BİR GECE ÖLÜM..!
Mehtab Sıla Dallı.. 20 Kasım, 2008 - 08:20- Mehtab Sıla Dallı.. yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 40 kez okundu
Son zamanlarda uykuyu çok sever olmuştum. Oysa, aşırı uyku bana çok çok uzak olan bir duyguydu. Sevmek de değildi aslında, unutmak adına demek daha doğru olurdu..Tabi bunun adına unutmak denirse eğer.
Farz ibadetlerimin ardından, önce dualarımı ulaştırıp Rabbi'me, sonra sığınıyordum yalancı ölümün koynuna..Aynı zaman da kendime kızışlarım da bitip tükenmek bilmiyor du bir türlü.Bitmemeliydi de. Çünkü; vakit benim için kıymetine paha biçilmez bir hazineydi. Her ne kadar takvim yapraklarımı koparmamış olsamda,zaman benden her gün yeni bir yaprak alıp götürüyordu acımadan.
O kadar ağır imtihanlar geliyorki üzerime art arda, acizliğimi uykulara çalıp avutuyordum kendimi çaresizce. Aciz kalmak.! Çaresiz olmak.! Tüken(m)işliğin pencesinde çırpınırken, hiç bir şeye muhtaç olmayan bir merhamete Sığınıp,felaha ermek. Sessiz hıçkırıklarla ağlamak delicesine. Kendinle, kendi içine sığınıp, "kendini" "kendinle" hesapla(ş)maktı sessizce .Kapadım gözlerimi... Vakit Gece...!
Sarıp örttüğü zaman geceye and olsun,Parıldayıp-aydınlandığı zaman gündüze,Erkeği ve dişiyi yaratana; Gerçekten sizin çabalarınız (çelişkili, parça parça) darmadağınıktır.(Ley2l. 1.2.3.4.)
AŞK DURDU BOĞAZIMA
GülnazEliaçık 20 Kasım, 2008 - 08:01- GülnazEliaçık yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 26 kez okundu
Çıkar beni kendinden kalansız olsun bu ayrılık! /
Adı yalnızlık.
Adı hüzün.
Adım adında başka bir şey.
Kül rengi bir şiir yazıyorum sana. Hiçbir dize birbirine uymuyor. Yüreksizim, sensizim. Dört yanlışla birlikte işaretlenmiş bir doğru gibiyim. Her şekilde düşüyorum gönlünden. Götürüyor beni, yanlış işaretlediklerin senden.
Öznesi gizli, yüklemi ağır cümleler peşindeyim. İsmine vuran harfleri cümleleştirmeye kalksa kalemim, satırlar dar gelir alır başımı çeker giderim. Geri dönüşü olmayan gidişler tutturmak isterdim. Arkamda kalan kimse olmasın. Trene hep beraber binelim, garda el sallayan kalmasın. Ve kimseye kalkmasın ellerim.
Sükûtuma lâdes cümleler peşindeyim.
AŞK UYANDIĞI ZAMAN
Mahmut Sayar 17 Kasım, 2008 - 08:43- Mahmut Sayar yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 135 kez okundu
Yedi kat göğü dürüp, aşk diye sundukları gündü...
Acıydı senden önce ve yazıktı gönlüm sen gitmeden önce. Habersiz gelip kurulmak yoktu kalbime, ardına bakmadan gitmekte yoktu kurduğumuz hiçbir hayalde. Gökyüzüne taşınacak, bulutların üstünde bahçeli evimizde yaşayacaktık hatırlasana... Sen bana Mecnun diyecektin, ben sana Züleyha, Varaka gibi yiğit olacaktım ben, Nevbahar gibi güzel olacaktın sen, Tahir gibi bakmak bana, Şirin gibi gülmek sana yakışacaktı... Olmadı, keşke olsaydı...
