BAHARDI GELDİĞİNDE... // (2)
- güler yassıkaya s. yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 1022 kez okundu
- rastgele...
...
Sabahın ilk seslerini şehrin iki ayrı köşesinde dinlediler. Züleyha'nın uyku denen nimeti tatmadığı gecelerden biriydi yine. Sebebini bilmediği bir tedirginlik vardı gönlünde. Birşeyleri kaybetmek üzereydi, hissediyordu. Sabahın serinliğini ruhunda da hissetmek ihtiyacıyla ezanın ardından balkona çıkmıştı. Üşüdü, hayatta olduğundan emin oldu. Dualardaydı gönlü her gece olduğu gibi. "Allahım bana doğruyu göster" yalvarışlarının başındaydı. Korkuyordu düşünmekten bile. Ve hatta istemekten de..
İçinde öyle büyük bir yangın vardı ki merhamet sağanağından yoksun kaldığını düşünür olmuştu. Sevmek bir ceza da olabilirdi. Yanlış kişi ve zaman, diye mırıldandı. Büyük konuşmamalıydı onun hakkında. Yaratılanı yaratandan ötürü sevmeyi bilememişti. Pişmanlığını sığdıramıyordu yüreğine şimdi.
Tutulmuştu ona. Ama tek tesellisi vardı. Bu tutukluluk hali ona Hakk'ı unutturmamıştı. Aksine sevdikçe ona sığınır olmuştu. Öyle büyük bir denizle karşı karşıyaydı ki kokusunu duymak bile başını döndürüp ürkütüyordu Züleyha'yı. Derin mavilerde tek başına kaybolmak endişesindeydi. Orada kaybolmaksa kaderi , dileği yalnız olmamaktı. İçine sinen ama istemekle hakkına girerim diye korktuğu adamı düşündü yine. Hayali belirdi uzaklarda sönen yıldızlardan birinde. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Sevdiğinden şüphesi yoktu, ama bu sevgi için neler yapılabilir neler yapılamazdı? Hayat yalnız geçirmekten çekineceği kadar zordu. Cennet hayatı yaşamak için gelmemişti hiçkimse dünyaya. Sevdiğiyle imtihan olunan ilk kişi de değildi Züleyha. Adını aldığı dillere destan güzeli düşündü. Sabretmeliydi ve duadan korkmamalıydı. İstemeliydi ama herkes için hayırlı olanı!
Leyla'yı düşündü sonra. Bu onun içini sızlatan gerçekti. Kolu kanadı kırılıyordu Leyla denildiğinde. Gerçek adını bilmiyordu Leyla'nın. Ve asla sormayı düşünmedi. Sevdiğine ulaşmayı diledi tekrar.Züleyha'ya düşen dua etmekti. Seher vakti baharın en coşkulu bülbülleriyle birlikte, geceleri meleklerle beraber.
Yalnız değildi yüreği. Sanki hep bir melek vardı yanıbaşında. Züleyha'nın ruhunu okşayıp serinletmeye çalışıyordu. Yoksa durabilir miydi o ateş içindeyken uzaklarda ondan bîhaber? Ilık bir ferahlık doldu içine dualarda gezinirken. Seccadeye alnı değdiğinde şehrin öbür ucunda da Selim öğretmen dünyadan kopup rabbin huzuruna çıkmıştı. Acz ve kimsesizlik doruk noktasını yaşıyordu her iki genç insanda da.
Züleyha evdekileri uyandırmadan sessizce evden ayrıldı. Henüz çok erkendi , haftasonu olduğu için sokaklar bomboştu. Birkaç üşümüş kedi ve uçuşan kuşların dışında canlı görmedi yürürken. Otobüs durağında beklerken ürpererek tekrar onu düşündü. Acaba nerdeydi, ne yapıyordu? Leyla'nın hayaliyle uykuya dalmıştı belki. Rüyalarında kavuşuyordu belki Leyla'sına. Sevdiği varken neden Züleyha'yı düşünsündü ki?
Ruhu sızladıkça bedeni de sarsılır olmuştu, düşünmeyi bıraktı .İş yerine ulaşmıştı, tek başına nöbette olacaktı.
