KEPLER'in MEKTUPLARI // 9. Mektup - Hans Georg Herwart von Hohenburg (1606)

Kategoriler:

Wenzel Malikânesi
Prag
Noel 1606

Hans Georg Herwart von Hohenburg: Münih

Salve. Korkarım bu yazım, size ve ailenize yapılmış en kısa mutluluk dileği olacak. Saray kutlama hazırlıklarıyla meşgul ve şimdilik beni unuttukları için rahatsız edilmeden kendimi çalışmalarıma verebiliyorum. Uzun ve yorucu bir uçuştan sonra bitkin düşen düşünce gücümüzün, en umulmadık zamanlarda yeniden görkemli yüksekliklere çıkması ne kadar tuhaf, öyle değil mi? Astronomia Nova’yı sonunda bitirdikten ve bir iki yıl şöyle bir dinlenip taze enerji kazanmayı umut ederken işte yine taze ve şevkle yedi yıl önce yeni bir astronomi kurmak için ara verdiğim evrensel uyum çalışmalarına eğilerek, yine harekete geçmiş durumdayım.

İnsan zihninin en başından beri, gerçeğin temel & gerekli formalını içinde barındırdığını düşündüğümden, kitabın içeriği konusunda hiçbir fikrim olmasa da, yazmayı düşündüğüm bu kitabın formunu kafamda çoktan tasarlamış durumda olmam pek şaşırtıcı değil. Bende hep böyle olmuştur: önce form! Bu yüzden, öncelikle, beş gezegen aralığına uygun olarak beş bölüm de tasarlıyorum. Her bölümün alt bölümleri ise, Mysterium’a göre bu aralıklara uygun olarak, beş gezegenin ya da Platonik maddenin önemli niteliklerine göre belirlenecek. Ayrıca süsleme amacıyla hem de saygılarımı iletmek için bölüm başlıklarının ilk harfleri çeşitli şekillerde okunduğunda bazı ünlü ve büyük insanların adını koymalılar. Elbette ki kitabın o sıcak oluşum anlamında bütün bu büyük tasarıdan vazgeçilebilir. Bu o kadar büyük bir sorun değil.

Kopernik’in, dünyanın olağanüstü simetrisine ve gezegensel yörüngelerin hareket & büyüklük açısından uyumuna değindiği cümleyi rehber olarak aldım. Bu simetrinin nerede olduğunu soruyorum. İnsanoğlu bu ilişkileri nasıl algılayabiliyor? Son sorunun yanıtı sanırım çok kolay – daha demin yanıtladım. Ruh kendi iç doğası içinde saf uyumları, duyumlara açık olan uyumların prototip ya da paradigmaları olarak içerir. Ve bu saf uyumlar oranlarla ilgili olduğu için, ortada birbirleriyle karşılaştırılabilecek sayılar olmalıdır: bence bu sayılar çember ve çemberlerden yaylar ayrıldığı zaman ortaya çıkanlar olmalıdır. Bu durumda çember yalnızca zihinde var olan bir şey: bir pergel yardımıyla çizdiğimiz çember, yalnızca, zihnin kendi içinde taşıdığı ideanın eksik bir simgesi. Bu konuda, zihnin duyu algılarının doldurduğu bir tabula rasa (Lat.: Boş levha) olduğunu söyleyen Aristoteles’e karşı çıkıyorum. Bu yanlış, yanlış. Zihin, bütün matematiksel idea & sayıları kendi kendine öğrenir; deneysel simgelere yalnızca bu öğrendiklerini anımsamasına yardımcı olur. Matematiksel idealar ruhun özüdür. Zihin kendi başına, bir noktadan eşit uzaklık algılar ve buradan hiçbir duyu algısından falan yararlanmadan, kendisi için bir çember çizer. Bunu şöyle de söyleyebiliriz: Eğer zihnin bir gözü olmasaydı, bu durumda çevresindeki nesneleri algılayarak bir göz ister ve bunun oluşumu için kendi kurallarını ortaya koyardı. Gözün nasıl olması gerektiğini zihne içrek olan niceliklerin tanınması belirlediği için, göz öyle olmuştur, çünkü zihin de öyledir, ama tam tersi değil. Geometri gözler yoluyla algılanmamıştır: o zaten içerdeydi.

İşte şu günlerde üzerinde düşündüğüm konular. Gelecekte bunlar hakkında söyleyecek çok fazla şeyim olacak. Şu anda sevgili eşim bu büyük astronomun kente inip şişman bir kaz almasını buyuruyor.


Fröhliche Weichnachten! (Alm.: Mutlu Noeller),

Johannes Kepler

KEPLER
John BANVILLE
Çeviren; Gökçen EZBER
Kabalcı Yayınları
1. Baskı, Mayıs, 1999, Sf. 188-190