II. DÜNYA SAVAŞI TARİHİ // Liddell HART


ALMANYA’NIN RUSYA’DA GERİLEMEYE BAŞLAMASI

1943 yılının başında, Kafkasya’daki Alman ordularının kaderi, Stalingrad’daki ordularının kaderine benzeyecek gibiydi. Kafkasya’da bulunan Alman orduları Stalingrad’da bulunan ordulardan daha derinlikte mevzilenmiş durumdaydılar. Bununla beraber, Stalingrad kuşatmasından sonra bir aydan fazla süre orada kalmak zorunda kalmışlardı. Oysa müthiş kış bastırmakta ve tehlike büyümekteydi. A Ordu Grubu’nu teşkil eden ve komutasında Mareşal List’in yerine geçen General Kleist’in bulunduğu 1’nci Panzer Ordusu’nun ve 17’nci Ordu’nun durumu oldukça zordu.

Ocak ayının ilk haftasında A Ordu Grubu’nun tehlikeli ve güven teşkil etmeyen durumu kendisini çevreleyen tehditlerin artmasıyla iyice çıkmaza giriyordu. En büyük tehlike Kafkas Dağları’ydı. Ruslar önce Mosdok kentinin sol kanadına taarruz ettiler daha sonra da Nalçık’ın sağ tarafına saldırdılar ve her iki bölgeyi de ele geçirdiler. Daha tehlikeli bir gelişme “Don Ordu Grubu” ve “A Ordu Grubu”nun birleştiği bölgenin sol kanadına doğru Rusların Kalmuk Stepleri’nden geliştirmeye başladıkları harekâttı. Elista’yı ele geçiren Ruslar Maniç Gölü’nü geçerek, General Kleist’in Rostov ile ulaşımını sağlayan Armavir’e doğru ilerlemeye başladı. En tehlikeli gelişme ise Don Hattı’ndan güneye doğru ve doğrudan Stalingrad yönüne ve bizzat Rostov’un üzerine ilerleyen harekâttı. Rusların öncü birliklerinden birisi bu bölgenin neredeyse yetmiş beş kilometre önlerine kadar gelmişti.

Bu panik yaratacak haber, Hitler’in Kleist’e, bulunduğu mevzilerini hiçbir koşulda terk etmeyeceğini bildiren emriyle aynı gün gelmişti. O anda 1’nci Panzer Ordusu, Rostov’un 600 kilometre doğusundaydı. Ertesi gün gelen yeni emirde bütün teçhizatlarıyla birlikte, Kafkasya’dan çekilmeleri yazılıydı.

Yolları 1’nci Panzer Ordusu’nun geçmesi için elverişli hale getirirken, gerektiğinde de Kerç Boğazı’ndan geçerek Kırım’a intikal etmek için 17’nci Ordu’ya Kuban Nehri boyunca geri çekilme emri verildi. Bu geri çekilme uzun sürecek bir geri çekilme değildi ve Tuapse çevresindeki kıyı şeridinde kuşatılan Rus birlikleri, 17’nci Ordu’nun çekilmesini tehlikeye düşürecek kadar güçlü değillerdi.

Aksine, 1’nci Panzer Ordusu’nun geri çekilmesini çevreleyen büyük tehlikeler vardı. En tehlikeli safha, 15 Ocak ile 1 Şubat arasında ordunun çok büyük bir kısmının Rustov’a ulaştığı dönemdi. Her ne kadar çok dar alana sıkıştırılmadıysa da, bu geri çekilme, üç yüz kilometrelik bir mesafede çeşitli Rus saldırılarına maruz kaldı.

10 Ocak’ta, General Rokossovsky, Almanlara yaptığı teslim ol çağrısına ret cevabı alınca, Stalingrad’da kuşatılmış bulunan Alman birliklerine taarruzu başlattı. Paulus’un birlikleri açlık, soğuk, hastalık, moral çöküntüsü ve mühimmat yokluğundan o denli bezmiş ve güçten düşmüşlerdi ki hiçbir şekilde direnecek ve Rus birliklerinin teşkil ettiği çemberi aşacak durumda değillerdi. Bunu anlayıp değerlendiren Ruslar, Almanların Kafkaslar’daki birlikleriyle irtibatlarını kesmek için güneye birlik ayırabildiler.

Stalingrad’da bu nihai safha başlarken, Kleist’ın birlikleri Kafkasların uç kısmından geri çekilmişler ve Pyatigorsk ve Budenovsk arasındaki Kuma Nehri’ne ulaşmışlardı. On gün sonra güneyde bulunan Elista’dan gelişen Rus saldırısı Kuma Hattı’nın yüz elli kilometre gerisindeki noktaya ulaşmıştı. Fakat o süre zarfında Kleist’in çekilen birlikleri Armavir’e yaklaşıyor ve böylelikle en yakın tehlike bölgesini atlatmış oluyorlardı.