Sessiz çığlıklar kopuyordu iç dünyasında. Bir yanı Selim'e açılmanın coşkusuyla çağlıyorken öbür yanı Leyla tablosunu gözünün önüne getirip duruyordu. Tüm samimiyetiyle Selim öğretmeni düşündü.
"O mutlu olsun istiyorum, eğer ben onun mutsuzluğu olacaksam beni ondan uzaklaştır Allahım !" diyerek kendini işlerinin arasına gömdü.
Zaman zaman aklı ona takılıyordu ama hala erken saatlerdi. Aramaktan da korkuyordu zaten. Hata yapmak ve birilerini incitmek asla istemediği birşeydi. Selim'e durumu anlattığından beri bir daha haberleşmemişlerdi. Onunla aynı şehirde soluk aldığından haberi bile yoktu Züleyha'nın. Anlattıklarıyla onun da içine bir ateş düştüğünü bilmiyordu. Kederi başını duman duman sarmıştı. İş dışında hiçbir şeye dikkat etmiyordu. Farketti ki eline aldığı her dosyada ondan da bir iz bırakıyordu. Umudu yoktu Selim'e dair. Bir daha görmeyecekti, konuşamayacaklardı. O Leyla için açılacak kapıyı ve anahtarını bulup kendi yoluna gidecekti. Züleyha bu yangının ortasında derdiyle başbaşa kalacaktı.
Akşamüzeri iş çıkışı geçici bir çözüm buldu. Konuştuklarında Selim hastaydı, bir mesajla halini hatrını sordu. Cevap alacağından emin değildi. Ama araya zaman girerse bir daha hiç bahanesi bile olmayacaktı aramak için , halini hatrını sormak için. Bir süre heyecanla cevap bekledi , gözünü cep telefonundan ayırmıyordu. Bir saate yakın bir zaman sonra ümidini yitirdi. Kederi artmıştı bu sessizlik karşısında.
Züleyha onu düşünüp kederlenirken Selim de onu düşünüyordu. Mesajı okumuştu. Ama cevaplar yetersiz kalıyordu sanki o gün. Hangi kelimeler yazılmalıydı da her ikisinin de ruhuna su serpilmeliydi?
İç hesaplaşmaların sonucunda Züleyha'yı aramaya karar verip hemen uygulamıştı. Yorgunluktan bîtap düşen Züleyha telefonun sesiyle irkildi. Onun adını görünce heyecanla açtı.
Selim'in sevinçli sesini duyunca yüreği yerinden oynamıştı Züleyha'nın. Nefesi kesilir gibi olmuştu. İyi olduğunu söyleyip ona sordu tekrar nasıl olduğunu. Biraz iyileştim , diyordu Selim. Ama aslında sesi hala kötüydü. Derine inmeden günlük konulardan sözettiler. Okul, iş derken Züleyha Leyla'yı sordu. Selim aklının karışık olduğunu hissettirdi . Herşeyin hala aynı olduğunu söyledi. Bir umutsuzluk sezmişti Züleyha. Ne hissedeceğini bilemedi. Sevinmeyi kendine yakıştıramıyordu. Ama Leyla bir işkencenin de tam adıydı. Hem Selim eriyordu hem Züleyha.
Selim onu yatıştıracak birkaç cümle söylemeyi ihmal etmemişti. İstediğin zaman arayabilirsin, diyerek yeni bir kapı açmıştı. Vedalaşıp görüşmek üzere dilekleriyle kapattılar telefonu. Kalplerinde tatlı bir heyecan vardı. Bulmak ve kaybetmek aynıydı artık Züleyha için. Sevinirken üzülüyordu. Var ve yok birbirine zıt iki renk ise Selim ortada idi. Karışmıştı üç kişinin dünyası Züleyha'da. Selim ona hüznünü anlatıp teselli ararken bir yandan da Züleyha'nın dünyasına ferah rüzgarlar yolluyordu. Herşey düzelecek, umutsuz olma derken buna gerçekten inandığını farketti Selim . Nasıl olacak bilmiyordu ama mucizeydi olacağını iddia ettiği şey. Leyla'nın ailesiyle daha fazla mücadele gücü yoktu. Herşey nasıl düzelecekti? Züleyha bir yabancıydı aslında Selim için. Sadece adını bilip yüzünü gördüğü biriydi. Can dostu Ömer'in iş arkadaşıydı. Ve dostu hala o Züleyha'nın gerçekte de tanıdığı Züleyha olduğunu bilmiyordu. O Yusuf'un Züleyha'sı örneğinden alınan bir isimle çağırdıklarını sanıyordu. Gerçek adını sormamıştı . Bu ihtimal Ömer'in aklının ucundan bile geçmezdi .
