HABERİN YOKTU...
- Hamza Güneş yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 1205 kez okundu
- rastgele...
Bundan önceki hayatımın son günleriydi; bundan sonrakinin ilk...
Yıllar önce düşlediğim yaşamı yakalamıştım en sonunda, haberin yoktu. Tedirgindim, yenileri için eski dostlarımı hiç unutmayacağım sanıyordum. İlerde iyi dostlarım diyeceğim insanların gözünde gariptim, sinirdim önceleri. Çok önceleri kurduğum düşlerimde bana rüyalarını verenin gözünde ezel hatırası gördüm önce, sonra titreme, anlamsız heyecanlar ve bir tebessüm sonunda, haberin yoktu!
Bende ezel hatırası bırakan sevgili, bundan önceki hayatımın son günüydü; bundan sonrakinin ilk...
Beklide her şey küçük bir kâğıt üzerine güzel yazılarla yazılan iki ismin zamanından önce herkes tarafından öğrenilmesiyle büyüsünü kaybetmişti. Bu yazı o mutlu zamanların son gününde daha önce kimsenin bilmediği, karttaki diğer ismi sen öğrendiğin ve benim boşluğa dağılan bir sis bulutu gibi çekip gittiğim varsayılarak yazıldı... Haberin yoktu!
Ayrılık buluşmaya doğruydu da yürek sızısı dayanılmaz olmuştu. Ben yazıcı dayanılmaz sızıların içinde omzumda sevdanın ağır yükü ve her gece dayanılmaz hale gelen yalnızlığımda, geride bıraktığım hayatımdan kalan birkaç sıla türküsü seni anıyorum senden habersiz. Seçtiğim hayatla olması gereken hayat arasındaki med-cezirlerimde,yine acı,ayrılık ve hüzün vardı.seçtiğim iki hayatta da sen vardın aslında.birinde dersane kapısından çıkıp giden ve yıllar sonra tekrar döneceğine inandığım sen,diğerinde sureti bende kendi uzaklarda olan ve bana hep yokluğu kalan sen.acıların,ayrılıkların ve yalnızlıkların hepsini tattığını sanan ben var olduğun zamanlarda anladım yokluğunu,hayatın güneşli güzel günlerin ve ağında kuruyup kalmış bir örümceğin üç günlük çabasının yalan olduğunu,yokluğununsa gerçek olduğunu.değişen pek bir şey yok aslında;yokluğunun gerçek olması seni bende vazgeçilmez kılmaya engel olmuyor.gözyaşının gören,bilen ve seven göze yaraştığı doğruydu da;ağlayamayan gözlerin anlatamadığını bilen yoktu.ve ağlayamadım haberin yoktu.
Artık eylül anlamsız,dostluklar yetersiz,hayat yine acımasız geliyor.bir gece yarısı alıp ceketimi,hafızamın ihanetine uğramaya yüz tutmuş birkaç türkümü,yüreğime su serpip,yakıp yazdıklarımı,acılarımı ise yanıma alıp gitmek geliyor daha önce hiçbir insanın ayak basmadığı diyarlara ve orada bulmak seni.ya orada da bana kalan yokluk olursa senden.bu yüzden diyorum yüreğime,bütün ihanetine,kalleşliğine rağmen yerinde kal farkına varılmış iki ismin öğrenildiği yerde kal.uzaktan sevdim hep ,yıldızlara ağladım.zehri şifa niyetine yudumladım.yalnız çıktım sokaklara,yalnız üşüdüm,yalnız oturdum banklara,yalnız sevdim.yalnız seni sevdim.haberin yoktu!
Yalnızım kimse yok, bir sen varsın uzakta bir de acılarım hep olması gereken yerde.üşüyorum ve ağlamak geliyor içimden.yokluğuna dayanamıyorum artık,ya gel yalnız kalalım,ya da git yokluğunda çoğalsın gözyaşlarım.ağlayamadıktan sonra,kendi gözyaşları ile boğulduktan sonra insan,neye yarar ki nereden çıkıp geldiğine anlam veremediğim iki küçük damlanın yokluğunda belirmesi?haberin olmadı.çekip gittiğinden beri yıldızlar gözyaşlarına dokunamayacağım kadar uzakta,ay karanlık,güller hep solgun,bahar ağaçsız ve mutsuz.oysa bahar gözlerinde canlanırdı,güller elinde güzel.şimdi yıldızlar,ay,bahar,güller ve ben bırakıp gittiğin kadarız.vuslatın uzak mı?daha çok var mı yanında ağlamama?kimselere anlatamadığım dertlerimin bir bir yüzüme çarpmaya bir son vermesine daha çok var mı söyle
Ve son...
Başlangıçla bitiş arasındaki gel gitlerim, yakarışlarım, sitemlerim, yazılarım, hüzünlerim, acılarım, dualarım ve bekleyişlerim hepsi senin içindi. Bende ezel hatırası bıraktığın yıldızlı ve yakamozlu Ankara gecelerinin hatırı için. Bu yazı bundan önceki hayatımın son, bundan sonrasının ilk günü içindi. Ve hala haberin yoktu.








