ORTALAMA İNSAN; BİREY : ŞEYLEŞTİRİLMİŞ VE KİŞİLİKSİZ NİCEL ÜRÜN
- yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 787 kez okundu
- rastgele...
Jean-Jacques Rousseau'nun "Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev"inde belirttiği gibi ilk zamanlardan son zamanlara kadar gelmiş geçmiş insan toplulukları arasında en ilkel olanı en medenî olarak nitelenen, en gelişmiş olarak nitelenen son dönem insanlarıdır(kendi dönemi için ve biz bunu bugün için daha kolay söyleyebiliriz). Bilimler ve sanatlar insan olmaklığı köreltmiştir, kadınlar hayasızlaşmış, erkekler kadınsılaşmış ve kadınların kölesi olmaya başlamış, görünümde ve yaşam şartları dolayısı ile “kaba –ilkel” olarak adlandırılan insanlara nazaran medenî insan oldukça ilkel ve vahşidir. Büyük savaşlar, kan dökmeler, bayağı hazlar, anlamsız uğraşlar, fikirler peşinden koşmaktadır. Görünümün altında iğrenç bir pislik yatmaktadır.
Carl Gustav Jung'un kendi medeniyeti -her ne kadar medeniyet denilebilir tartışılır- için belirttiği gibi, her yere devasa binalar diken, uzaya giden, atom çekirdeği ile oynayan ve nükleer enerji çıkaran, teknik ve bilim alanında büyük gelişmeler kaydeden Batı dünyası sıfırı tüketmiştir, ruhî olarak çöküntüdedir, tutunacak tek bir hakikati kalmamıştır.
Uzakdoğu düşüncelerine, dinlerine Batı tarafından duyulan ilgi bunlarla eş zamanlı olarak gerçekleşmektedir. Hatta Hıristiyanlığın "Tanrının Ölümü" ile birlikte (Nietzsche, Tanrı öldü) Hıristiyanlığın sekülerizm büyüsü ile ortalıktan sosyal hayatın belli bir kurumu olarak kenara itilmesi, kişinin gönül bağının pazar ayinlerine kilitlenmesi (-çarpık da olsa- ) sonucu, "bari tanrı varmış gibi yaşanmıyor", denilerek yoga, ayur veda gibi büyük sistemlerin -ki Batı'nın tecrübesi ile alakasız bir çeşmeden akmalarına rağmen- belli unsurlarına, avını yakalamayı henüz bünyesinde yaşanmışlıkla oturtamamış yavru hayvanlar gibi zavallı bir çaresizlikle saldırılmıştır, saldırılmaktadır. Fakat tüm bunlar nafile... Batı tükenmiştir, Rene Guenon'un Modern Dünyanın Bunalımı'nda, doğular olarak yardım edebiliriz; ama bunun sonu var mıdır, Batı kurtulur mu? Olumlu olarak karşılık alınamayacağı için cevaplanamayacak bir sorudur, dediği gibi aşikârdır.
"Birey" olmaklığa sıkıştırılmış ve her türlü iktidar kurma ile kendisine abuk bir tarihsellik- toplumsallık yüklenmiş modern hatta ne idiği belirsiz ve cılkı çıkmış postmodern insansılar için kurtuluş diye bir şeyden söz etmeden önce, artık yan yana gelmiş nicelikten ibaret olan ve birlikte kitle olarak karşımıza çıkan toplumsal dışının (toplumsallığını kaybetmiş) ele avuca sığmayacak şekilde lümpenliği, incelenmezliği, kontrol edilemezliği, anlam yüklenemezliği mevcuttur.
Dünyanın en ilkel eğitim-öğretim sistemleri çağında bedenlerimize doğru, insanlığımıza karşı ilerlerken şahsiyetten söz etmek bayağıdır. Burada ahlâktan bahsetmek aptallıktır, yeterince ahlâk vaazı verilmektedir. Her şeyin sırrı yazılmaktadır, başarmanın, ticaretin, insan ilişkilerinin, kadınları, erkekleri tavlamanın, zengin olmanın, etkilemenin... Kısacası ahmaklığın daniskasının vesselam. Ahmet İnam'ın( Prof. Odtü, Felsefe Bölümü) da belirttiği gibi bunların aksini yaparsanız insan olabilirsiniz.