Yine de bu arada çok daha gerilerde Don’un her iki tarafından Rostov’a doğru ilerleyen Rus birliklerinin yarattığı çok büyük bir başka tehlike geliyordu. Doğu kısmında ise Ruslar şimdi Maniç Nehri’ne ve Salsk demiryolu kavşağına daha da yakın hale gelmişlerdi. Batıda ise aşağı Don havzasından pek de uzak olmayan Donets Nehri’ne ulaşmışlardı. Kleist’ın artçı birlikleri Rostov’a Ruslardan üç misli uzak mesafedeydiler. Bundan başka Manstein’ın birlikleri Kleist’ın kanatlarını örtebilmek için çok yorgun düşmüştü ki, neredeyse dağılmanın eşiğine gelmişlerdi.

Bununla beraber, geri çekilen Alman birlikleri yarışı kazanmışlar, kıskaca alınıp imha olmaktan kurtulmayı başarmışlardı. On gün sonra, Kleist’ın artçıları Rostov’a çok yaklaşmışlar ve Rusların bu girişimini boşa çıkarmışlardı. Almanların şanslı olduğu bir konu, bu karla kaplı ıssız arazinin Rusların bile, demiryollarını yeterince kullanıp, Almanları yakalamasına engel teşkil etmesiydi. Manstein’in birlikleri o denli açıkta ve korumasız kalmışlardı ki, geri çekilmeleri tehlikeye girmişti. Bu nedenle Kleist’ın bazı tümenleri hemen geriye gelerek bu birlikleri takviye ederek onları tehlikeden kurtardılar.

Kafkaslar’da bulunan Alman birlikleri, Rostov’da Don nehrini geçerlerken, Stalingrad’daki Alman kuvvetleri de çökmüştü. Paulus’un kendisi ve çevresi 31 Ocak’ta, kalan birlikleri ise 2 Şubat’ta teslim oldular. Rus taarruzunun başladığından bu yana üç hafta geçmiş ve teslim olan Alman askerlerinin sayısı toplam 92.000’i bulmuştu. Toplam kayıp ise bu rakamın üç katıydı. Teslim olanların arasında yirmi dört general vardı. Her ne kadar Doğu Cephesi’ndeki generallerin yanlarında, Ruslara esir düşmeleri halinde kullanmaları için zehir tüpleri varsa da, birkaçı bunu 20 Temmuz 1944’te, Hitler’e karşı girişilen “generallerin komplosu” suikastından sonra kullanmıştı. Çünkü, Gestapo’nun eline düşmektense generaller bu yolu tercih etmeye başlamışlardı. Fakat Stalingrad’ın düşmesiyle birlikte, bütün cephelerdeki Alman komutanların nerede, nasıl infaz edileceklerine ilişkin soru sürekli olarak zihinlerini bir kurt gibi kemirmeye başlamıştı. Alman Ordusu’nun Stalingrad’da bozguna uğramasının temelinde, fiziki yenilgiden ziyade ruhen ve moral olarak çöküntüye uğraması ve Alman Ordusu’nun bundan hiç kurtulamaması yatmaktadır.

Bununla beraber, Hitler yayınladığı bildiride, Stalingrad cephesinin çökmesini, buradaki birliklerin bir amaç için feda edildiğini, buradan kazanılan zaman ve fırsatın Alman Yüksek Komutanlığı’na Doğu Cephesi’nde alınabilecek yeni karşı tedbirler için zaman ve zemin hazırladığını bildirdi. Şayet Stalingrad’daki ordu, kuşatıldığı andan itibaren aradan geçen yedi hafta içerisinde herhangi bir zaman teslim olmuş olsaydı, Rusya’daki diğer Alman orduları çok daha zor durumda kalabilirlerdi. Zira, Manstein’ın çok yetersiz olan birlikleri, muhtemelen, don’dan Rostov’a sarkacak Rus birliklerine karşı koyamayacaktı ve Kafkaslar’da bulunan Alman birlikleriyle irtibatları kesilmiş olacaktı. Aynı zamanda, şayet Stalingrad’daki ordu kuşatmayı yarıp ve batıya doğru çekilebilmiş olsaydı kaderleri farklı olabilirdi. Bundan başka, her ne kadar, Almanların Ocak ayının son yarısındaki direnişleri Rusların Rostov’a doğru ilerlemesini önleyecek kadar güçlü olmadıysa da, yine de bu direniş Kafkaslar’daki Alman birliklerinin bu dar boğazdan kurtularak, Rostov’a zamanında ulaşmalarını sağlayacak kadar kuvveti bu bölgeye sevk edilebilmelerine olanak tanımıştı.

