NEREYE GİDİYORUZ?

Kategoriler:

Zaman akıp giderken, saçımızda beyazlar çoğalırken ve içimizdeki ses her geçen gün hırçınlaşırken nereye gidiyoruz? Yaşamak böyle olmalı mı acaba? Geride bıraktıklarıma bazen dönmek istiyorum. Bunu belki herkes istiyordur; ama o kadar az kişinin özünü görüyoruz ki...

Bilemiyorum benim dışımdakilerin içini de acıtır mı zaman? Büyük bir hüzün bırakır mı herkes için? Umursamaz yaşıyoruz çoğu zaman. İçimizdeki ses mızıldanıyor, bazen ağlıyor, bazen çığlıklar atıyor herkesin yüzüne karşı...

Ama onu dinlemiyoruz! Kimsesiz bırakıyoruz kendimizi ve hiç bitmiyor sıcacık bir kucak arayışımız. İnce hesaplar yapmayı bilmediğim için anlamıyorum çoğu insanı. Evet her ruh eşsiz yaratılmış. Senden başka sen yok bu dünyada şu anda. Severken bile ince hesapların peşinde insanlar. ve bu öyle acı veriyor ki bana... Neden hesapsız sevdikçe kuyular kazılıyor ayaklarımızın altına? Neden bu "neden" ile başlayan soruların sonu gelmiyor? Kimsenin gözüne korkmadan bakamayacak mıyım? Hiç mi yok arınmış bir ruh? Bugün ruhum öyle darda ki sorular yağdırıyor beynim. ancak yaşamak gereği bu soruları asıl muhatabı duymuyor. Kendimce herkes gibi yaşıyorum işte... Kimileri anlıyor, kimileri biliyor, kimileri yaşıyor, kimileri yazıyor... Ben de soruyorum, sorularımı yazıyorum. Cevabı ve muhatabı meçhule giden sorular.kaybetmekten yorulan ruhlarımıza hiç durak yok buralarda. Hep bir şeylerin peşindeyiz. ve öyle de olacağız. Belki hep saklı kalacak yazıların kalemi beynimize çakılı olacak. Belki hep sakladığımız bir sıcak gülümseme bir gün ansızın hesapsızca dökülüverecek dudaklarımıza ve birini ısıtacak o tebessüm biz anlamadan hesabı yapılamayan daracık anlarda. Biraz şansımız varsa karşılığı gelecek aynı sıcaklıkla. ama benim gibi şanssız güruha dahil kişilerden ise sahibi... İşte o zaman hayatına sadece bir soru işareti bırakıp kaçıvermiş olacak tek hazinesi. Hesabını tutmadım hiç sevmenin. Kaç gün kaç gece kaç mevsim sever insan? Kaç kişiyi sever? Neler kazanır neler kaybeder? Bunların hesabını tutanlar var elbet ve hep olacak hediyesinin mukabilinde beklentisi hiç bitmeyecek olanlar... Tek söze ömür biçmek hata galiba.

Kalemime gelen yazma daveti benim ruhumun kalıpsız sesine kapı açtı bugün. Nerede duracağım belirsiz ve özlemlerle dolu sesim. Kayıplarla dolu, hesapsız olup üzerine sınırsız hesap dönen kimsesiz bir kalem... Anlaşılması için önce anlatmayı öğrenmesi lazım bu kalemin; ama öyle zor zamanlarda yazıyor ki sadece planlananları anlayan zihinlere ulaşamayacak kadar yorgun... Yoksul ve dostlarından uzak göçebe bir kalem... Okuyanı yoracak biliyorum.

Yaprak misali sürüklenmek için ilkbaharı seçmemeli insan; ancak bazen sürüklenmeye başlamış olup anlamaya çalışıyoruz hayatı. Hangi bahar yağmurunda sele düştük ve hangi ağaçtı koptuğumuz vatan? Aradığımız o bizi unutan dal nerelerdeydi biz bile unuttuk galiba... Başıboş arayışlara elbet bir gün cevap çıkacak. yalnız olmayacağız bir akşamüstü dostane yazılara çay sohbeti eklerken. umutsuzluğumuza güneş doğup ıslanan ruhumuza çare olacak; ama şu zaman denen acımasız ilaç işe yaramaya başladığı zaman... Çocukluğumdan beri şelalelerde görüp akışına hüzünlendiğim zaman... Bir gün zamanı yaşayıp anlayacağım. Daha önce anlayanlardan öğrenemiyor kimse. Yoksa ömür böyle törpülenirken umarsız olmazdık ve tasalarımız böyle basit olmazdı.