Leyla ailesinin baskısıyla bir başkasıyla nişanlanmıştı. Züleyha anlamlandıramadı bunu, nasıl olabiliyordu böyle birşey? Leyla nasıl bir kızdı? Nasıl sevdiği ve yıllarını süsleyen adama rağmen ailesine boyun eğerdi? Onun yerine kendini koyunca dehşete kapılıyordu Züleyha.
Selim , Leyla yoksa ömür boyu yalnızlığa mahkum saymıştı kendini. Ama züleyha onun müsaadesiyle hayatına karışmıştı bile. Bir adam nasıl bu kadar çok severken aynı özlemle kendisiyle konuşan bir kadını kendinden uzak tutmazdı ki? Desteğe ihtiyacı vardı, koşulsuz şartsız bir desteği vardı artık: Züleyha !
Züleyha ondan Ömer'in duymamasını rica etmişti. Selim , bundan şüphen olmasın demişti. Çünkü Ömer'e bu durumu anlatmaya asla cesareti olmayacaktı. Züleyha gizlenmeye mahkum bir günah mıydı ?
Selim akşam yemeğinden sonra kendini sokaklara atmıştı yine. Annesinin soru sormasından korkuyor , kaçıyordu. Leyla'yı soracaktı onun derdiyle dertlenen kadıncağız. Ama oğlunun çaresizliği artık boşvermişliğe dönmüş gibiydi. Mücadele gücünü yitirdiğini hissettirmişti annesine. Birşeyler olduğunu biliyordu ama soramıyordu. Her şer'de bir hayır vardır oğlum sabret, demesine hâcet kalmamıştı artık. Anne hissiyatıyla anlıyordu oğlunun başka birşeylere takıldığını. Ama artık karışmak istemiyordu. Selim Leyla'dan her darbe alışında arkasında annesini bulmuştu. Sendeledi ama yıkılmadı hiç. Şimdi ise Züleyha'ya günah etiketi takılır diye korkup sakınıyordu. Anlatamıyordu kimselere. Sadece Ömer biliyordu. Yine konuşmak için Ömer'e gitti.
Geç saatlere kadar konuştular. Selim eve dönerken yağmur çiselemeye başlamıştı. Baharı hücrelerinin derinlerine kadar soludu. Laleleri farketti eve girerken. Annesi her yıl olduğu gibi yine lalelerin en güzellerini ağırlıyordu bahçesinde. Ve o gece bahar Selim'in ruhuna da değmişti. Bahardı Züleyha Selim'i uyandırdığında.
Selim annesinden gözlerini kaçırarak odasına gidip hemen yatmıştı o gece. Düşünmeden uyumayı da başardı üstelik.
Ertesi sabah gözlerine Züleyha değmiş halde uyandı. Tüm güzelliğiyle ruhuna işlemişti sanki. Anlamadı Selim o Leyla savaşından sonra ani gelen baharı.
....




Takdir okuyucunun
Güler hanım,
Her ne kadar yazacaklarımın sizi inciteceğini düşünsem de, meseleyi büyütmeden sorunların çözülmesini diliyorum. Zira size altı çizile çizile gösterilmek istenen meseleleri anlamak istemiyorsunuz.
Şayet dikkatinizi çektiyse bu yazınızın diğerleriyle bir farkı var. Bu fark da bu yazınızda site yönetimi tarafından hiçbir tashih, redaksiyon veyahut da edisyonunun yapılmamış olmasıdır. Ben bir kaç kalemde gözümü kör eden hataları çıkardım.
Şimdi siz kaleminizi bir yana koyup elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün. Bu hataları gören bir okur, eserin özüne nasıl inebilir?
