ERDEMİN IŞIĞI / Taoculuk / Tao'nun yolu - eski Çin'de bilgelik öğretisine giriş // J.C. Cooper
- Bünyamin Ergün yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 2115 kez okundu
- rastgele...
Yin - Yang
Bir bakıma, Uzak Doğu’nun yerle göğü yansıtan Ti ve T’ien olarak da bilinen en tanınmış simgesi Yin-Yang nesnel evrende ikiciliğin ilkesidir. Bu ikicilik öğretisi, ikisinden de yararlanmasına karşın Taocu, ya Konfüçyusçu bir kaynaktan gelmez; bu iki inanç kurumundan önce ortaya çıkan bir felsefeden doğduğu ileri sürülür, onalanır. Bunlar, Pa Kua ile birlikte, Çin’in ilk imparator soyu Fuhsi (İÖ. 2852-2738) döneminde ortaya konmuş sayılır; tarih belgeleri böyle söyler. Bu görüş, iki felsefe anlayışının da temelini oluşturur ve şaşılası bir nitelikte Çin insanının yaratılışına, tinsel tutumuna uygun gelir. aynı görüş, Taoculukta salt birliğin, uyumun, nesnel oluşumların iki ayrı çizgide gerçekleşmesinin, ya da Chauangtzu’nun dediği gibi, “doğanın iki gücü”nün, nesnel oluşumlar evreninde, evrensel düzenin iki büyük yönlendirici, yönetici erkinin evrensel simgesidir.
Yin-Yang ikilisinin çizimi evren bütününün karanlık-aydınlık, olumsuz-olumlu, dişil-eril gibi eksiksiz bir denge tartı içinde bulunması gereken, iki büyük gücünü gösteirr. Bunlar görünür duruma gelen varoluş alanını denetim altında bulundurur. Burada bir nokta, ya da oğulculuk, iki ayrı alanda, ak içinde bir kara, kara içinde bir ak görünümü vardır.
Bu gelişigüzel bir çizim değil; simge için önemli bir anlam taşıyor. Nedeni de bu, burada, karşıtının çekirdeğini içinde bulunduran bir varoluşun düşünülmemesidir. Bu, dişinin bütün niteliklerini dışlayan bir eril varlık, ya da erkeğin bütün özelliklerini yadsıyan dişil varlık değildir; öyle olsa, bütün sıvı sızdırmayan kaplarda görüldüğü gibi ikilik kalır, gelişim etkinliğinin tüm gücü yitip giderdi. Bilgelikle yöntem hep birbirinden kopar, bu tükeniş içinde yol olur, yaratışın karşılıklı “oyun”unda birbiriyle bağdaşma yerini kopuş alır, nesnel olaylar evreninin doğumu ve son birliğin sağlanması sorumlu bir işe dönerdi. Bu iki güç birbirine bağlıdır, birbirinden bağımsız olamaz, kendi başlarına varlıklarını sürdüremez. Bu iki dengelenmiş, iyice birbirine bağımlı güç, birliğin kapsamlı ortamında birlikte bulunur, genel toplu görüş ana kaynağını yansıtır.
Yin-Yang simgesinin ikiliği tabana dayalı bir görüş türü değildir. Arasıra “büyük ayrım çizgileri”nden söz edilmesine karşın, bu karşıtlık yalnızca görünüştedir, gerçek olan “uyumsal birlik”tir. Burada, salt ikicilikle ilgili felsefeler ve dinlerde ortaya konan iki bağdaşamaz ve çelişik, aşkın bir birlik içinde son çözüme dayalı tüm olanakları yadsıyan güçler söz konusu değildir. Onlar, bir paranın iki yüzü gibi, bir bütünün değişik görünüşleridir. Öte yandan, onlar eş süreli bir bölümlenme, bir yeniden birleşmedir; onlar birbiriyle çekişen güçler sayılırsa, birlikte etkilenen güçlerdir, bunların etkinliğini sürdüren gerilim de uyumun, yaratmaya özgü karşılıklı oyunun gerilimidir, karşı çıkmanın, direnmenin değil. Taoculukta yaratıcı bir güç yoktur. Tao’nun etkisi, Yin ile Yang ortaklaşa eylemi sonucu kendiliğinden doğan bir yaratmayı gündeme getirir.
Yin-Yang, ikişer ikişer gerçekleşen varoluşu simgeler, doğanın bütünleyici iki ucunu bir araya getirir, birleştirir; bunların ikisi de ayrı ortamlar, ayrı birlikler diye görülemez, tüm nesnel varlıklar içinde yer alan nitelikler anlamında düşünülür. Bunlar arasında sürekli ve karşılıklı bir eyleme karşı eylem, bir karşılıklı bağımlılık ve karşılıklı etki, adı geçen karşıtlıkların uyumu gündemdedir. Bunlar “gereklilikten” dolayıdır, ondan doğmuştur. Onlar simgeciliğin tüm karşıt görüşlerine katılır, ancak etkileyici güçleri ortaklaşadır. Bu iki düşünce taslağı, önce içinde Tao’yu tasarımlayan değişmeyen yetkinliği, sonra sürekli bir dönüşüm içinde değişken ve göreli olanı, René Grousset’nin dediği gibi, “evrensel düşünebilirlik” içinde geçeni dile getirir.