Daha iyi anlatmaya ve yaşamaya başladığım zamanlarda da yazabilmek umuduyla şimdilik herkesin iç sesine zamanın sesiyle tek bir mesajım var: Avucumuzdan akan suları seyretmek yapabileceğimiz tek şey mi? Nereye gidiyor sular? Yakalayamıyorsak peşine düşelim suların . hayat nereye gidiyor dersiniz?

Bir Yer Var...

Gitmek...

Bir yerden bir yere, vuslata ermek üzre, vasıl olmak niyetiyle, vesileyi keşfetmeye gitmek... Derler ki, usulsuz vusul olmaz...

Zamanın aktığını bilen bizler kendi akışımızı biliyor muyuz acaba? Bizler de akışkan değil miyiz? Şu dünyanın, şu bize bahşedilmiş zaman zaman garip saydığımız hayatın içinde bir akışkan olduğumuzun ve herşeyi zihnimizde akışkan halleriyle anlayabildiğimizin farkında mıyız dersiniz? Durağan ne var ki, bir şey ki vardır, o durmaz. Durduğu vakit bilin ki yoktur o...

Gidişimiz, bu kutlu hareket, nereden nereye? Bunu bildiğimiz ölçüde kendimizi biliyoruz demektir. Yolculuğumuz da kendimizden kendimize aslında. Gurbet ve sıla bizde dürülü. Açığa çıkarmaksa bize düşüyor. Gurbeti de sılayı da tadarak bilebiliriz, tatmayan ne bilsin, öyle ya?

Yol içimizden başlıyor, dışımıza uzanıyor. Ama dışımızdan içimize yollar var. Yol yollara dönüşüyor, yollarsa yola. Menziller var bu yolun üzerinde, tıpkı mevsimler gibi. Duraklar var, iklimler gibi. Değişen bir şeyler, bazen belki tanım bulan, belki bulamayan. Bazen de bizi tanıma bulayan şeyler. Şey diyoruz, çünkü elvermiyor ki o şey, bilelim onu. Elinden tutarsak eğer biliriz zamanı ve mekanı. Nerde olduğumuzu bilmek, kim olduğumuzu bilmekle örtüşüyor. Raylar üzerinde hareket eden trenler misali biz insanoğlu şu dünyada seyir halinde bazen ayrılmayı, bazense kavuşmayı bekliyor. Bekleyişler bizim zamanımızın çocukları. Büyüyüp de vuslat olmanın özleminde onlar da...

Rüzgarda savrulan bir yaprağın peşinden koşansa başka bir yaprak sadece. Bize uzaktan anlamdan uzak gelen birçok şeyin anlamının yakın olduğunu ancak anlama yakın olarak farkedebiliriz. Hayatın anlamı, bizim anlamımızdır. Biz ne anlama geliyorsak, hayat da o anlama geliyor. Suların döküldüğü bir yer var, hiç de yabancı olmadığımız, ama görmezden geldiğimiz bir yer orası. Akıldan gönüle giden yolun üzerinde...

...Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...

"üzerimde yürü" diye seslendi deniz...

Dünya dönüyor ve hayat akıyor.. Zaman akıyor.. Sular da akıyor.. Hepsi, her zaman olduğu ve sizin de dediğiniz gibi aşağıya doğru akıyor... Ve iki kere iki halâ dört ediyor..

"Üzerimde yürü." diye seslendi deniz
Ama ben, her zaman olduğu gibi
Uzaktan baktım yine de...

M. G. Sütçüler

Sulara uzaktan bakmamamız ümidiyle...

sitenin genel güzelliğinde açan çiçeklerden birin

hilvan anlamların yankılanmasında ruhun diyalektiğine kapılıp sözcükleri savuran bir toplulukla karşılaşmak güzel. özgür olduğum bir anda size iştirak etmek ruhumu hissettiğim anlardan biri olacaktır. gül yürekliler bu sözcüğü anlar. üç buçuk ay sonra görüşmek üzere...

merabalar...

anlamların varolduğu kıyıda ruhun diyalektiğine sunulmuş butiksel bir sergide varlığı hissedebilmenin zevkine bir kaç saat varmamı sağladığınız için hepinize teşekkürler. bu sitenin tüm müdaimleri... yeni katılan biri olarak üç dört ay sonra özgür olduğum anlara kadar hoşçakalın. ruhun döküldüğü okyanusa sunulacak yazılarla merhaba diyene dek yüreğinizi hissedin ben gelene dek...

TEK KELİME

HARİKA