri, kendine özgü görüşleri, kendine özgü duyguları vardır. Yeni insan bilgili ve çok yönlüdür. Hem düşünür, hem dilci, hem devlet adamı, hem ressam, hem müzikçidir.

Batı medeniyetinin insanın var oluşu ilgili tüm geleneksel değerleri yıkan anlayışlar geliştirdi. İlk insanın var oluşu ile ilgili olarak Darwin’in ortaya koyduğu görüşler geniş etki alanı oluşturdu. Dinin ilk insan teorisine karşı ortaya konulan evrimci anlayış insanın birbirine bakış açısını da etkiledi. İlk insanın bir hayvandan gelme olduğundan hareketle değişim ve dönüşümün devam ettiği kabul edildi. Bu noktadan hareketle insani varoluş ve mücadelenin doğadaki yaşamdan bağımsız düşünülemeyeceği düşüncesi oluştu. Doğadaki mücadele de güç ekseninde bir şekillenme oluştuğu için insanların birbirleri üzerindeki hakimiyeti ve bunu sağlamak için her yolun meşru olduğu tasavvuru yerleşti.

İnsanın kişiliğine ilişkin olarak Hint- Çin medeniyetinde kalp- nefis, İslam medeniyetinde kalp- akıl, Batı medeniyetinde akıl vurgusu ön plana çıktı. Batı düşüncesine göre İnsanın en büyük tanımlama ölçüsü akıldır. Alman düşünürü Kant bunu bir sloganda ifade eder: Aklını kullanmak gücünü göster. İnsan aklı her şeyi çözebilir. Descartes Gerçek mutluluğa erişebilmek için şu ilkeleri sıralar:
1- Yapılması ya da yapılmaması gerekeni bilmek için elde geldiği kadar düşünceyi kutlamak
2- Aklın öğütlediği her şeyi, tutkulara kapılmaksızın yerine getirebilmek için sağlam ve değişmez bir karar sahibi olmak
3- Bizim edilmesi elimizde olmayan bütün ergilere (nimetlere) istek duymamaya alışmak
4- Gerçeğin bilgisinde aklımızla ilerleyerek üstün iyiye ve onun vereceği hoşnutluğa varmaya çalışmak.

Batı insanı ilahi olanla bağını koparırken bunu ifade eden tüm araçları da yok sayar. Kilise, azizler, hahamlar, keşişler, manastırlar batı insanı için mutluluğa götürmekten uzaktır. Batı insanı için tüm bu öğeler ilahi olanla bağı kurmak adına güç sahiplerinin insanı hapsettiği zindanlardır. Bunların etkili olduğu hayat alanı mümkün olduğunca daraltılmalıdır. Mabet ve din adamlarının yerini başka şeyler almıştır. Kiliseden çıkan insan var oluşunun anlamını üniversitelerde, eğlence merkezli alanlarda, tüketim mekânlarında aramaya başladı. Peygamberlerin, keşişlerin, papazların yerini ise bilim adamları, aydınlar, sanatçılar alır. Batının yeni insanı kendine yaklaşmak için ilahlarını ve elçilerini değiştirdi. Dini ideolojiler ve felsefe idi artık. Beş duyunun belirleyici olduğu bilgilenme araçları dışında bir yol imkânı tanımadığı için tapındığı tüm şeyleri yere indirdi. Bunları yaşadığı ortamdaki nesnelere indirgedi.

Batının ortaya koyduğu insanın önemsediği en önemli kavramların başında özgürlük geliyor. Üzerinde ittifak edilen ortak bir tanım üzerinde buluşulmasa da batı insanının bayraklaştırdığı kavramdır. 1789 İnsan Hakları Bildirisi özgürlüğü şöyle tanımlar: Başkalarına zarar vermeden istediğini yağabilmek. Diğer bir tanımla bir insanın özgürlüğü diğer insanın özgürlüğünün başladığı yerde biter. Ancak tüm tanımlamalar insanın özgürlük anlayışını net olarak ifade etmekten uzaktı. Kendi özgürlük alanını genişletirken diğer insanların alanlarını daraltmaktan imtina etmeyen Batı insanı kendi iç işleyişinde bu idealize etmeye çalışsa da “öteki” insanlara aynı şeyi reva görmüyordu. Onların özgürlük mücadelesini “Terörizm” olarak yaftalayacak ikiyüzlülüğe gidebiliyor.

Ne latif mısralar...

Aşk hali çezbeden erktir.

"Zindanın buhranına aldanmayıp
Boşluksuz kuyulara atılan
Serçe yüreğinin titremesidir
Ayn, Şın ve Kaf..." Ne latif mısralar, haz salan damlalar...Teşekkür ediyor, saygılarımı arz ediyorum.