Yin- ilkesi olumsuz, karanlık alandır; ayrıca, dişil öğeyi, gizil gücü, varoluşsalı, doğalı simgeler. Bu nedenle, o, içinde nesnel olaylar evrenini yaratmanın aydınlığına yükseldiği karanlığın, kökensel yığınıdır, Chaos’dur (kaos); ancak bu yığın (chaos) Tao ile özdeş tutulamaz, Tao bu yığından önce vardı. Yin sonu gelmeyen bir yaratmadır, bir doyurucu olandır, yüce anadır, bu yüzden de Yin hep Yang’dan önde sayılır. Yang gizli olandan doğmuştur, bu nedenle karanlık ortaya çıkan aydınlıktır; onun doğuşu da gerçekleşmiş olmak, varlık olmak, tin ya da anlık olmak içindir.
Chuang-tzu Yin’den söz ederken “olumsuzun etkisinden doğan dinginlik”, Yang’dan söz edekken de “olumlunun gücünden doğan devinim” diyor. Bunların biri olduğu gibi kalma, odaklaşma, yoğunlaşma, çekilme; öteki de, genişleme, yayılma, ileri atılmadır. Ancak, onun, bu sürekli değişim etkisi, onun karşıtını da ortaya çıkarabilir. Dişil ilkeden doğuş ölüme götürür; ölüm yaşamı ortaya çıkarır. Karanlıktan fışkıran ışık karanlığa döner, bu karanlıktan da yeni bir günaçımı yükselir. Yin ilkesi soğuk, karanlık, kışlı kuzey bölgelerine egemendir, batıdan doğan Ay’a da. Öte yandan, Yang sıcakları, aydınlıkları, güney ülkelerini, yaz aylarını, doğudan doğan güneşi denetimi altında tutar. Bunların ikisi de almada-atmada, gelmede-gitmede, kapamada-açmada hep dönüşme ve değişme süreci içindedir. “Hangi evrede bir yüksek aşamaya varma gündeme gelirse bir dönüşüm, etkinlik dolu ilerleme varsa, orada kesintisiz bir süreklilik vardır”.
Bu simgesel öğe öylesine derindir ki, yaşamın bütün biçimlerine, insanın tüm varoluşuna girer. Evrenin sonsuzluğundan kişinin en özel yaşamına, bitki ve hayvanların doğal ortamlarının bütün dallarına değin tüm ananlarda bu simgesel öğe kavranabilir. Yin ana görüntüsüdür, acıma duygusudur, en düşkün, en alçak gönüllü bir köylüden tüm varlığını kapsayan, acıyan, seven, analık duygusu taşıyan Ay-Ana’ya değin ulaşandır. Çin’de Kwan-Yin diye tanıtılan gök kraliçesine varan bir acımadır, bilgeliktir. Yang ise baba görüntüsüdür, doğruluktur, ölçülülüktür, güneşin etken gücüdür. İnsanlığın varlığı Yin-Yang dengesi içinde anlayış yetisiyle duygu etkinliğinde saklanır. “O, bilgelik gibi kişinin içtenliğini de gerekser.” Dişil olan edilgendir, içine alıcıdır, boştur, gövdede et olarak yansıtılır. Eril olansa etkindir, saldırgandır, katıdır, gövdede kemik olarak yansıtılır. Bir oylumun kuzeyi, ya da tüm nesnelerin gölgede kaldığı alan, Yin’dir; güney, ya da hep güneşli kalan yan Yang’dır. Özel bir alanda Yang’ın konutu vardır; bu yapı çok katı, kuru taştan yapılmıştır. Toprağı, yeri ve suya kanmış görüntüyü, dinginliğin ve içermenin niteliği biçiminde yansıtan balıklı gölün, çeşmenin, büyük gölün bulunduğu bahçeyse Yin ülkesidir. Bu iki gücün ortaklaşa etkinliği güneş ışınını emen ve yansıtan suyun pırıl pırıl yüzeyinde görülür.
Yin görüntüsünün başka bir simgesi de yeryüzü dörtgenidir, göğün yuvarlak yörüngesi Yang ilkesini yansıtır. Pekin’de imparatorlukların konaklarında büyük bir gök sunağı vardı, göğe açılırdı; bu, yüce gücün göğün altında bulunan tüm varlığa açık olduğunu bildiren nesnel gerçeğin simgesel bir kanıtıdır. Yeryüzü sunağı dörtgendir, çevresi çitle çevrilmiştir, çatı saçakları dişil ilkenin koruyucu kucağını simgeler. Yang’ın yuvarlaklığı devinimi, etkiyi, yaratıcılığı gösterir; dörtgense durağandır, edilgendir.
Simyada Yien katılaşmanın, Yang çözülmenin örneğidir. Madenler, değerli taşlar, gömü, inciler (ay ve sular) Yin’dir, altın ve yeşim (güneş ve dağ) ise Yang’tır. Yin, işin içsel yanını, Yang ise dışsal yanını dile getirir.
Tinler evreninde bütün güçler eşdenge içindedir. Kwei (çokluk şeytan olarak yanlış yorumlanmış; gerçekte, sonraki gerileyen Taoculukta şeytanlar diye açıklanan insanüstü varlıklar, cinler anlamında alınmıştır) geri gelen “tin”tir, yaşamı Yang’ı yansıtır.