Gönderilen bu yardımla bile Kafkaslar’daki çekilme kıl payıyla başarıldı. Ancak, zaman, arazi, kuvvet ve iklim koşulları göz önüne alındığında, bu olağanüstü bir başarıydı. Bu başarının sonucunda, Kleist Mareşal oldu. Her ne kadar bu başarı ustalık ve her türlü övgüye layıksa da asıl önemi, komutanların ve birliklerin soğukkanlı ve yiğit oldukları sürece, modern savunmanın ne denli güçlü bir direnişe tanık olabileceğinin görülmesiydi.

Modern savunma anlayışını kanıtlayan olaylar müteakip haftalarda da kendini gösterdi. Zira, çekilen ordular emniyet içerisinde Rostov dar boğazından kurtulduktan sonra, Ruslar hâlâ çekilme hatlarının gerisindeki tehlikelerle uğraşmak zorunda kaldılar. Ocak ayının ortasında General Vatutin’in sol kanadı, merkezi Don havzasından Rostov arkasındaki Donets’e, güneye doğru harekâtına devam etmişti. Bu harekât sonucunda, çok zor bir engel olan Millerovo’nın ele geçirilmesi sağlandıktan başka, bizzat Donets Nehri geçilmiş ve ayrıca Kamensk’in doğusuna da ulaşılmıştı.

Aynı hafta, iki yeni Rus taarruzu başlatıldı. Birisi, Leningrad bölgesinden çok uzaktı. Bu taarruz, bu büyük şehrin on yedi aylık kuşatmasını zayıflatmış, şehrin üzerindeki baskıyı hafifletmişti. Her ne kadar bu harekâtın sonucunda Almanlar şehrin arkasındaki Ladoga Gölü’nden atılmadıysa da gölün yaklaşma istikametinde bulunan Schlüsselburg’u Ruslar ele geçirdiler ve bu açılan gedik sayesinde, şehir nefes alma olanağı buldu. Bu stratejik açıdan çok önemli bir gelişmeydi.

Diğer taarruz ise, Almanların güneydeki sahasını tehdit ediyordu. Bu taarruz, 12 Ocak’ta, Voronej’ın altındaki Don havzasında bulunan General Golikov’un orduları tarafından başlatıldı ve 2’nci Alman ve 2’nci Macar Orduları’nın cephelerini yardı. Bir hafta içerisinde Don’dan Harkov’a kadar olan 300 kilometrelik mesafenin yarısını kat ettiler. General Vatutin’in sağ kanadı doğuya doğru Don ve Donets arasında buluşacak diğer taarruzu başlattı.

Ocak ayının son haftasında, taarruz yeniden başladı. Dikkat, güneybatı yönündeki Harkov’a doğru çekilirken, Ruslar batıda çok geniş cepheden Voronej’e taarruz ederek Almanların burada icra etmekte oldukları bölgesel geri çekilmeyi altüst ettikleri gibi aynı zamanda bu çekilmeyi durdurmayı da başarmışlardı. Hemen hemen üç gün içerisinde Ruslar, Almanların yazın başlattıkları taarruza atlama tahtası olarak seçtikleri Kursk şehrine yaklaşmışlardı.

Ruslar, Şubat ayının ilk haftasında sağ kanatlarını ileriye götürmüşler, Kursk ve Oryol arasındaki demiryolu ve karayoluna ulaşmışlardı. Ondan sonra Kursk ve Belgorod hattının ötesine geçmişlerdi. Kursk’u her iki taraftan kuşatan Ruslar, kenti 7 Şubat’ta ani bir ileri harekâtla ele geçirdiler. Aynı yöntemi kullanarak iki gün sonra Belgorod’ın da düşmesini sağladılar. Bu şehrin düşmesi aynı zamanda Harkov’un kuzey kanadı için de tehlike oluşturmaya başlamıştı.

Bu arada Rusların Harkov’un üzerine çok belirgin bir şekilde ilerlemeleri daha güneybatıya, Azak Denizi’ne doğru bir harekât eğilimini doğurmuştu. 5 Şubat’ta Vatutin’in birlikleri, Almanların baharda Donets Nehri’ni geçerek elde ettikleri Izyum’u ele geçirdiler. Ruslar, Donets’in güneyindeki, demiryolunu geçtikten sonra batıya doğru yayıldılar ve 11 Şubat’ta önemli bir demiryolu kavşağı olan Lozovaya’yı ele geçirdiler.

Rusların bu yeni başarıları 16 Şubat’ta Golikov’un eline geçen Harkov’un önemini azaltmıştı. Harkov’un ele geçirilmesi bir başarıydı, ancak Almanlar için daha büyük ve yakın tehlike, Rusların Donets’den güneye, Azak Denizi’ne doğru geliştirmekte oldukları harekâttı. Dört gün önce, seyyar bir birlik Rostov’dan, Dnyepropetrovsk’a oradan da, Krasnoarmeisk’e ulaşmıştı. Alman birlikleri ciddi biçimde tehdit ediyordu.