Yaşasın bireycilik (individualism), yani yaşasın kişisel hakların ve keyfiliğin (eşekliğin baki kalmasının) toplumun yozlaşmasının (eşşoğlu eşşekleşmesinin), ne yaparsan yap zaten maymunsun taklit olacakın (maymundan geldik zaten, bilimsel dayanak) şakşaklanması... Birey olmak yani öznelliğin kutsanması Descartes'tan bu yana alkışlanmaktadır; ta ilkçağlarda sofistlerin tutumları bizce de övülebilir, öznenin nesne karşısında merkeze koyularak temellendirilmesi doğru görülebilir; fakat birey-özne profan bir temel üzerinde yüceltilemez, üstelik insanın doğuştan gelen hakları gibi terbiyesizce süslemelerle. İslâm dini toplum için gelmemiştir, bireyin insan olması adınadır; fakat aynı zamanda (paralel olarak) hem birey hem toplum içindir. Temelde de eşref-i mahlukât olacak insan kokuşmuşluk üzerinden piyasa malı yapılarak -fahişe gibi- pezevenk ideolojilerce pazarlanmaktadır. Nietzsche'nin Deccal'de sürekli üzerinde durduğu insanlıktan düşmüşlük (decadence); şimdinin değerleri, sürü değerleri, psikoloijisi- kendini sevmek, saymak ve değer olarak görmek yerine toplum papazlarınca iktidar üzerinden istavroz çıkarılarak kurumsallaştırılmaktadır.
"Ey günümüz insanı, kendi suratınızdan başka maske giymenize ne hacet! Sizleri bu hâlde kim tanıyabilir?" (Böyle Buyurdu Zerdüşt,Nietzsche)









Bir haber geldi aklıma.
Bir haber geldi aklıma. Bundan birkaç ay evvel, Avustralya'dan ilkel biçimde yaşayan bir kabileden, dört-beş kişiyi Londra'ya götürmüşler ve bir hafta boyunca her tarafı gezdirmiş ve sormuşlardı. Bizi nasıl buldunuz diye? Kabile reisi şöyle cevap vermişti. Biz, sizden daha medeniyiz. Bizde kimse sokakta yatmaz. Evi olmayana, toplanır hep birlikte ev yaparız. Bu meyanda bir iki şey daha söylemişti. Çok hoşuma gitmişti. Bu yazıyı okuyunca, onu hatırladım. Haber metnini aradım ve fakat bulamadım. Teşekkür...
Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.
rica ederim
Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi
"Bir kehanet yaz şu benlik kargaşama,
Bir kelâm nakşet ahvâlimi tanımla..."
Oğuzhan
rica ederim.
Neyi "bilmek"
Sıfatı adından büyük, ünvansız Oğuzhan bey kardeşim,
Yukarıdaki cümlemin sizi sinirlendireceğini tahmin ediyorum. Laf-ı güzâf. Takılmayın.
Yazdıklarınızı dikkatle okudum. Düşündükleriniz ve düşüncelerinizi oluşturanlar hayatımın büyük bir bölümünü kapsadı. Bu vesileyle aralarda bir yerde Ahmet İnam'ı da epey takip ettim. Her söze bir cevabı olan, lâkin aklımda yalnızca o tatlı göbeği ve gülümsemesiyle birlikte "Okuyacaksan ana dilinden oku!"dan başka bir şeyi kalmayan şahsına münhasır ve bir o kadar da alelâde bir zat.
Çok sık düşündüğüm bir cümle var: "Ne yersen O'sun."
Anlamak ve anlatmak hatta anlaşmak için kullandığınız materyaller bu nedenle insanın içine işler. Rousseau, bu nedenle adî bir zat. Nasıl bir yaşam sürdüğü malumunuz. Bahsedegeldiğiniz meseleler ve bu meseleleri düşünenlerin hayatları (Özellikle Descartes ve Nietzsche'nin) okudukça şaşakalacağımız mahiyete sahip. Bunlarla sürekli meşgul olununca acaba bizler de onlar gibi olabilir miyiz? İnce ve derin bir soru.
Konuyu sizin kadar dallandırıp budaklandırmadan izah etmek için çaba sarf ediyorum. Umarım anlaşabiliriz.
Nietzsche okumalarımın başında "Tanrı öldü" ünlemiyle karşılaştığımda küçük çaplı bir şok yaşamıştım. Bu kelimelerdi o zamana kadar ki yaşamışlığımda aklıma hiç gelmeyen ve geleceğini de düşünmediğim. Her ne kadar söze dökmesem de uzunca bir müddet "Demek ki Tanrı (tabi kavramsal düşünüyorum) da ölebiliyormuş"...
Bu düşüncenin ne denli sarsıcı olduğunu ve böylesi bir bilgiye ulaşmanın etkisini çıktığı yolda kendinden emin adım atmak için canhıraş bir şekilde çalışan biri için ne denli zor olduğunu düşünebiliriz.