Hayvanlar arasında -masal hayvanları ve ötekiler-ejderle kaplan aydınlığın ve karanlığın güçlerini yansıtır; ejder simgesi iki karşıt anlamı içerir. Ejder yaz başlarında ortaya çıkarsa Yang ilkesini, güzün görünürse Yin’i vurgular. Ejder hep kaplanla birlikte gösterilir, öğelerin karanlık gücünü yansıtır; böylece, ejder göğün tini ve etkinlikleri anlamına gelir. öte yandan, hayvanlar arasında Ky-lin ve Feng-huang, ya da kuşlar arasında Anka Kuşu Yin-Yang birbirine karşıt iki yaratık olarak gösterilmez, tersine birbiriyle kaynaşmış durumda yansıtılır. Ky-lin, Yang olarak ve lin de Yin olarak, kimi dönemde alnında tek boynuzu olan bir düşsel yaratık kılığında gösterilir, böylece, eksiksiz bir Yin olup dişil özellikler taşır. Bu nedenle dişil görüntü, genellikle, ay biçiminde tek boynuzlu bir masal varlığıyla simgelenir. Bu durumda, hayvan lin’le bağlantı içine sokulur ve iyiliği, arınmışlığı, gönüldeşliği, mutluluğu vurgular. Tek boynuzlu yaratık kılığında gösterilmezse, türü belli olmayan bir biçimde ejder başlı, boynuzlu, aslan yeleli, geyik gövdeli ve köüt kuyruklu yapıda yansıtılır. Ky-lin, Ying-Yang bağlantılı kılınmış, ejder ve geyik karışımı bir durumda da gösterilebilir. Onun beş simgesel boylamı vardır: Kızıl, yeşil, vişneçürüğü, sarı ve mavi. Gövdesi boynuzuyla dört metre yükseklikte beş öğeyle birlikte, iri yaratık görünümündedir. Hep bağlantılı bulunduğu Feng-huang gibi uğurlu bir varlık sayılır; yalnızca bilge bir yöneticinin yönetimi döneminde ortaya çıkar, ya da bilgenin doğuşunu bildirmede görünür. Ky-lin, Konfüçyus’un anasına görünme, onun önünde diz çökmüş durumda olma gereğindedir. O, anaya bir yeşim parçası götürür ve ona böylece dünyaca ünlü bir oğulun doğumunu bildirir (yeşim erkekliği yansıtan Yang sayılır). Daha sonraları Konfüçyus’un yaşamında, onu tanımayana avcılarca vurulmuş bir Ky-lin vardı. Konfüçyus bu Ky-lin için çok ağlamış, onun ölümüyle kendi yapıtının ve yaşamının sonunu vurgulayan bir uğurun belirdiğini anlamıştı. Böylece, bilge bir kralın ya da büyük devlet adamının simgesi olan bu hayvan gibi, gerçekten anlayışlı bir çocuk, “bir Ky-lin”in oğlu” gösterildi; dahası, yüksek bir aşamaya ulaşmak için “bir Ky-lin’e binmiş gidiyor” diye yorumlandı. Çin sanatında büyük bilge ve ölümsüz kişiler bir Ky-lin binmiş giderken betimlenir, onların olağanüstü nitelikleri böyle yorumlanır. Ky-lin, Anka Kuşu olarak da görülür, büyük iyiliklerin özgün niteliğini taşır. Ky-lin, kendi ayağıyla canlılar alanına gitmez, boynuzuyla kimseye vurmaz, bu da iyiliksever diye anlaşılması yüzündendir. Bu biricik boynuz, büyük bir yöneticinin egemenliği altındaki dünyanın birliğini yansıtır. Anka Kuşu ise, yalnızca tahıllarla, göksel çiyle geçinir. Başka varlıklara dokunmaz, yıkım getirmez.
Anka Kuşu, Feng-huang ise eril Feng’i dişil huangla bağlaşımlı kılar, ejder ve Ky-lin gibi değişik öğelerden oluşmuş bir bütündür. Horoz gövdeli, kırlangıç sırtlı, gözleri güneş, gagası büyüyen ay, kanatları yellerden, kuyruğu ağaçları ve çiçekleri yansıtan, ayakları topraktan bir yaratık. Yetişkin duruma gelmesi için üç yıl gerekir; sonra mavi, sarı, kızıl, ak, kara gibi beş renge bürünür, bu renkler de arınmışlık, doğruluk, soyluluk, iyilik ve bağlılık gibi beş eremi yansıtır. “Onun rengi gözleri kıvandırır, ibiği içtenliği dilegetirir, dili yetkin ağırbaşlılığı açıklar, sesi bir ezge etkisi uyandırır, kulakları müziği sever, yüreği düzenle uyum içindedir, göğsü yazın ürünlerinin gömüsüdür, pençeleri kötülere karşı çok güçlüdür.” O da, mutluluk getiren çağlarda görülmüştür; onun görünüşü sarışı, mutlu egemenliği, büyük bir bilgenin gelişini bildirir, öyle yorumlanır. İki Anka Kuşu, bilgeyle yönetim arasındaki bağlantıyı kanıtlar; bu, Yao, Shun ve Huang Ti gibilerin yönetim evrelerinde görülmüştür.