Şehirlerim griye boyandı şimdi, gözyaşlarım kanıma, kanım gönlüme bulaştı. Hâlbuki zor değildi o kadar, hiç yoksa sevmek vardı uzaktan uzağa... Yalnızlık şiirleri yerine hasret şiirleri yazmak, geceyi değil gündüzü resmetmek, hüzün yerine ümit şarkıları dinlemek. Başını omzuma bırakacaktın, sevdiğin şiirleri fısıldayacaktım, bir şehri bir dünyaya katık edecek, öteler için sözleşecektik. Ulaşılmaz hayallere inat, ulaşılır hayalleri seçecektik... Olmadı, olmadı ya keşke olsaydı...
ŞAİR VE DÜŞÜNÜR SEZAİ KARAKOÇ SEMPOZYUMU
Naciye Uçar 14 Kasım, 2008 - 09:22- Naciye Uçar yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 93 kez okundu
(15 Kasım 2008, Cumartesi, Topkapı Eresin Otel)
AÇILIŞ, (10.00 - 10.30)
I. OTURUM, GİRİŞ (10.30 – 11.30)
VAHDETTİN IŞIK (Başkan)
TURAN KARATAŞ (Bir entelektüelin portresi)
HAMİT CAN (Karakoç’un hatıraları ışığında hayatı)
SAADETTİN ACAR (Sezai Karakoç’u düşünmek)
II. OTURUM, ŞİİRİ ETRAFINDA, (11.40 – 12.50)
ALİ HAYDAR HAKSAL (Başkan)
MEHMET CAN DOĞAN (S.Karakoç şiiri ve ikinci yeni)
HAYDAR ERGÜLEN (Taha’nın kitabı’nda ikinci yeninin belirmesi)
HAYRİYE ÜNAL (Karakoç şiirinin etkileri)
ALİ AYÇİL (Bir şairi bir şiirden okumak)
NECİP YILMAZ (Sürgün özülke şiiri üzerine bir deneme)
TELEFON REHBERİ
Naciye Uçar 14 Kasım, 2008 - 08:05- Naciye Uçar yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 94 kez okundu
Şuana kadar hiç dikkatinizi çekti mi telefon rehberlerinizin hayat taşıdığı… Herkesin bir hayat hikâyesi olduğu gibi onlarında onlarca beklide yüzlerce hayat hikâyesi vardır. Her numara bir hayat taşır. Acısıyla tatlısıyla kayıtlıdır defterlerimizde. Var oldukları müddetçe yaşarlar içimizde, yok oluşları ise parmaklarımızın birkaç hareketine bakar…
Bir gün açtı telefon rehberini, amacı bir arkadaşını aramaktır. Belki de mazide kalmış bir dostu… O an bir isme takılır gözleri, gayri ihtiyari ve dalar uzaklara hem de çok uzaklara. Hatırladığı bir çocukluk arkadaşıdır. Ev ödevlerini birbirlerine hatırlatsınlar diye alınmış ev numaraları....
O esnada sınıfın en çalışkan çocuğunu hatırladı, oldu olası sevmezdi onu, kaşları çatılmıştı. Bir gün öğretmeni çok güzel bir kalemle gelmişti sınıfa ve soruyu bilen ilk kişiye bu kalemi hediye edecekti. Kendi kalemi ağaçtan yapılmış klasik tahta kalemlerdendi, öğretmenin getirdiği ise çıtçıtlı dedikleri atlas kalemlerdendi ve onlardan çok az kişide vardı. Öğretmenin sorduğu soruyu biliyordu ama tam cevap verecekken o çocuk kolunu tutmuştu ve kendisi cevaplamıştı.
anlamak.com KÜÇÜLÜYOR
anlamak 12 Kasım, 2008 - 12:43- anlamak yazıları
- 12 yorum
- devamı...
- 507 kez okundu
Değerli anlamak üyeleri,
Belki de hayatta ilk kez bir şeyler karalarken yazmak istemiyor, yazdıklarımızı beğenmeyip cümlelerimize silbaştan başlıyoruz. Üzüntümüz ve tedirginliğimizi nasıl anlatırız bilmiyoruz; ama görev bize düşüyor.