Yıllar sonra değerli bir arkadaşımın kaleminden de "Tanrı'dan sonra insan da öldü" cümlesini okudum. Ağzı olanın konuştuğu bir memlekette düşünürken heyecandan titrediğimiz cümlelerin yarattığı etkiyi tartmadan bilmişliğin ucuzluğunu sergilemenin âlemi olmasa da, Tanrı'yı dahi öldürebilen biri için İnsan'ı öldürmenin ne denli kolay olduğunu rahatlıkla düşünebiliriz.
Daha fazla dolandırmayayım. Ben bu sofradan kalktım. Ardıma baktığımda bolca laf salatası görüyorum. Hatta kimi zaman defterimi karalamak üzere oturduğum mis kokulu buğday tarlalarının ortasındaki börtü böceğin seslerinin tadını alınca bu kadar laf etmeye ne gerek duyulduğunu düşünmeden edemiyorum. Zira düşünüyorum da, insan yalnızca var olmak için konuşuyor; ama var olmak için susması gerektiğinin pek farkında değil.
Bunca bilmişliğinizin içinde söylediklerimi kâile alıp almamanız elbette sizin bileceğiniz iş. Naçizâne önerim, felsefe konuşamayacağınız yerlerde biraz kafanızı dinleyin. Zira bu bildiklerinizin ne size ne de bize faydası var, olmayacak da.
biz boş düşünenler ve yararlandığımız boş kafalı düşünürler
Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi
"Bir kehanet yaz şu benlik kargaşama,
Bir kelâm nakşet ahvâlimi tanımla..."
Oğuzhan
Yusuf Bey, yazdıklarım ya da bunca bilmiş olarak adlandırdığınız bizler hakkında istediğinizi düşünün, çünkü benim ya da bizlerin umurunda değil. Çünkü söylediklerinizin iler tutar yanı var değil.
Nietzsche'nin "Tanrı öldü" sözünden, kendisinin ne anlatmak istediğini zerre anlamamışken bir de çıkıp, demek ki tanrı da ölebiliyormuş( kavramsal düşünüyorum tabiî) diyerek eleştiriyorsunuz, saçmalıyorsunuz ayrıca.Burada size bunu açıklamak zorunda değilken mecbur kalıp bir şeyler yazmak zorunda kalıyorum. Nietzsche ,çağdaş dünyada artık insanların (-bunu daha çok kendi kıtası,avrupa,ya da genel olarak modernler-batı ve diğerleri için söylüyor-) tanrı varmış gibi yaşamadığını, fransız ihtilalini öven kant'ın ve kant'ın hıristiyan temelli felsefesinin budalaca olduğunu( deccal'De söyler), putların alacakaranlığında ise inanç ve tutarlılık adına şöyle der : “ ‘Entelektüel vicdan’ üzerine: Bana öyle geliyor ki, bugün sahici ikiyüzlülükten daha az rastlanan bir şey yoktur.......İki yüzlülük, inancın güçlü olduğu çağlara özgüdür: Bu çağlarda, başka bir inancı sergileme zorunluluğu olduğunda bile, sahip olunan inanç bırakılmamıştır. Oysa bugün bırakılıyor; ya da daha yaygın olarak, ikinci bir inanç elde ediliyor- her durumda da namuslu kalınabiliyor.......Kendine karşı hoşgörü, daha çok sayıda kanı’nın yolunu açar: Bugün bütün dünyanın yaptığı gibi, birlikte geçinip gidiyorlar, kendilerini tehlikeye atmaktan sakınıyorlar.bugün nasıl tehlikeye atınılabilir? Tutarlı olunduğunda.Dosdoğru bir çizgi izlendiğinde.Ne yaptığı bilinmez olunmadığında.Dürüst olunduğunda...Korkarım ki çağdaş insan, bazı kötülüklere karşı fazla rahattır: Öyle ki bu kötülükler neredeyse yok olup gitmektedir.Güçlü istencin koşullandırdığı tüm kötülükler(belik de istenç güçlü olmadan kötülük var olmuyor) bizim ılımlı atmosferimizde yozlaşarak erdeme dönüşüyor...Tanımış olduğum az sayıda ikiyüzlü kişi, ikiyüzlülüğün taklidini yapıyorlardı: Günümüz insanının onda birinin olduğu gibi, onlar da oyuncuydu.-”(sf.69-70)....
Ayrıca Nietzsche Deccal'de, hıristiyanlığın İsa'nın ölümünden sonra bittiğini,ondan sonra Pavlus ve kilisenin insanlıkdışı bir din kurgusu oluşturduğunu ve düşünürlerin buna dayanarak felsefe vb. yaptıklarını, budizmin bile daha iyi olduğunu, hatta iyinin ve kötünün ötesinde olduğunu belirtir. Ayrıca islâmiyeti karalamaz. İsa'nın çarmıha, ilk günahın kefaretini ödeyen insan biçimine girmiş tanrı olarak-tanrının oğlu- kend isteği ile gerildiği hikâyesinin düzmece olduğunu belirtir.Siz neden bahsediyorsunuz, ya hiç okumuyorsunuz ya da okuyor Schopenhauer'un dediği gibi anlamıyorsunuz. Fehmi Baykan'ın Nietzsche felsefesini okuyun, Baykan Nietzsche'yi filozof saymaz ama çok sağlam itikâdlı Baykan Nietzsche'ye önem verir.
