GÖLGE OYUNU // (2) SARSINTI
- güler yassıkaya s. yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 950 kez okundu
- rastgele...
Günleri ve geceleri düşünmeye adamıştık ben ve gölgelerim. Yenilginin ardından bir kırgınlık çökmüştü üzerimize. Tıpkı senin gibi adımlarımızı taşlarda sürükleyerek eve dönmüştük senden sonra. O günden beri düşünüyorduk. Kalbinin hücrelerinden hangisini nasıl sızlatabiliriz onu çözmeye çalışıyorduk.
Hayatından geçenlerin her biri bir tuğla koymuştu ruhunun dört yanına. Şimdi duvarlar arkasındaydınız. Ulaşılmaz olmak senin hoşuna gidiyordu. Bizde bunu kullanarak seni yaralamaya üçüncü günün sonunda karar vermiştik. Senin ruhunun üstüne kapıyı kapatan kahramanı düşündük ve keşfettik. Hemen üstüne gitmedik. Senin hiç kıyamadığın, her hatasına göz yumduğun kahramandı ne de olsa.
Sen göremezdin; ama biz seni dışarıdan gördükçe acıyorduk sana. Kapının ardında tuğlalar yükselmişti çoktan. Sen asla zorlamamıştın o kapıyı ve işte bu yüzdendi paslı kilitlerin farkında olmayışın.
Bir gece yine peşine düştük senin. Amaçsız bir yürüyüşün ardından manastır ruhlu evine dönmüştün. Ağlama duvarına dönmüş kitaplığına ve çalışma masana uğradın önce. Okunacak yeni bir şey yoktu. Senin için farklı bir geceydi. Bizi yine görememiştin ama nedense yalnız da hissetmiyordun. En sevdiğin müzik CD'ni aradın. Bulduğunu sanmıştın. Aslında sen arkanı döndüğünde kuzey ve soğuk hatta yarım ruhlu olan gölgemle değiştirmiştik onu. Sevdiğin koltuğuna geçip gözlerini kapattın ve müziğin sesini bekledin. Hiç ummadığın bir şey oldu ve beklenmedik bir dalga sesiyle başladı müzik. Sarsılmıştın. Titreyerek müziği dinledin. Sular durulurken sana avuçlarımız dolusunca o özlediğin kokuyu getirdik. Tuzlu su kokusuna karışmış çiçek kokularını...
Bu defa başarılı olmanın ilk adımını atmıştık. Kendini kaybetmiştin. Nerede ve hangi zamanda olduğunu bilmiyordun. Ağlıyordun, ateşler içindeki hasta misali titriyordu bedenin. Üstelik yalnızdın. İlk defa gözündeki yaşları silecek birinin olmaması sana eksikliğini hissettirmişti. Biri çıkıp “Hepsi geçti canım†diyerek sarılsa huzur bulacaktın sanki. İlk kez paslı kilitleri zorlamak ve duvarları aşmak geçti aklından. Hangi yöne gideceğini bilemiyordun. Hem yerinden kalkacak dermanın da yoktu. Sen iyice yorulup dalgaların dinginleşinceye kadar bir köşede bekledik. Aslında o haline çok üzülmüştük, fakat kendin yıkmalıydın duvarlarını. Kapının yerini gördüğünde gidemeyecek kadar yorgundun. Paslı kilit o gece de rahatça daldı uykusuna. Sen ise bir köşede çelimsiz kıvranışlar içindeydin. Istırabını dindirecek hiç bir şey gelmiyordu aklına. Seni kendi haline bıraktık ve bizde kendi köşemizde kıvranarak senin uyumanı bekledik. Bazen gölgelerimden biri öne atılıyordu. Sana doğru gitmek istiyordu. Kalanlarla ben işbirliği yapıp onu geri çekiyorduk her defasında. Sana ulaşmamayı başardık! Bizde sen acı çekerken ruhumuzdan uzak olmayı öğreniyorduk. Bir şefkat tokadıydı bizimkisi. Seni incitmek değildi maksat. Kendimizi zindanlara kelepçeleyip öğreniyorduk uzakta durmayı. Kendimizeydi garezimiz.