Yin-Yang simgesi, Feng-huang içinde anlatılabilir. Genelde Feng’e bağlanır, bu eril bir öğe olması nedeniyledir, civa-kuş ya da ateş-kuş atıyla bilinir. Bu niteliğiyle güneşi yansıtır, ejderle birlikte gündeme getirildiğinde imparatorun bir simgesi olarak huang’la ilişkili anlaşılır. Bunların ikisi de, genelde, imparatorla ilgili süslemeler, elişlerinde kullanılır. Anka Kuşu ise, Ky-lin ile birlikte gelinlik çağa gelmiş kızı yansıtır, onun simgesidir, “ayrılmaz gönüldeşlik” anlamında yorumlanır, yalnızca evliliketki mutluluğu değil ayrılmazlığı ve Yin-Yang’ın karşılıklı bağımlılığını da dile getirir. Bu bağlaşım içinde ilginç bir saptama vardır, o da, yalnız kaldığında Ky-lin’de bulunan imparator-ejder-erkek simgesinin yin adını lin’in taşımasıdır. Öte yandan, bu durumda imparatoriçe-anka kuşu feng-Yang bağlamını içeren bu kavram, yalnız başına düşünüldüğünde, iki gücün karşılıklı bağlantısını dilegetirir.
Çin’in birbiriyle bağlantılı bu iki dini, halkın yaşamında Yin-Yang güçleriyle yansıtılır, uyumu sürdürmede yararlı olur. Konfüçyusçuluğun toplumsal düzeni sağlama, din törenlerini yönlendirme, uyumlu kılma işlerinden sorumlu bulunduğu çağda Taoculuk uyuma, üretken akıma, doğal olana, engin gönüllülüğe, dünya varlıkları arasında özgürlüksever bir bağımsızlığa dayanır; onun ürünleri ozandır, ressamdır, metafizikçidir, gizemcidir; sözün kısası, gülmeyi seven, yumuşak yürekli ne varsa hepsi. Konfüçyusçuluk sağlam düzene, belli kurallara, uyumlara, uzlaşmalara, dünyaya özgü olanakların güncel yaşama uygulanmasına dayanır. Bunların biri ülküsel, öteki gerçekçi bir görüşü yansıtır; ancak, ikisi de yetkin bir bağlantı içindedir, birbirini düzenler, birbirinin eksiğini giderir, biri ötekinin uyuşukluğunu, gevşekliğini kaldırır, öte yandan kuru ve katı bir gelenekçiliği engeller.
Taocuların ve Konfüçyusçuların yazılarında anılan yetkin insan ya da bilge, kendiliğinden Yin-Yang ile eksiksiz uyum içindedir. “Dinginlikte Yin’in edilgenliğine, etkinlikte Yang’ın erkine katılır”. Başka gönül, tinle duygu, anlayış gücüyle içgüdü arasında denge sağlar. O, ne olumlu, ne de olumsuzdur; tersine, mutluluk veren orta durum, odak eksendir, uçtur.
Eleştirel us ilkelerine dayalı, çözümleyici tin suça yöneltir. O adlandırır, adları da tanımlar, sınırlandırır, yanıltıcı biçimde saklar, bir nesneye, nesnenin kendiliğinden anlaşılması için ad verir; kendini hep güçlü, hep bilen diye görür. Tinin denetimi altında bulunmayan duygular dağılmaya, yıpranmaya yüz tutar, duyguların etkisi altında kalmayan tin de katılaşmaya, taşlamaya yönelir. Bugünkü durumda elimizde şu anlık denen yetiye dayalı kuru bir anlıkçılık içinde tinle duygu arasında beliren köklü ayrılığı gösteren örnekler vardır; bir yanda bu anlık, öte yanda da sağlıksız bir tutkuyla aşırılığa, dölleşmeye, sevişmeye eğilim duyma.
Yin-Yang varlığı ve düşünce de tinle ilgili duygu gibidir. Dişil, içgüdüsel, sezgisel ve duygusal olan derindir; eril olan bir anlayış gücü, us ilkelerine uyan da yüksektir. Bunlardan biri ötekinin özüne girme, onunla uyum içinde bulunma gereğindedir. Yin ilkesi dinginlikten, Yang ise devinimden doğar. Chuang-tzu Yin’in “devinimsiz büyüklüğü’nden, Yang’ın “azgın,yalımlı dirimliliği”nden söz eder. bunlardan biri öteki olmadan varlık ve etkinlik gücünden yoksundur, yetersizdir. Onlar edilginliğin ve etkinliğin, üşengenliğin ve atılganlığın, yaratmadaki temel gücün değişken, ayrılmaz öğelerididr, süreklidir; bu yaratma da, varlık alanında sonsuzdur. Bu iki karşıt durumun Yin ve Yang kavramı kapsamında açıklanmasına karşın, kendi yapısına göre yaratıcı sürecin ve bütün nesnelerde bulunan ikililiğin bir simgesidir. O yetkinliğin ve kökensel dengenin bütünlüğünün, Tao’nun örneğidir. René Guénon’un dediği gibi: “Ortaya konan tüm nesnelerde iki ilke vardır... ancalar değişir oranlardadır, hep birinin ya da ötekinin ağırlığıyla bağımlıdır. Bu iki ilkenin, eksmiksiz karşılaştırmalı bağlamı ancak kökensel durumda gerçekleşebilir”. Bu durumda ancak bilge kazanmıştır. Simge bu kökensel uyuma ulaşabilen, onu ayakta tutabilen insanda bir uyarıdır, bu uyumun sağlanması yaşamın en önemli ereğidir.