Örneğin:
1. Selim , Leyla (Virgül)
2. Birşeyleri (Bir şeyleri)
3. Allahım (Allah'ım)
4. Ama tek tesellisi (Cümle hiçbir zaman ama, fakat, lâkin ile başlamaz)
5. yoktu, ama (yoktu; ama)
6. tekrar.Züleyha'ya (tekrar. Züleyha'ya)
7. nerdeydi (neredeydi)
8. bıraktı .İş yerine (...)
9. sormamıştı . Bu (...)
10. Şimdi ise (Şimdiyse)
Örnekleri çoğaltmak mümkün. İmlâ kuralları bir yana, cümle kurguları fevkalâde kusurlu. İtina göstermeniz gerekli efendim. Aksi halde nasıl gelişmeyi düşünüyorsunuz? Burnunuzun dikine gidin ve gönlünüzden kopanları aynı aşkla okumamızı isteyin istemesine de, okuyanı da biraz düşünün yahu.
Hisselerin hepsini almanız dileğiyle...
ELBETTE TAKDİR OKUYUCUNUN
Yusuf Bey,
Takdiri önce site yönetimine ve sonra da okuyuculara bırakmış olmasam burada ne işim olabilir ki? Ben herhangi bir okuyucunun yerine kendimi koyduğumda sizin kadar şekilci okumadığımı görüyorum. Önce yazının ruhunu görüyorum okurken, sonra şeklini. Eğer hatalar çok büyükse o zaman elbette yazının bütünlüğü bozulup tadı kaçıyor.Sizin ilgi alanınız imla kurallarını öne çıkarıyor ama ben imla kurallarına uyulmuş mu acaba diye okumaya başlayamıyorum.
Burnumun dikine gittiğimi düşünmekte özgürsünüz. Nasılsa bir uzmandan tam not almak için yolun çok başındayım.Yıllardır yazıp hatalarını görmezden gelen biri değil ki Güler.Daha yeni başladı bu kız yazmaya!
Her eleştirinizi bir sonraki yazımda gözönünde bulunduruyorum. Düşünmeden yazdığımı iddia etmek için yeterli bulgunuz yok, bu noktada acımasızsınız. Azarlamakla eleştirmek arasındaki farkı elbette benden çok daha iyi biliyorsunuzdur.Yolun başındaki insanları yıldırmak tehlikesini umursamadan eleştirdiğinizi düşünüyorum.Yanılmıyorsam daha önceki yazılarım da yönetim tarafından düzeltilmeden yayınlandı. Bu site içinde sizden böyle tepki alan ilk kişi miyim acaba?
Takdiri okuyucuya bırakma inceliğiniz için teşekkürler. Umarım takdirlerini belirtirler. Eleştirileriniz beni incitmedi.Suçlu hissettim kendimi.Bu eleştirinin üzerine başka bir okuyucu birşey yazar mı dersiniz?
Eleştirinin dışında birşey yapın ve bana kendimi geliştirebilmem için yol gösterin lütfen! Ne okumalıyım , nasıl çalışmalıyım? Yazıyı göndermeden önce saatlerce imla kurallarına uyuyor mu diye incelemeli miyim? Yazıdan bıkma riskine rağmen kuralcı mı olmalı insan? Sizce standartların dışında yazanlar cümle kurgusunda hatalı mıdır?
Yazmak her yürekte farklı biçimlenir ve herkes hissesine düşeni alır . Ben bu konuda nasipsiz sayılabilirim ; ama şansım eleştiriden yana çok açıkmış gördüğüm kadarıyla.
Eleştiri de olsa kimsenin hissesiz kalmaması dileklerimle...
Soru lazım, cevap değil
Güler hanım, bu sayfanın tamamını yazıcıdan döküm alacağım ve kısmet olursa akşam bir kaç kere okuyacağım. Bakalım ne yapabiliriz. Hata nerede? Sizde mi, bende mi, yoksa gittiğimiz yolda mı? Birileri daha yardımcı olur mu bilmem; ama ben elimden geleni yapmaya gayret edeceğim.
Yalnız bu süreçte ne yaparsanız yapın, yaralanmak ya da yazmayı bırakmak için bahane aramayın. Zira yazmak bir başkasıyla ilgili bir edim değildir. Yazmak, beyninizi ele geçiren bir güçtür. Şayet yazıyorsanız, yazıyorsuzundur. Siz yazmak istemeseniz bile kendinizi yazıyor görürsünüz. Şayet bu çerçeveyi görmüyorsanız zaten yazar değilsinizdir.
