HASRET VE VUSLAT

Kategoriler:

İnsan hasretliklerin ve vuslatlarının toplamıdır. İlk insan her türlü imkanlar içinde dahi ebediliğin hasretini çekmiş ve bu vuslata ermek için adımını atmıştı. Bu hasretliğin sonunda ulaştığı şey O’nun beklemediği vuslattı. Ama o yine de hasretliğini çekti bir çok şeyin yıllar yılı. İnsan en çok Havva’nın yani sevgilinin, eşin hasretini çekti. Yanında olacak, derdini paylaşacak, soyunu sürdürecek bir erkeğe veya kadına ihtiyacı vardı. Bu arayışın en parlak göstergesi Aşk’tı. Kavuşamayınca Aşk vardı, aslında vuslatı bu dünyada aramıyordu. Ebedi vuslata ermek istiyordu. Kavuşmaktan korkuyordu.

Dünyanın en güzel ve yaygın hikayeleri sevgililerin hasretliklerinin ve vuslatlarının hikayesi oldu. Leyla ile Mecnun, Mem İle Zin, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Romeo ve Jülyet ve daha binlerce hikaye… Her insanın başından sonunda bazen kavuşulan bazen de kavuşulmayan kırık aşk öyküleri vardır. Kavuşulmamışsa bu hasretlik bir ömür boyu kişinin içinde bir ukde olarak kalmaya ve hiç ummadığı zamanlarda O’nu yoklamaya devam eder.


Yurdu vardı insanın. Doğduğu, ilk havayı teneffüs ettiği, arkadaşlığı, sevgiyi tattığı vatanı vardı. Nereye gitse bir ayağı onu vatanına çekiyordu. Hangi yüze baksa vatanındaki yüzle benzerliğini arıyordu. Bozkır, yeşil, taş, toprak, çöl olması fark etmezdi. Her yeri kutsaldı vatanın. Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinde isteyerek veya istemeyerek vatanından ayrı düşmüş birçok insan vardır. Yakın tarihimizde düşüncelerinden dolayı bu ülkeden Cemil Meriç’in deyimiyle kuduz köpek gibi kovalanan, yurda sokulmayan ve yurt dışında ölmek zorunda bırakılan vatan hasretliği çekerek ve kendilerini buralardan sürenlerden daha çok vatanı severek ölen birçok aydınımız, bilim adamımız, düşünce ve siyaset adamımız vardır. Onları bu ülkeden sürgün edenler bu ülkeye en büyük kötülüğü yaptıklarını hiç bilemeyeceklerdi. Daha önce fetih amaçlı gittikleri topraklara acı bir gerçek olarak bu kez karın doyurmak, iş sahibi olmak için yurt dışına giden insanların vatan hasretliği yıllar yılı sürdü sürüyor. Türkiye’nin kendi içinde dahi insanların %70’i yer değiştirmiş durumdadır. Ülke içinde olsa bile vatan daha çok çocukluğun ve ataların hatırasının yaşandığı yerdi. Oysa bazen sürgün, bazen ekonomik bazen de kamusal görevlerden dolayı çıktığı vatanına gözü arkada sırtını dönüp gitmek isteyenlerin memleketidir Türkiye. İnsanlar biriktirir hasretliklerini ve ancak paylaşabileceği türküleri vardır artık onların. Ama hep yarım, hep hüzünlü, hep esrik…


İnsan olmak dava sahibi olmak demekti. Her şeyden önce bütün insanların ataları Adem’den beri devam eden İnsan olmak davası sürüyordu. Bu kesintisiz davaya bütün insanlar ortaktı. Ne zaman İnsan olmanın sınırları aşılsa insanlığın ortak vicdanı devreye giriyor; aşırılıkları, sapkınlıkları ortadan kaldırmak için el birliği ediyordu. İnsan olmanın hasreti hala sürüyor. Ne kadar yaklaşılsa, o kadar uzağa düşülen bir dava bu. Vuslatı yok bu davanın. Belki kavuştuğunda sahibine; O insana aradığı cevabı verecektir. Bunun yanında dünyada kurmak istediği “yeni bir dünya”sı olanlar bunu kurmak için yollara düştüler. Yıllar yılı kavuşulacak kızıl elmalar, yapılacak devrimler, kurulacak asr- ı saadetler düşledi insanlar. Hayallerinde olan Kaf Dağı’nın ardındaki Anka Kuşu(davalarına)’na ulaşmak için yollara düştüler. İstek, Aşk, Marifet, İstiğna, Tevhid, Hayret, Yokluk vadilerinden geçtiler. Bunu gerçekleştirmek için zamanlarını, mallarını, ailelerini ve en önemlisi kendilerini feda ettiler. Bazıları bu hasretliğin uzun sürmesinden, bazıları hiç kavuşamayacağına inanmaya başladığından yollarından döndüler. Vuslatına erenler oldu, eremeyenler ise aramaya devam etmektedirler.

Allah, Rab, Yehova, Kutsal Ruh, Huda… Her millet, her insan büyük, üstün bir güce sığınmak, tapmak ister. İnsanlık bu arayışında bağlandığı, taptığı güce değişik isimler verse de amaç aynıydı. Nerede ve nasıl bulunacaktı. Bunun sorusunu insan yaşadıkça sordu ama cevabını hala bulamadı. Cevap vermek için elçiler geldiğinde, insanların çoğu sırtlarını çevirdiler onlara. Halbuki sordukları sorunun cevapları onlardaydı. İnsan kaçtıkça O’dan, mutluluğa ereceğini zannetti. Onu bulmak için yola çıkanlar her attıkları adımda, verdikleri her nefeste O’nu buldular. Oysa ne kadar yakın idi uzaklarda aradıkları gerçek.

Hasretlikler arttıkça artıyor. Hasret duyduğumuz şeylerle biraz daha tutunuyoruz hayata… Bir an önce vuslata ermenin telaşı, heyecanıyla yollardayız.