Başka bir ad altında, Yin-Yang “iki öz”dür. Bu özler, tüm durumlarda, tüm nesnelerle etkisini sürdüren ve değişme, biçimlendirme, dönüşme gibi konularda sorumluluk taşıyan, özgün kaynak niteliğinde bulunan Tao’dan doğmuştur, yükselmiştir. Tao, gerçekte, yaşamın uyumuyla eyleme geçer. Tao, “yetkin ve ölçülü bağlaşım”dır; bu bağlaşım insanda ve evren bütününde içsel uyumu etkiler, böylece insan bir yandan kendi kendine, bir yandan da dünyayla içte ve dışta, barış içinde yaşayabilir. Bu bağlaşımın amacı kişinin kendi kendine ve başkalarına kötülük etmemesidir, kaygısı budur. Bu bağlaşım Konfüçyusçuluğun yetkin insanlarına ve Taoculuğun bilgelerine olanak sağlar, değer kazandırır.
Yaşamın uyumunda Yin ve Yang’tan gelen karşılıklı etkinliğin dinginlikte, tedirginlikte, dünyaya dönmede ve dünyanın içine atılmada, etkinliği dünyada yaşayan, toplumdan uzaklaşarak dağlarda içekapalı kalmayı sevenlerin yaşamında sorumluluğu vardır. Bir devlet adamı ve bilge olan, son imparator Sung’a bağlılığından dolayı Kubilay Han’ın buyruğuyla öldürülen Wen T’ien-siang, Yin-Yang için şöyle dedi:
Gök ve yer
Tüm varlıklarla birlikte bulunan
Ve onlarla çağlayıp akan.
Bu iki öz varlık, “iyi” ya da “kötü” olarak aydınlık ve karanlık bağlamı içinde görülemez. Bunların biri ötekiyle bağlantısız sayılamaz, varolamaz. “Olumlu kişiler, bu bütünleyici olumsuzluğu gözardı ederek... ne evrenin büyük ilkelerini, ne de tüm yaratma eyleminin bağlı olduğu koşulları kavrayabilirler. Yeryüzü olmadan göğün varlığından söz edilemez; dahası, açıkça saçma da olsa, olumlu ilkeler gözardı edilerek olumsuz ilkeler üzerinde konuşulamaz... biz bir nesneyi iyi, ya da kötü dersek, onun gözlerimize ya iyi, ya da kötü görünmesindendir; doğrusu iyi olmayan, ya da kötü olmayan bir nesne yoktur”. Bu bağlamda, bir bütün yarısını ötekinden daha önemli gösteren ilgi bakımından, batı düşüncesinin tutarsızlığı konusunda bir belirti vardır. Bir “olumlu” tutumdan, bir “olumlu” iyiden söz edilir; bu övmek içinder. Öte yandan, karşıt durumdan söz edilir, ya da birisi suçlanır, o da “olumsuz” kapsamına girer, kınama anlamında alınır. Bu, yalnızca artı elektrikle yüklü bir telin işlevini gösteren örnek olabilir. İçlerinde olumlu, salt aşırı, istenmeyen bir tutum bulunan durumlar ortaya çıkabilir, bunlar yalnızca sevindirici olmayan bir sonuç verir; öte yandan, durumun gerekimlerine uygun, olumlu sayılan bir olumsuz davranış da yerinde görülebilir. Dengeliliğin istediğiyse, bu iki gücün birden yerinde ve zamanında, esneklikle uygulanabilsin. Göreliliğin egemen olduğu yerde en önemlisi de budur. Bir kimseye iyi gelen, başkalarına büsbütün kötü görünebilir. Bu konuda Chuan-tzu’nun çizimli, çok ilginç bir yorumu vardır: “Maymunlar maymunlarla eşleşir sevişirler; erkek keçi de, dişi keçiyle. Mao Ch’iang ve Li chi, tüm erkeklerce bütün kadınlardan daha güzel görülmüşlerdi; oysa, balık onları görünce suyun dibine daldı, kuş olarak göklere yükseldi,karaca kaçtı. İmdi, bu dört örnekten birinin, güzelliğin doğru ölçüsü olduğunu kim söyleyebilir?”. Taoculuk, yalnızca iyinin görünüşüne dayanarak, bütün ilgisini onun üzerinde yoğunlaştırarak ruhbilimsel yanılgılara düşmez, bu karanlık görüntüyü gözartı etmek anlamına gelir, insanı savunmasız bir durumda doğanın ve kendi varlığının karanlık alanına bırakmaktadır. Taoculuk bu iki gücü anlamak, benimsemek, bütünleştirmek gereğindedir. A.K. Comaraswamy’nin dediği gibi: “Kökensel varlık ölümden, karanlık da yaşam ve aydınlıktan önemsiz değildir”. Bütün seçenekler kaynaklarını kendi içlerinde taşır, karşılıklı olarak birini ötekinden üretir, var eder; karşıtların ve özdeştürden olanın giz dolu yasası içinde etkisini sürdürür; bu özdeştürden olan ikililiğin tüm alanıyla bağlantılıdır. Erdem, karşıtı olan erdemsizlikle, alçaklıkla kavranır; nitekim, gece olmasa günü gün olarak algılama da olmazdı. Tüm görünüşler yalnızca bütünleyici değildir, gereklidir de. Olumsuzun benimsenip onaylanması karşıtı olumlunun kanıtlamasına yarar. Açıklanan, anlatılan ve vurgulanan bir nitelik karşıtını da, kendiliğinden, yaşama çağırmış demektir; ardından da ikililik ortaya çıkar. Geleneksel Çin simgeciliğinde tüm aydınlık ve karanlık simgeleri birbirini bütünler ve hepsi eşit düzeydedir.