Ayrıca yolun başında değilsiniz. Siz yolda yürüyen bir bir yazarsınız. Karşınıza kimi zaman yolun sonundan biri çıkacaktır kimi zaman da yolun başından biri. Kimi zaman kendinizi çırak hissedeceksiniz kimi zaman da bilge.
Ben bu gece düşünmek için gayret ederken siz de şunları düşünün ve mümkünse buraya yazın ki ben de sabahleyin fikirlerimi ona göre yontabileyim:
İyi bir yazar nedir?
Ben iyi bir yazar olmak istiyor muyum?
Yazarken ne hissediyorum?
Yazdıktan sonra ne hissediyorum?
Yazarak ne kaybederim, ne kazanırım?
Yazmak için ne yapmam gerek?
Yazar olmak için için ne yapmam gerek?
Bu soruları çok kısa bir müddet içinde yazdım. Bu nedenle sorular iyi görünmemiş olabilir. Şayet eksiğimi gördüyseniz siz tamamlayınız ve meseleyi ciddiyet ve samimiyet içinde çözümlemeye gayret edelim.
teşekkür ederim
Soruları ve cevaplarını düşüneceğim Yusuf Bey. Yarını beklemeden açıklık getirmem gereken bir husus var. Bahane arıyor olsaydım çoktan vazgeçmiştim sizlerin karşısına çıkıp yazmaktan.
Dediğiniz gibi yazarlık bir yol ve ben de yürümeye başladım. Kendimi yazar saymak bana edepsizlik gibi görünmüştü , bundan sonrasında amatör de olsa yazar sayacağım kendimi. Başka biri olsaydı vazgeçebilirdi , benim anlatmak istediğim fikir buydu sizin anlayıp bana da pay biçtiğiniz cümlede.
Aslında siparişle bile yazabilen onca insan kitaplarını bastırıp raflarda yerini alırken benim kendimi tamamen acemi saymam yazıya haksızlık olur.Haklısınız, bazen ben de bilge kalabiliyorum okuduklarım karşısında.
Yazmak çok boyutlu, her boyutu tadarak ilerlemekten şikayetçi olmamak lazım. Paylaştıklarımı okuduğunuz için ve eleştirdiğiniz için teşekkürler.
Samimiyetle!
"Süreci Anlatmak"
Dün akşamdan bu yana zihnimi kurcalayan sorulara yanıt bulmak beni epeyce yordu. Soruların altında nefes almak için uğraşırken gözüme Umberto ECO'nun "Gülün Adı" isimli eseri ilişti. Umberto bey kardeşim eserinin sonunda eserini neden ve nasıl yazdığına dair genişe bir şerh düşmüş. Öncelikle Umberto bey kardeşimin, sonra da sizlerin müsadesiyle paylaşmak istiyorum:
"Süreci anlatmak"
Yazar yorumlamamalıdır. Ama niçin ve nasıl yazdığını anlatabilir. Şiir sanatı üstüne yazılar her zaman onları esinleyen yapıtı anlamaya yaramaz, teknik bir sorunun, bir yapıtın üretilmesi sorununun nasıl çözüldüğünü anlamaya yarar.
Poe, Philosophy of Composition'da, The Raven'ı (Kuzgun) nasıl yazdığını anlatıyor. Onu nasıl okumamız gerektiğini değil, şiirsel bir etkinin gerçekleştirilmesinde ne gibi sorunlarla karşılaşıldığını anlatıyor bize. Ben şiirsel etkiyi, bir metnin hiç tükenmeksizin her zaman birbirinden farklı okunuşlar yaratma yeteneği olarak tanımlayabilirim.
Yazı yazan (resim yapan, yontu yontan, beste yapan) kimes her zaman ne yaptığını ve bunun kendisine neye mal olduğunu bilir. Bir sorun çözmek zorunda olduğunu bilir. Çıkış verileri karanlık, dürtüsel, saplantısal olabilir, bir istek ya da anıdan öteye geçmeyebilir; ama sonra sorun masa başında, üstünde çalışılan malzeme -kendi doğal yasaları olan, ama aynı zamanda yüklendiği kültürün izini taşıyan malzeme- araştırılarak çözülür. (Metinlerarası yankı.)