Sen halsiz kalıp uykuya yenik düştüğünde karanlık bizim kilitlerimizi kırmıştı. Başucuna koştuk hemen. Düşlerine girmezden önce sana sarıldık. Üşümüştün, üzerini örttük. Sonra seni izledik yanıbaşında. Yorulduk aslında, soluklanıyorduk senin yarı huzurlu uykunda. Bu hem seninle hem de kendimizle olan savaşımızdı. Yıkılacak çok duvar vardı. Gaye senin ruhunu uyandırıp özgür bırakmaktı. Esasında bilmiyorduk sana ne olacağını. Kapılar açılsa sen nereye gidecektin? Bunu düşünürken düşünde bulduk kendimizi. Gölgem düşüne düşmüştü . düşündeki diğer gölgelere takıldı gözümüz. O kahraman kadına rastladık onlar arasında. Kızının elinden tutmuştu. Bir mezarın başındaydı. Kendi adını okuyordu mezar taşından. Kızın ağlıyordu. Kadın sessiz ve buruk bir gülümseyişle kızını orada bırakıp kaybolmuştu. Soğuktu geride bıraktığı rüzgar.
Sen uyanırken biz de apar topar kaçtık evinden ve düşünden. Mezarlığa gidip o kadının mezar taşını aramaya başladık şafak vakti. Yoktu! Biz aramaktan vazgeçmiş çıkışa ilerliyorduk, güneş iyice yükselmişti artık. Bir kalabalığın arasında kaybolduk. Gölgelerimden yalnız biri vardı yanımda. Bir kenarda bekledik mezar taşının dikilmesini. İşte bu senin düşündekiydi… Taze mezar kokusu bulaşmış gözyaşları vardı her yerde. En son annen ve kızın gelmişti. Biz de onlarla ağladık sessizce. Sonra toparlanıp ikisine de seni fısıldadık.
Kızın büyümüştü, seni hatırlamıyordu bile. Annen sana kırgındı. Seni bulsunlar diye günlerce dil döktük gölgelerimle. Bu sıralarda sen de tedirgindin o rüyadan beri. Bir gün annene seni aramasını önerdik. En sonunda dinledi bizi. Sen telefonu açmadın ama o pes etmedi. Akşamları annene ve kızına ayırmıştık. Evini buldu bir gün annen.
Senin en sevdiğin arkadaşını kandırmıştık o akşam. Vicdanını biraz yerinden oynatıp sarstık, işe yaradı! Kendine neler olduğunu anlamadan sözünü unutup annene adresini verdi. O çıkarken biz de arkadaşının vicdanını eski haline getirip tozlanmak üzere yerine bıraktık. Annenin peşine düştük. Vazgeçmesin diye koşmak zorundaydık ardında. Kapını çaldı kadıncağız , heyecanlıydı. Yıllar sonra oğlunu görecekti . Tozlanmış eski bir eşyanın örtüsünü kaldırır gibi ruhsuz olamazdı. Canından bir parçaydın sen. O kapının açılmasını beklerken biz sana koştuk. Anneni kırmanı istemediğimizden ruhunu sarhoşlaştırma gereği duyuyorduk. Bazen çok acımasız oluyordun. O kara gölgen elinde hançeriyle sanki düşmanlarla etrafınız sarılıymış gibi hazırda bekliyordu, tedirgindi sen kapıyı açarken. Arkanda oynanan sahneyi görmedin sırtın dönüktü bize. Hançeriyle birlikte gölgeni esir aldık! Sen ışığı açtığında bizim güney gölgeyi bıraktık yerine. Koyuydu, ama fark etmezdin nasıl olsa.
Şaşırdın anneni görünce. kapıyı sonuna kadar açıp kenara çekildin tek kelime etmeden. Kısa bir süre karanlık dehlizlerde gözlerini aradı annen. Bulamayınca içi sızlayarak evine ilk adımını attı. Bir gölge gibi yaşadığını etrafa bakınca anlamıştı. Senden yana bir yaşam izi bile yoktu evinde. Soğuk ve karanlıktı. Suçları yıllandırdığın bir mahzen gibiydi evinin girişi, orada bırakıyordun odalara geçemiyordu hiçbiri. Ürpererek konuştu annen seninle. Birlikte en sevdiğin odana geçtiniz. Oturmadan etrafını inceledi, içinin de tıpkı duvarların gibi boşaldığını anlamıştı bakınırken. Ruhunun aynasında sır kalmamıştı, gözlerinden değil donuk taşlardan okuyordu seni. Gözlerine bakınca kuyuya düşmüş gibi oluyordu her defasında. Sen tek kelime etmeden onu dinledin. Kelimeler aklında kalmadı aslında. Sadece son cümleyi hatırlıyordun onu uğurladığında. “Yarın sana kızını getireceğim!†demişti. Umursamadın, masanın başına geçip kitabını aldın eline. Biz geldik, sessizce yaklaştık sana. Gölgeni özgür bıraktık. Hançeri sana saplayacaktı ki elini tuttuk. Hançer o akşamdan beri bizde. Onu da kardan adamın soğuk mezarına gömmeyi planlıyoruz. Bu bizim en masum itiraflarımızdan biri olacak herhalde. Seni senden koruduk!