Burada gerçekleştirilmekte olan Rusların taarruzları giderek daha etkili hale gelmeye başlamıştı. Bu taarruzların, Almanların direnişleri üzerinde ne denli gerilim ve zorluk yarattığını anlamak ve hissetmek pek zor değildi ve aynı zamanda, lojistik kaynaklarından sürekli olarak uzaklaşmakta olan Almanlar, azalan ikmal maddelerine karşın artan cephe genişliğini örtme gibi bir ikilem ile karşı karşıya kalıyorlardı. Rusların tatbik ettikleri, farklı taarruz taktikleri karşısında, Almanlar şaşırmışlardı. Ruslar ise ellerine geçirdikleri bu üstünlüklerini sürdürmek niyetinde olduklarını her fırsatta gösteriyorlardı. Bu aşamada, Rusları başarıları incelendiğinde, ele geçirdikleri yerlerin önce çevresini zayıflatıp daha sonra da bizzat kendilerini ele geçirdikleri görülmektedir.

Rusların burada uyguladıkları farklı taarruz sistemi 1918 yılında Foch’un tatbik ettiği sisteme benzemekle beraber, o yöntemin daha karmaşık ve süratli bir tarzıydı. Taarruzda seçilen asıl vurucu nokta, her seferinde daha aldatıcı oluyordu ve ayrıca taarruza kısa aralıklar veriliyordu. Her ne kadar hazırlık taarruzları, tehdit etmek istedikleri noktaya doğrudan yönelmiyorsa da tamamlayıcı hareket, yer açısından doğrudan hedefe yöneliyordu ve böylece psikolojik etkisi çok yüksek oluyordu. Çünkü, son darbe her zaman hiç beklenmedik bir noktadan geliyordu.

Fakat asıl değişiklik, Şubat ayının ikinci yarısında gerçekleşti. Ruslar üstünlüklerini, Donets’den Azak Denizi ve Dinyeper kıvrımına, Alman ordularının irtibatlarını kesmeye doğru yöneldiklerinde, kaybetmeye başlamışlardı. Rusların buradaki amaçları aşikârdı. Çünkü, Almanların bulundukları bölgeye doğru inmeye başlamışlardı. Böylece, bundan sonraki safhanın bir yarış haline gelmesi kaçınılmazdı. Bu yarıştaki asıl sorun, Rusların, Almanların kaçış koridorlarının karşısına, onlardan önce yetişip, yeterli bir şekilde mevzilenip mevzilenmeyeceğine bağlıydı. Aksi taktirde, Almanlar bu noktaya gelip tertiplenmelerini tamamlayacaklar ve Ruslara karşı gerekli önlemleri alabilecek duruma geleceklerdi.

Maalesef, karların beklenenden önce erimeye başlaması, Rusların karşısına uzun süren yürüyüşlerine ilave bir engel daha çıkarmıştı. Ruslar, kış taarruzunu planladıklarında planın lojistik tarafının, stratejik tarafıyla denk düşmediğini görmüşlerdi. Çünkü böylesine geniş bir bölgede, çeşitli bölgelerden girme ve yarma harekâtlarını geciktirecek taktik planlamayı icar etmek için gerekli asgari miktardaki mühimmat, yakıt ve yiyecek için nakit taşıma araçlarının yarısına bile sahip değillerdi. Tipik bir Rus cesareti örneği olarak, planı tadil etmek yerine, düşmandan ele geçirecekleri malzemelere bel bağladılar. Bu düşüncelerinde de başarılı oldular. Her girdikleri yerde, Almanların malzemelerine el koydular. Fakat, giderek Almanların direnişi sertleşmeye başlayıp ve ele geçirdikleri yerlerin sayısı azalmaya başladıkça, ulaşım araçları açısından duydukları zaafiyet artmaya başladı. Böylece, geniş bölgeye yayılmanın stratejik prensipleri gündeme gelirken aynı zamanda, bu ilkeler Rusların aleyhine işlemeye başlamıştı. Don-Donets koridorunda birkaç demiryolu hattı vardı. Ve bu demiryolu hatları Rusların güneybatı ilerleme istikametlerinden doksan derece sağa doğru ayrılıyorlardı. Oysa aksine, doğudan batıya giden Donets’in güneyinde bulunan nispeten fazla sayıdaki demiryolları, Almanların çok hızlı bir şekilde genişledikleri, sonbahardakinden yaklaşık 1000 kilometre daha dar olan Almanlar, bu daralmanın avantajlarından yararlanmaya başlamışlardı.

İkinci Dünya Savaşı Ansiklopedisi

   

sonraki bölüm4