Yazar esinine kapılarak yazdığını söylüyorsa yalan söyler. Genius is twenty per cent inspitation and eighty per perspiration (Deha, yüzde yirmi esin, yüzde seksen alıntiridir).
Hangi ünlü şiiri için bilmiyorum, Lamartine, o şiirin fırtınalı bir gecede, bir ormanda bir çırpıda olduğunu yazar. Öldüğü zaman şiirin üstünde düzeltmeler ve değişiklikler olan müsveddesini buldular; böylece o şiirin, tüm Fransız yazınının belki de en çok "üstünde çalışılmış" şiiri olduğu ortaya çıktı.
Yazar (ya da genel olarak sanatçı), sürecin kurallarını düşünmeksizin çalıştığını söylediği zaman, yalnızca kuralı bilmeden çalıştığını anlatmak ister. Bir çocuk ana dilini çok iyi konuşur, ama dilbilgisi yazmayı bilmez. Ancak dilbilimci dilin kurallarını bilen tek kişi değildir, çünkü bunları çocuk da çok iyi bilir, ama bildiğini bilmez: dilbilimci, çocuğun dili niçin ve nasıl bildiğini bilen kişidir yalnızca.
Nasıl yazıldığını anlatmak, "iyi" yazıldığını kanıtlamak anlamına gelmez. Poe, "eserin sonucuyla yazma sürecinin bilincinin başka başka şeyler olduğunu söylüyordu. Kandinsky ve Klee bize nasıl resim yaptıklarını anlatırken, ikisinden birinin ötekinden daha iyi olduğunu söylemezler. Michelangelo, heykel yapmanın, taşın içinde zaten varolan biçimi fazlalıktan kurtarmak olduğunu söylerken, Vatikan Pietá'sının Rondanini'nkinden daha iyi olduğunu söylemez. Bazan sanatsal süreçler üstünde en parlak sayfalar, alçakgönüllü sonuçlar ortaya koyan; ama yaratma süreçleri üstüne düşünmeyi iyi bilen daha önemsiz sanatçılar tarafından yaılmıştır: Vasari, Horatio Greenough, Aaaron Copland..."
Umberto bey kardeşim böyle söylemiş ve devam etmiş; ama ben devam etmeyeceğim. Ne yaptığını bu denli iyi bilen birinin aklından dökülenleri bilebilmenin övüncüyle üzerimdeki ağırlığı atıp arkama yaslanacak ve diyeceklerime öyle başlayacağım.
Güler hanım,
Yazacaksınız; fakat bunu yaparken okumayı, bilmek ve anlamak için okumayı bırakmayacaksınız. Silahınız, kaleminiz olacak ve siz bu kalemi daha iyi kullanmak için her gün antrenman yapacaksınız. Konuşmanız gereken yeri bileceğiniz gibi, susmanız gereken yeri de bileceksiniz. Şu an akıllısınız; ama zeki de olmanız gerek. Bunun sebebi de pratik yapmaktır. Karşınıza çıkan yel değirmenlerini bile düşman görebilecek kıvama geleceksiniz. Tek başınıza kalmayacaksınız. Ölü de olsa yazar dostlarınız olacak. Tahlil ve betimleme yeteneğinizi başka türlü güçlendiremezsiniz.
Bunların hepsini yapmaya başladığınız takdirde şu anda gördüğünüz dünyadan başkasını göreceksiniz. Şaşırmayın. Gözlerinizi de kapatmayın. Yürümeye devam ederseniz, yalnızca yürümeye devam etmiş olursunuz. Meseleyi abartmaya gerek yok.
Siz bir başkası için yazmayacaksınız. Siz, kendiniz için yazacaksınız. Zeus'un kafasından doğan Athena misali siz de kafanızdakileri doğuracak, onlara kaleminizle kimlik vereceksiniz. Tabi bu arada okuyacaksınız. Yemeyi ve uyumayı unutacak kadar çok okuyacaksınız.