Her ne kadar tercih etmesek de anlamak.com, epeyce büyük bir site oldu. Eh, bu da teknik kimi sorunları beraberinde getirdi; ama şükür dostlarımızın yardımıyla tüm sorunların üstesinden gelmeyi başardık ve 5 yılı aşkın zamandır anlamak* için çalışır olduk.
Bu esnada site editörleri olarak olabildiğince prensipli davranıp mümkün mertebe ortalarda görünmemeye gayret ettik. Tabi bu arada okuduklarımızı, izlediklerimizi sizlerle paylaştık. Kimi zaman "Paralel" aktiviteler yapıp okuduklarımızı ya da izlediklerimizi aynı anda tattık. Tüm bunlar hakikaten leziz tatlardı.
Tabi yalnızca güzellikler yaşamadık. anlamak.com vesilesiyle bazı zamanlar üzüldük; ama yine de prensiplerimizden vaz geçmedik. Yalnızca güzellikleri hatırlayıp yolumuza devam etmeye gayret ettik.
YOL DÜŞ(ÜŞ)LERİ/BOSNA/5
Meryem Rabia Ta... 10 Kasım, 2008 - 08:12- Meryem Rabia Taşbilek yazıları
- 2 yorum
- devamı...
- 169 kez okundu
Ruhumda tınısı susmamış bir yolculuğun geç kalmış notları/Yol Düşüşleri-5
İlk yaz meyveleri gibi olgunlaşmadan…
Sonra kırılıp döküldük…
Yol Düşleri
Meydandaki sebilin yanında bir müddet durup, etraftaki kuşlara birkaç parça ekmek ufalıyorum. Ekmek kırıntılarını yiyişlerini izlemeye koyuluyorum. Bir yandan da, tramvayda tanıştığım teyzeyle geçirdiğim zamanı tefekkür ediyorum tebessümle...
Savaş sırasında önce İngiltere’de bir camide birçok Boşnak muhacirle birlikte kalmışlar daha sonrasında Almanya’ya geçmişler. Tramvaydan indikten sonra birlikte katedralin yakınındaki evine gidiyoruz. Birlikte mutfağa giriyoruz. Ben haşlanan yumurtaları soyuyorum, Rahime teyze aldığı tavuğu temizliyor. Kışa rağmen limonata bile yapıyoruz. Bazen gülüyoruz bazen savaşa dair anlattıkları hasebiyle birlikte ağlıyoruz. Birbirimizi anlamıyorsak anlatabileceğimiz başka bir yol bulmaya çalışıyoruz ve de buluyoruz. İçimden bunun sandığımızdan çok daha kolay olduğunu daha bir kuvvetli hissedip, içten içe tekrarlıyorum bu kanaati. Bir ara Türkiye’den bahsediyorum, okulumdan nasıl ve neden atıldığımdan. Dostlarımın birkaçının bu şehirde okumaya geldiklerinden… “Onları da topla yine gel” diyor Rahime teyze. Henüz geldiğimden haberlerinin olmadığı söylüyorum, gülüşüyoruz. Sonra kızı Morgiyana geliyor, tanışıyoruz. Ve çok ilginç bir tevafuk; aynı gün Türkiye’den hem de memleketim Bursa’dan oğullarının bir misafiri geliyor. Öyle bir tevafuk ki; Saraybosna'ya adımımı atar atmaz tramvayda bir teyzeyle tanışıyorum ve çehresindeki temizliğe itimad edip evine gidiyorum, aynı gün memleketim olan Bursa’dan bir misafirleri daha geliyor. Rabbim hakkındaki hayretim artıyor haliyle…
GÜN GECE ''DÜŞ'' PEŞİME....
Selçuk Köroğlu 7 Kasım, 2008 - 08:09- Selçuk Köroğlu yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 330 kez okundu
Gecedir !
Renkler hızla kirleniyordu bilincimde.
İkametgahını siyahtan alan ,nihayetinde acıda, hissiyatın karamsarlığında olan rengin selamı ile gün gece.
Siyahın son deminde, düşlerin geceye saplanan noktasında ,mahremiyetini 'ince'den ,sessizliğini geceden alan pusatsız bir gürültüyle diyorum.
Gün gece!
Dip gürültüsü 24.10...