Yin ve Yang etkisindeki değişim ilkesiyle evirme, karşılıklı birbirine dönüş ilkesi bağlantılıdır; bu “evrensel evirme”dir. Tao değişmez, dönüşmez, salttır, arınmıştır; ancak, ilkin ikililik alanında kendi kendini gerçekleştirmiştir. Böylece iyi kötüye dönüşebilir, buunn karşıtı da olabilir. Her nesne en yüksek bir aşamaya değin çıkabilir; öte yandan, aşağıya inebilir ve böylece kendi karşıtını ortaya çıkarabilir. Nesnel olaylar evreninde saltık varlık yoktur. Sevgi hınca dönüşebilir, mutluluk ve acı kolayca bir diğerine dönüşebilir, yüksek ve alçak dönüşümlüdür.
Karşıtlık içinde bağdaşın olmakla olmamak.
Ağırla yeğnik karşıtlık içinde gerçekleşir.
Uzunla kısa karşıtlık içinde ayrışır.
Karşıtlık içinde izler birbirini önceyle sonra.
Kolaylığı açıklayabilmek için, iyi ile kötü, mutlulukla mutsuzluk arasındaki karşılıklı değişme alanını saptamak için böyle yazmış büyüleyici bir benzetmeyle; yaşlı, yoksul Lieh-tzu. Yıkılmış bir kent kalesinde, bir tepenin üstünde, oğluyla birlikte yaşayan yaşlı bir adam vardı; atı kaçmış buradan günün birinde. Bunun üzerine gelmiş yakın komşuları, atın yitişinden dolayı acısını bölüşmek, ona duygudaş olmak için. “Neden bunun mutsuzluk olduğunu sanıyorsunuz?” diye sordu yaşlı adam. Daha sonra ardına bir çok eğitilmemiş at takarak dönmüş atı geri. Bu kez onu kutlamak için gelen komşulara, “Neden bunun mutluluk olduğunu sanıyorsunuz?” diye sordu adam; atlardan birkaçını eğitti, yanında alakoydu. Bir gün, oğul atla gezme tutkusuna kapıldı; sonunda bacağı kırıldı. Yine geldi komşular, eski sözlerini yinelediler. Yaşlı adam, yine bunu neden bir mutsuzluk saydıklarını sordu onlara. Ertesi yıl bir savaş çıktı; oğul, topal kaldığından göreve çağrılmadı.
Büyük kötülüğü yaratan insandır; ortadan kaldırabilecek olan da insandır. Doğaya yüklenen güçlükler yanlış yorumlamalardır; bunlar kişinin dışa dönük olmasından, görünüşe bakmasından dolayıdır. İnsan, kendi doğasını yeterince anlarsa, bu güçlüklerin hepsi gerçek “doğal” olur.
Doğu metafiziğinde, batı mantığında olduğu gibi sıkı bir ya böyle-ya şöyle türünde, ak-kara karşıtlığından kaynaklanan demirden bir tutum yoktur; bu mantık Aristoteles’in tertium non datur (üçüncü olanağın yokluğu) görüşünden gelmiştir. Avrupa ne denli gelişse de, bu görüşten doğan yaygın bilgiyle sorunlara çözüm aramıştır. Taoculukta yatıştırıcı, uygun, üç öğe vardır. Bu yüzden tek sayılar uğurlu sayılır. Günümüzde geçersiz sayılan bu görüş eski bir bilgeliğin yozlaşmış kalıntısıdır. Yin’e bağlanan çift sayılar, belli bir odakta toplanmadığından güçsüzdür; oysa, Yang’la ilgili sayı, ya da tek sayı, bölüm işleminde bir odağa dayandığından etkilidir. Her bölünende, ya da kırılanda bir düzensizlik ve çok biçimlilik öğesi vardır; onu birlikte taşır. Ancak üçlemenin, onun odağının, dengeliliğinin yardımıyla bu çok yönlülük birliğe dönüşebilir, onun kökensel uyumuna ulaşabilir. Üç ilk tek sayıdır, yeniden üç kez üç, “Yang bolluğu”nun simgeselidir.
İyide ve kötüde olduğu gibi güçlenen ve güçsüzden, burada daha iyi bir duruma varma konusunda, söz edilemez. “Güçsüz” indirgeyici bir anlamda kullanılamaz. Gerçekte güçsüz olan, sol yan Yin, Çin’de hep özsaygının alanıdır; bu alan baskıdan uzak kalmanın, dolayısıyla barışın ortamı diye yansıtılır. Sağ yan, güçlü, etkin olan alan, Yang’ın kılıç tutan kolu, büyük gücüyle baskıya yönelir; bu nedenle de, saçıp savurmaya, sonunda kendi kendine yıkmaya değin varır. Gücü dayalı baskının gerekli sonucu sağladığına inanılan ordunun işe karışmasını gerekli kılan günlerde, savaş evrelerinde, sağ yan özsaygısını koruma alanı diye adlandırılır.