Öyle umarsız kitap okuyuşuna çok kızmıştık. Kızının sesiyle konuşsak tanımazdın bile. Sarsmak için yöntemler ararken okuduğun kitaptaki kadınlar arasında senin düşüncene rastladık. Kahramanınla tanıştığınız o yaz akşamı gelmişti aklına. En uzun boylu gölgeme hemen o akşam senin hayatını değiştiren kadının elbisesinden bulmasını söyledim. Onun çiçek kokularına buladık gölgeyi ve tam karşındaki duvarda ortaya çıktık. Penceren açıktı, saçlarımız tıpkı o zaman olduğu gibi dalgalanıyordu rüzgarla birlikte. Sana kokuyu getirdi rüzgar. Birden alnına vurmuştu acımadan, ama sen gölgeyi görmedin kokuya takılı kalmıştı aklın. Ne yapacağımızı bilemedik bir an, sonra kitaplarından birini yere düşürdük. Gürültüye doğru dönünce gölgeyi gördün hemen. O anda kitabı unutmuştun. Öyle gölgeyi seyrettin uzun zaman.
Biz üşümüştük , sen yorulmamıştın bizi izleyip düşünmekten. O akşamki ateşi yaktık gece geç saatlerde. Gölgelerimle ateşin başına toplandık, oturduk. Sen bir şarkı mırıldanmaya başladın. Sen şarkıyı bitirene kadar ağladın, biz ateşin başında titreyerek seni dinledik. Şarkı bitti ve sen eline geçen ilk nesne olduğu için telefonunu üzerimize fırlattın acıyla. Korkmuştuk, yerimizden kımıldamadık. Kalkıp sokağa attın kendini. Halâ o şarkıyı mırıldanıyor ama hiç bitirmiyordun. Elinden tutmuştuk senin , sürüklenerek geliyorduk yanında. Sen duymazdın ama şarkını söyledikçe biz ağlıyorduk. Sana kapıyı açacaktık. Sen gitmesen bile sana gelenler olacaktı. Uyanacaktın , hissedecektin yeniden. Bu mucizelere rağmen biz üzgündük. Asıl yolculuk başlayacaktı. Belki bir daha evine bile giremeyecektik. Gardiyanların olacaktı bizi bekleyen…
Seni özleyecektik. Susmalarını, gözyaşlarını ve acımasız gölgeni bile!… Koltuğuna kıvrılıp uyuyakalmalarını, elinde kitabınla uyuduğunda üstünü kimin örttüğünü hiç anlamayışını da özleyecektik. Senin ıssız yatak odanda yalnız sabahladığımız çok gece olmuştu. O odanın karanlığını ve uyuşturucu masallarını bile özleyecektik.
Şarkını bitir istedik, daha fazla dayanamayacaktık. Kalbine sızı oklarından, ucu zehirli olan birini fırlattık. Bir duvar dibinde kaldın ücra bir mahallede iki büklüm. Birkaç nefeslik zaman geçti, sen nefes almaya başladın . Bizde hemen uzaklaştık oradan. Bu yarım kalan yazının başına döndük. Şimdi okuduğun ikinci bölümün satırlarını yazdık. Mürekkep hep dağılıyordu yazdıkça. Sayfa hiç kurumuyordu. Senin şarkını mırıldanarak yazıyorduk. Gölgeler başıma üşüşmüştü, evi talan eden yoktu bu alacakaranlık vakitte. Korkuyla benim ikinci itirafımı takip ettiler. İşte bitti!
Gölgelerim ve ben yorulmuştuk. Derin birer nefes aldık. Gözlerimi kuruladık hep birlikte. Güneş doğarken uykuya daldık. Seni özleyecektik !…




Son yorumlar
1 gün 8 saat önce
1 gün 8 saat önce
1 gün 8 saat önce
3 gün 8 saat önce
3 gün 9 saat önce
3 gün 11 saat önce
5 gün 11 saat önce
6 gün 4 saat önce
6 gün 5 saat önce
1 hafta 3 saat önce
1 hafta 3 saat önce
1 hafta 7 saat önce
1 hafta 7 saat önce
1 hafta 11 saat önce
1 hafta 19 saat önce