Amma... Tüm bunları yaptıktan sonra hala kötü yazıyor olabilirsiniz. Önemsemeyin. Yazar olmak sonuç değildir. Sonuç, anlamaya çalışmaktır. Bunca çalışmayı başkaları için değil, kendiniz için gerçekleştirdiğiniz için ağır başlı ve mağrur halinizle gözlerde ışıldayan bir nur olacaksınız.
Tabi bir de bu yolda gördüğünüz meyveleri yerseniz... İşte o zaman önünüzde eğilecek Yusuf'u bulacaksınız...
güler y.
güler y.
En büyük eksik okuma hususunda karşıma çıkıyor. Daha dikkatli okumak, kurgulara dikkat etmek gerek.Daha çok çalışmak lazım. Yazarlıkla ilgili sorularınız ve cevapları :
İyi bir yazar nedir?
Ben iyi bir yazar olmak istiyor muyum?
Yazarken ne hissediyorum?
Yazdıktan sonra ne hissediyorum?
Yazarak ne kaybederim, ne kazanırım?
Yazmak için ne yapmam gerek?
Yazar olmak için için ne yapmam gerek?
İyi bir yazar ; taklitten uzak olandır. Konusuyla, anlatımıyla farklı olup bunu okunabilir kılandır. Tadı damakta kalıp gerisi aranan yemek kıvamında yazabilendir.Üzerine söylenecek söz bırakmadan yazabilendir.Konu tartışılabilir elbette; ama üslup ve şekil tartışılmaz derecede iyi olmalıdır. Okuyan kendini yazıda bulabilmelidir. Kişiyle hiç alakası olmayan bir bilim kurgu yazısında bile okuyucu yazıya inebilmelidir. Yazıya inebilmek derken kastedilen de özümsemedir.Yazı bir kale gibi kendi savunmasını kelimelerle yapmış olmalıdır ki yazarına iyi denebilsin. Saldırılara yazı yazarına el sürdürtmeden cevap verebilmelidir.
İyi bir yazar olmayı elbette istiyorum. Herkes iyi demiş olsa da ben kendimi iyi görene kadar bu hazırlık ve kendimle yarış bitmeyecektir. Kendim için yazıyorum.Birileri bunu okuyunca kendi adıma mutlu oluyorum. Yazarken içimde susturulmuş çığlıkların kalıpla dışarı çıktığını hissediyorum. Olduğu gibi çıkması onu sadece benim için anlamlı kılar düşüncesindeyim. O nedenle de konuları seçerken en iyi yontabileceklerimi seçiyorum. Bahardı Geldiğinde , kurgusu gerçek hayattan alınmış bir hikaye. Onu yaşanmış şekliyle; ama yine de yontarak yazıyorum. Bu hikayenin örgüsünü tartışmak yaşayanlara saygısızlık olacağı için de susmayı tercih ederim.
Yazabilmek geç farkettiğim bir silah. Belki o silahı doğru kullanmayı bilmiyorum ama atış çalışmalarından da vazgeçmiyorum.Yazarken mutlu oluyorum.O yazma heyecanını çok sevdiğim için yazmaktan hiç vazgeçmedim.
Yazdıktan sonra okuyorum yazdıklarımı defalarca. Yazının üzerinde gereksiz bir yük kalmamalı. Yazdıktan sonra okurken ; sesimi yeterince kullanmış mıyım diye, soruyorum kendime. Fısıltıyla şarkı söylemek kaybolup gitmek ve sadece kendine seslenmek demektir. Bazen bağırmak gerekir duyulmak için bazen de insanların merak ederek susup dinlemesini sağlayacak kadar sakin söylemek.Gereksiz çığlıklarla yazıların tadını bozanlardan olmamayı umuyorum.
Yazarak hiç birşey kaybetmeyeceğimi biliyorum.Kazanılacak çok şey var. Kaybetmenin adresi yazmak değil. Yazmayarak ruhumuzun inceliklerini körelteceğimizi düşünüyorum.Bundan daha büyük bir kayıp olmasa gerek.