Taoculuğun en çok ilgi çeken öğretisi, bu güçlüyle güçsüz sorununu işleyendir. Yin’in edilginlik gücü, Yang’ın aracısız eylemsel gücünden daha süreklidir. Bunlardan birinde denetleyici, taşıyıcı bir güç, ötekinde hızla kullanılan, yıkmaya yarayan bir güç vardır. Bu, güçsüzde güçlü olma oylum ve ananın dölyatağına özgü simgeyle bağlantılıdır. Bu bağlantı tüm nesneleri içine alma, kaplama, benimseme ve hepsini dışlama, içinden dışa atma anlamını vurgular. Burası en dipte, en aşağıda bir alandır, oylum suyun bütün gücünü kapsar; bu su da, Yang’ın yüksek alanından aşağı düşer. Görkemli çağlayanlar ve azgın dağ suları hep onun gücünden fışkırır, en aşağı alanda toplanır; bu gereklidir. Toplanan sular ırmakların, denizlerin, okyanusların derin, engin, sessiz ve şaşmaz gücü, Yin ilkesine dönüşür.
Yin -su- ilkesi karşısında Yang -ateş- ilkesi durur, ancak bu güçlerin ikisi de karşıt anlamlı bir özelliktedir; bu nedenle, yokoluşla varoluşu birlikte yansıtan güçler diye anlaşılır. Bu çelişkili işlem doğada da vardır; nitekim doğa yaşama karşı çok acımasız, yıkıcı, yıpratıcı, tutumlarının yanında bolluk, mutluluk, kıvanç verici nitelikte de davranır. Üstelik, Çin varlığını ortaya koyan ve büyük ana denen Kwan-yin, birbirine karşıt, yaratıcı-yokedici, yaşam-ölüm gibi iki durumu içeren yapıdadır. O, özünde, bilgelik (Yin) aracılığıyla dönüşmenin, gerçekleştirme (Yang) aracılığıyla Tao’ya en üstün birliğe varmanın sürecini dile getirir. O, göğün kraliçesidir, büyük yeryüzü anasıdır, bütün nesnelerin kendisinden doğduğu, yine kendisine döndüğü, Tellus Mater’dır (Lt. Yeryüzü anası, yerana). O, acımasız, kıyıcı, azgın olabilirse de, daha az “barışsever, iyilikseven, gönüldeş demek değildir; o hep ölümlüğün bir yamağıdır, yaratıcıdır, bizim özel devindirici gücümüzün değişkenliği ve baskısı altındadır. Onun ortaya getirdiği tüm kokular, tatlılıklar, dokununca sevinç uyandıran doğal yüzeyler, boylamlar...hep bizim yararımız içindir!”.
Yin ve Yang mevsimlere bile egemendir. Güz, bütün yaşam güçlerinin geri çekildiği evredir; yeryüzü “içine kapandığında” kıştır, kırık, çökük, pısırık, soğuk, dokunulmaz ve kutsal, hepsi Yin’dir. İlkyaz, yeryüzü göksel sıcaklığın sabanıyla “açıldığında” ve yaz gelip güneşin doğurucu, geliştirici en yüksek doruğuna vardığında, hepsi Yang’dır. Ürün bayramıyla yıl sona erdi; bu evrede imparator, gökyüzünün oğlu olarak, yüksek evrensel ve tinsel erk niteliği taşıyan Yin ve Yang gibi birbirine bağlı iki gücü simgeleyip bayram törenlerini yönetti. İlkyazda, dinsel bir törenle, imparator eliyle bayramın ilk açılışı, başlangıcı anlamını taşıyan ilk evlek sabanla açıldı. Yaz güneşi evresine girince, dörtgen biçimli bir yer sunağında, yine dörtgen biçimli sarı bir taşla simgelendi; böyelce tören sona erdi. Bu tören, kış dönemi soğuklarının ve karanlığının toprağa dönmeye başladığı dönemi vurgular. Kış güneşinin dönüm evresine geldiğinde güneşin gelişen gücüne ve sıcakların dönüşüne uygun biçimde, gökyüzü sunağında tören düzenlendi, bu da, yeşimden yuvarlak mavi bir taşla yansıtıldı.
Dinler kendi, özelliklerine göre Yin-Yang gibidir. Doğanın koruyucu, elde bulundurucu, dişil sezgisel güdüsü büyük ana tapımıyla yansıtılır. Bu doğal güdü dışa dönük, egemen olucu, erkeksi, ataerkil, ussal bir görünüştür; tanrının, ya da tanrıçaların insan biçimli tasarımıyla ilgilidir. Bu güçlerden biri çok güdüsel ötekisiyse çok mantıksal sayılır. Bunlar, insanın tinsel gereksinimlerini giderecek durumda değildir. Bundan dolayı, bu göksel kraliçenin tapımı Hıristiyanlığa geçmiş, böylece kral-tanrı dengesi güven altına alınmıştır. Bu iki görüşün biri bile yadsınamaz, yadsıma ağır bir karşılıksız kalamaz; yine bunlardan biri öteki olmadan yetkin bir yönetici özelliği kazanamaz. İkisi de, birbiri karşısında, Yin-Yang gerekimliliğini andıran bir bağlam içindedir.