asrevya ?
asrevya ?
eylül..?
bir isim birşey söylemediğinde hikaye bitmiş demektir.. Asrevya yazılmamış hikayelerin,mürekkebi henüz kurumamış kalemi olmalı.. nakkaşını arayan nakışın çaresizliği belki;uzun soluklu gcelerde kalp ağrısı,sığınılacak bir kelime bulamayıpta sabaha varan uykusuzluklar belkide.. Asrevya? literatüre geçmiş bi karşılığını bulamadım.. efsunlu olduğu kaç gecedir göz kapaklarımın ardına karanlık düşmediğinden belli.. ama bir isim koydum,hikaye birşey söylesin diye..? Asrevya; ilk eylül ü çağrıştırdı bende,apansız gelen,sarı yapraklar mevsimi,akşam üşümelerinin başladığı zaman.. yinede encok;Asrevya eylülü hatırlattı... Ayrılığı yani..
"Adın tereddüt olmalı senin,
Rengin sarı olmalı,yüzünde yarım gülücük,
Dağ ve deniz karışımı kokun,güz menekşesi gözlerin,
Adın eylül olmalı senin..."
eylül
sizin yazılarınızı takip edıyorum ozallıkle eylül ayının uzerınde cok duruyorsunuz
bunun bır nedenı varmı acaba ayrıca yazınız cok guzel
Bu yorum bundan önceki hayatımın son, bundan sonrasının ilk günü içindi. Ve hala haberin yoktu. :)
Yazılarınız etkileyici...
Eylül biraz hazanı hatırlatsa da bir başka güzel gelir bana...
Yazdan kalan son ılımlı günler gibi...
Ömrün sonbaharında yaşanan, huzurlu, dingin günler gibi...
Bir yazınızı bugün, linkini de vererek, blogumda yayınladım, umarım izniniz olur? Lütfen... : )
Esenlikler, iç huzuru diliyorum.
Selâmlar...
Her vazgeçişin; bir iç hesaplaşması ve bir mağlubiyeti vardır ama her vazgeçen kaybetmiş değildir!
Öğrendik ki; "Kazanmak için bazen çekip gitmek gerekir..."
eylül,o kadar sadeki,hep
eylül,o kadar sadeki,hep okulların acıldığı ilk zamanları hatırlatır. kimi uzak şehirlede okumaya giden küçücük yüreklerin,dönüp geriye bakmaları,biraz ayrılık,biraz hüzün. zaen bizde sürgünler ülkeside değilmiyiz?
Yazımı yayınlamış olmanız beni ziyadesiyle memnun eder efendim,saolun
geçti
geçti yar..içimden;aşkında,hasretinde,hüznünde geçti.bahar da oldum sende,sonbaharda kuruağaçta..mevsimler geçti içimden senle..ve sende geçtin yar.
sensizlik olsun adı eylülün,ve birgün yalan olacaksa sevda ve ben ölmediysem ve sen öldürmediysen...
yeni baharlar bana!
demek zor olsada...dilemek lazım..
asrevya yı okudunuz heralde,aynı paralelde geldi yazılarınızla.
yüreğinize sağlık tekrar.
Çok teşekkürler Efendim...
Üzülmek ya da sevinmek, gülmek ya da ağlamak,sevmek ya da (bir ihtimal)nefret etmek,özlemek ya da görmeyi bile istememek(!), olmak ya da ölmek...Nasıl da biçare kalır o acımasız yoksunlukta! Tüm var etmişlikleri insanın, nasıl da mahkum olur kalır tek bir yokluğa! Nesne yoksa öznenin eyleminin anlamı ne? Sağır olmuş birisine yakılan ağıtların,çağrıların, haykırışların amacı ne? Onca varettiklerinin insanın kendince, yoklukla damgalanmasının haklı sebebi? "Varım" ve "duyumsuyorum"un savaşımını verirken kendince, öylesine bastırırsın ki elini yüreğine , öylesine sıkarsın ki onu uyuşur bir süre sonra. Ses kısılır yine de anlatmalısındır; pandomim yaparsın bakarsın ki izleyici seçtiğin bir ama...Sen varsındır,herşeyinle mevcudiyetini anlatmaktasındır; ama kimin nezdinde ne derece bir mevcudiyet olacaktır bu, sen hiç bir şekilde görülmez iken...Sonra tutar onu sarsarsın ama bir kaya olur çıkar bu kez soğuk,sert.İşte o andır uyuştuğu yüreğin!Yok olanın gözünden bakarken biraz da aleme, anlarsın ki mahkumsundur hücrelerine kadar garkolmaya varlık ile yokluğun arasına sıkışmışlığın onulmaz sızısına..
"Ne kadar anlatırsan anlat;anlatabildiğin, karşındakinin anlayabileceği kadardır." MEVLANA
Çok teşekkürler Efendim...