---- İnce düşünmek 'ateş-kızmızı'. Düşler bekliyorum tarifi mümkün olmayan renk cümbüşünde. Nedensiz bir siyah-beyaz karşılaştırmasında kaçkın olmuşken siyaha , rengimi söylüyorum 'Düş' peşime!..
Saatlere düşüyorum peşin sıra, sonra düşler, düşüyorum.
Düşmülüğüm düşkünlüğümderdir geceye .
DEĞERE DAİR
Mahmut Sayar 5 Kasım, 2008 - 09:42- Mahmut Sayar yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 139 kez okundu
Ne var ki, ne zaman içimde buna dair bir kıpırtı, bir mevcelenme hâsıl olsa, kimi zaman kalemimi, kimi zaman defterimi yahut karalayacak bir kâğıt parçasını, bazen bilgisayarımı (klavyemi), bazen kalbimi-özümü, bazı demde benliğimi-hissiyatımı, hemen çoğu zaman samimiyetimi, bazı an kendimde yazacak mecali, bazen yazma cür’etinde bulunma istidadını, bazan da bana ilham kaynağı olacak hatıraları, o güzel günlerden bir kareyi bana yardım eder vaziyette bulamıyorum hemen yanı başımda. Çaresiz bakınıp duruyorum etrafıma şaşkın şaşkın... Bakıyor ve sonra gülüyorum kendi bimecal, aciz halime ve duyguları dile getirmekten olabildiğince uzak kelimelerin ben gibi bîçâre, aciz, aç biilaç kalışına. Ve yine yöneliyorum duygu yoğunluğunun yaşandığı, hissedildiği; gönül tasının kaynadığı, kaynayıp kabına sığmadığı, kalb çanağının dolup taştığı ama bir o kadar da dıyk-ı elfazın çekildiği, kelime kıtlığına maruz kalındığı böylesi durumlarda en çok başvurduğum mısralara:
"Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel olduğunu, kelimelerinse kifayetsiz." -O. Veli-
YALNIZLIĞIN SUSKUN ÇIĞLIĞI
hüseyin özbay 5 Kasım, 2008 - 08:02- hüseyin özbay yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 119 kez okundu
Damarlarıma şırınga ile vurulmuş yalnızlık. Kanımda dolaşan ince bir sızıdır Bütün vücuduma yayılırken sessiz, sedasız. Ben üşürüm hasretin doruklarında, bir kum fırtınasına dönüşür yokluğun, gönlümün çöllerinde. Söyle sen giderken ben yokluğunda nasıl mutluluğu avuçlarım. Benim yalnızlığım senin suretindir duvarlarımda, içimi eriten mum ışığında tutuşan sensizliktir. Yalnızlık, yokluğunun tırnaklarımla kaldırımlara kazıdığım ismidir. Yalnızlık, suskunluğun ateşten gömleğidir ve yar giderken susmanın en acı bedelidir.
Şimdi acı bir ağıta dönüşür türküler.
Akar gözyaşım seller gibi
Yanar yüreğim küller gibi
Kanar ellerim güller gibi
Susar sazımda türkülerim
Geceler hasreti tetikler, ay düşerken saçlarıma yorgun bir şarkı gibi. Sigara küllerinde biterken ömrüm, karanlığın sesi duyulur ruhumun dehlizlerinde. Hayallerim kar taneleri gibi erirken, yağmur sonrası bir akşam vaktinde. Saatleri sensizliğe ayarladım, suskunluğa kilitledim dilimi. Anahtarını sende bırakmışım, kilitlediğim kapıların.




Son yorumlar
1 gün 8 saat önce
1 gün 8 saat önce
1 gün 8 saat önce
3 gün 8 saat önce
3 gün 8 saat önce
3 gün 11 saat önce
5 gün 11 saat önce
6 gün 4 saat önce
6 gün 4 saat önce
1 hafta 3 saat önce
1 hafta 3 saat önce
1 hafta 7 saat önce
1 hafta 7 saat önce
1 hafta 11 saat önce
1 hafta 19 saat önce