Yazmak için yaşamın tam ortasında olmam gerek. İyi bir gözlemci olmam gerek. Bir de çok iyi bir okuyucu olmalı insan. Düşünmekten ve anlatmaktan korkmamalı yazmak için.Tek başına dünyaya karşı duracak kadar cesur olmak lazım yazmak için. Kaybetmeyi de kazanmayı da bilmek lazım yazmak için. Empati yeteneğinden yoksun olmamalı yazar. Kahramanlarının ruhunda yaşayabilecek kadar onları özümsemeli ve anlatırken üşenmemeli.Ne eksik ne de fazla olmadan tam kıvamında anlatmayı bilmeli.
Yazar olabilmek için ise; yaşamalı insan! İnsan olmalı... İnsan olmanın kuralı olan yollardan geçmiş olmalı. Çalışmayı sevmeli ve çok yazmalı. Eleştirilmekten gocunmamalı. Dediğiniz gibi yerinde konuşup gerektiğinde de susmalı. Başkalarının kalıplarında bir yazar olmaksa amaç,o zaman ne yapmak gerek ben de bilmiyorum.
Hedefini belirleyebilen insan amacına ulaşmaktaki yolun yarısına gelmiş sayılır.Ondan sonraki yolculuk çileli de olsa emek vermekten korkmaz hedefine doğru ilerlerken. Zirvede alacağı tadın umudu gereken gücü verecektir bu yolda.
Yazar olmak sonuç değildir, buna ben de katılıyorum. Yazar olmak bence bir başlangıçtır. Hem de güzel bir başlangıç! Hayata farklı bakabilme ayrıcalığıdır. O bambaşka bakış açısıyla yazar olan insan sonuca ulaştım, diyerek duramaz ki.
Yazarı yazar yapan kendisi midir?
Ben bir de bu soruyu cevaplamak istiyorum. Yazarı yazar yapan biraz kendisi biraz da kalemidir. Yanı sıra - denildiği gibi - deha ve esinlenme gerekir. Herkes esinlenebilir ; ama her esinlenen aynı biçimde anlatamaz istediklerini. Yazarı yazar yapan noktalar burada kendini gösteriyor olmalı. Çok şey bilmeli yazar, kendisi olmalıdır. Tüm çalışmaları ve emekleri sonucunda yazarı yazar yapan kendisidir. Kimi yazarlar sadece kendine yazardır. Kimileri de yaşamın farklı boyutlarındaki pekçok insana yazar...
Yazar okuyucu hesabıyla yazmalı mıdır ?
Bence yazar; okunacak yazıları bir biçimden yoksun olmadan kendisi için yazmalıdır. Okuyucuya saygısızlık olmasın; ama kendisi için yazan insan bunu hesaplamaz diye düşünüyorum. Okunması amacıyla ortaya çıkıp yazdığımıza göre okuyucuyu da düşünmek gerek. Burada denge kurmak yazarın uzmanlaşması gereken noktalardan birisi.
Sorular daha da çoğaltılabilir ; ama ukalalığa doğru yol çizmek olacaktır bu meseleyi abartmak. Sayısız çalışma neticesinde çıkmış cevaplar değil cevaplarım.Yani uzmanlık alanımda size cevap sunmadım. Sadece hedefi tanıdığım ve tahlil edebildiğim kadarıyla cevaplamaya gayret ettim. Yeterliliği tartışılabilir.
Aslı Hanımın da dikkat çektiği konu dünden beri benim de aklıma takılmış durumda. Yorumlarınız dışındaki yazılarınızı merakla bekliyorum. Okumak gerek, katkıda bulunun lütfen okuma gayretimize!
Selametle !
Onca satırdan sonra...
Sevgili gülery ve Yusuf Ateş,
Onca karaladığınız satırlar neticesinde görüyorum ki, yazmak için istemek, iyi yazabilmek için eleştirilmek, yazdırmak için tetiklemek ve okunmak için de samimi olmak gerekliymiş.
Her ikinizin de haklı ve haksız taraflarını görmekle beraber, Güler hanımın tashih gerektiren dil yazımı dışında, daha örgüsel metinler üreterek yazıya dökebileceğini umudettiğim gibi, Yusuf bey'in de eleştirmen vasfından çok, yazar tarafını da bizlere sunmasını son derece merakla beklediğimin altını özellikle çizmek isterim...
Kaleminizi farkettiren metinleriniz için sabırsızlanıyorum.
Saygılar.