Yin-Yang simgeselliği insan biçimliliğinin, ya da tanrısal biçimcilik izlenimlerinden büsbütün bağımsızdır; ne denli dar ve son anlamda alınsa bile dişil-eril bağlamında bir yakınlaşma söz konusu değildir. Kökensel alan, hepsinden önce, metafiziktir, benzeşiktir; bu nedenle de, düşünsel ve doğal yapıya göredir. Bu, ilgililer, karşılıklı alışverişler alanıdır, dolayısıyla Yin-Yang’ın yaratıcı, temellendirici ikililiğini dile getirir; bu ikilik de nesnel olaylar dünyasında birliğin durumunu, karşıtların ve bütünleyici niteliklerin düzene konmasını sağlar. Bağdaşmanın ve yaratmanın her türlü ikili olmayı gerektirir. Bu durum yaşamın süregiden türlerinden çıkarılır; bu türler özdeksel, ruhbilimsel, ya da tinsel olur. Bu gerçek evrende algılanan, tasarlanan, kavranan ne varsa belli bir bağlam içinde olmalıdır. Bu nedenden dolayı Chuang-tzu şöyle dedi: “En yetkin olumsuz ilke d e çok güçlü etkinliğin sonucudur...ikisi arasında bulunan dönüşüm bağlamı, bütün nesnelerin yaratılmasını sağlayan bir uyuma varır”.
Bu iki güç, eksiksiz denge içinde etkilerini sürdürürse, bunlardan kendi kendine bir güç olan ve denetleyici bir erkle yönlendirilen birliğe ulaşılır. Öte yandan, dengesizliğin ve uyumsuzluğun gücü yoktur; bunlar birlikte, birbiri içine yuvarlanır. Uyumun dışında kalan ne varsa yanlış, dengesiz, ister özdeksel, ister ruhbilimsel, tinsel olsun, ister bireyin içinde, isterse evrende, genelde olsun Yin-Yang güçlerinin dengeliliğine özgü yadsınmadan ve tedirginlikten gelen denetimden kurtulamaz. Bu yalnızca insan varlığı için geçerli değil, şimdiki yaşam için, sağlık güvencenin korunması için bile geçerlidir. “Olumlunun, olumsuzun dengesi bozulmuşsa... insan gövdesel acılara uğrar”. Bu yüzden, eskiden Çin’de bu yaşamsal dengeyi sürdürmeleri için sağlık uzmanlarına çok akça verilirdi; onların sağlıkla ilgili uygulamaları, yetkileri sağlığı bozarsa ceza görürlerdi; bu da, sağlık uzmanlarına karşı bir güvensizlik, yadsıma anlamına gelirdi.
Bu iki büyük güç, evrende etkinliğini sürdürdükçe, bireyin ya da devlete özgü davranışa göre, iyiliksever de olabilir, kötülüksever de, dengeyi yıkabilir, koruyabilir de. Onlar kötülüksever olduklarında erkeksiyle kadınsı varlıklar arasında uyumsuzluk doğar,yaratıcılık ve uyumluluk yerine uğursuzluk, yıkımsal eylem gündeme gelir. bu durumda bireyler kendi egemenlikleri uğruna savaşırlar, birkişisel değer düşüklüğü, benlik değersizliği ortaya çıkar. Böylece bencillik bütün ölçülerin ötesine geçer, ikili bir uygulama ve baskı etkinlik kazanır. Bu duruma gelince ikisinden de yararlı, sağlıklı bir iş çıkmaz. Oysa, işlevleri düzgün yürürse biri ötekinin yetersizliklerini, eksiklerini giderir. Ancak Yin-Yang, varlık alanına çıkmakta yetkin bir ikililik ve bağlaşım değil, tersine o birliğin, Tao’nun çevresiyle kuşatılmıştır. O bütünlüktür, o ikililiğin ve ikili olmayışın simgesini vurgular. O kendiliğinden varolan, bağımsız, büyük birliktir, ondan doğan ikililiktir. “Varoluşun ve varolmayış birbirini gerektirir.” Bu tanrısal bir bağdaşımdır, tüm tinsel ve dünyaya özgü yaşamın kaynağıdır. “İki olanlar”, hep “bir olan”dan doğar, birbirinden ayrılmaz.
Yin ve Yang tinsel alanda, Tao’nun içkin ve aşkın görünüşüdür, tinin soluk alıp verişidir. Yeryüzünde, dinde olumlu ve olumsuz olan, tanrısal tapım ve törenle ilgili dışa dönük olumlu uygulamalarla içe dönük edilgin, gizemli, inançlara değgin uygulamalar arasındaki karşılıklı değişim bağlamında görünür duruma gelir. burada Bir olanda, ya da Tao’da, bilgi ve varoluşun birliğine yönelik bir içiçe eriyip kaynaşma söz konusudur.
Simge olarak, Yin-Yang arasındaki varlık bağlamı yetkinliğin kendisidir. Onun simgeseli de yüzeyselde ve derin anlamdaki yüksekliktir. O, bütün olanakları içerdiğinden tükenmezdir.
ERDEMİN IŞIĞI
(TAOCULUK)
Tao'nun yolu - eski Çin'de bilgelik öğretisine giriş
J.C. Cooper
Çeviren; İsmet Zeki Eyuboğlu
1. Basım, Aralık 1994, Sf. 39-57








Son yorumlar
27 dakika 42 saniye önce
46 dakika 4 saniye önce
52 dakika 37 saniye önce
56 dakika 59 saniye önce
1 saat 4 dakika önce
1 saat 8 dakika önce
1 saat 8 dakika önce
1 saat 20 dakika önce
1 saat 23 dakika önce
1 saat 28 dakika önce
1 saat 33 dakika önce
1 saat 35 dakika önce
1 saat 39 dakika önce
4 saat 59 dakika önce
7 saat 5 dakika önce