Size bir şey demiyorum, hiçbir şeye kızmıyorum da, çünkü beni kimse ilgilendirmiyor.Ben burada felsefe falan yapmıyorum, düşüncelerimi belirtiyorum çünkü felsefe nedir derseniz?, size ne değildir ki diye cevap veririm. Ayrıca felsefe çok önemli bir şey de değildir, kendi üzerine düşünebilme cesareti ya da kendinle yüzleşmek olarak ele alınığına, "ilim kendin bilmektir ve faydası ilimden Allah'a sığınarak düşünmek ve eylemek" şeklinde belirtilebilir.Felsefecinin amacı Kındî'nin söylediği gibi "filozofun bilgiden amacı hakikati bilmek, davranışının amacı ise bu hakikate göre davranmaktır.Tüm faziletleri sağlayan,felsefî bilginin kendisidir. Zaten “düşünme gücü” de fazileti tamamlamak için vardır.”
Sizin düşünceleriniz sizedir, bizim düşüncelerimiz bizedir, ayrıca nasıl bir kişi olduğumu da bilmediğiniz için, "laf kalabalığı yapın siz", gibilerinden tabiriniz yersizdir, çünkü ben yeterince eylemeye çalışan bir adamım,ve adamım da demiyorum zaten,insanım da demiyorum, beşer olarak insan olma çabam var. Üniversite rektörünü arayıp sorabilirsiniz adımı verip, nasıl felsefe bölümü öğrencisiymişim,bölüme sorsanız zaten anlarsınız. Ben oturduğu yerden konuşup bir halt yemeyenlerden değilim, ayrıca hiçbir yazdığım,söylediğim ve bildiğim benim orjinal fikirlerim değildir, birçoğunu kendim çıkarsayıp içselleştirsem bile,tüm hepsini benden daha kafalı ve eylemci adamlar düşünmüş,yazmış,söylemiş ve eylerek belirtmiştir.
Saygılarımla...
Emredersiniz.
Beyefendi,
Dediğiniz gibi, sizi tanımıyorum ve zerre kadar aklınıza gelmediğinden eminim, siz de beni tanımıyorsunuz. Samimiyetime inanınız ki sizden kat be kat fazla okumuşluğum, yazmışlığım, görmüşlüğüm ve yaşamışlığım vardır.
Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil. O zaman "Doğruyu söylüyorum" diyerek sövmeye devam edin.
Rektöre soracakmışım...
Komik olmuş.
şüphesiz okumuşsunuzdur
Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi
"Bir kehanet yaz şu benlik kargaşama,
Bir kelâm nakşet ahvâlimi tanımla..."
Oğuzhan
Evet, okumuşsunuzdur şüphesiz,samimiyetle inanıyorum...Fakat biz çok okumuş profesörleri, aydın adındakileri de gördük, görüyoruz, 21 yaşındaki aciz ve kendilerinden cahil çocuk denilenlerin madarası oluyorlar, çok bildiklerinden değil, adam olamadıklarından.
Ayrıca komiğim de, dengesizim de,inatçıyım da, başıma buyruğum ve kafamın dikine de giderim. Böyleyim, normal olanlara anormal geliyorum; ama sözde normal olanlar da bana göre anormal... Nasıl ki Hz.Osman devrinde herkes normaldi, Hz.Ali ve Ebuzer normal değildi. Ebu Zer , peygamberin sürdürdüğü ve Hz.Osman'ın getirttiği,hazinenin başına geçirttiği Mervan bin Hakem görevlendirilerek Hz.Osmanca sürdürülen anormal Ebu Zer... Ben Ebu Zer'in tırnağı olamam şüphesiz de, demek istediğim her yerde, her istediğim zaman istediğimi dile getiririm, herkes gibi.
Selam ve Sevgi ile...
Tartışmaya katılmak
Tartışmaya katılmak istemeden bir parantez içi olarak Yusuf Kaplan'ın bir yazısından bir parçayı, okumalarınıza sunmak istiyorum.
.....
Nietzsche'yi karikatürize ettiğimizi gösteren en önemli göstergelerin başında onun "Tanrı öldü" sözünü dümdüz bir şekilde anlamaya kalkışmamızdır. Nietzsche, "Tanrı öldü" derken bir ateist veya nihilist olarak konuşmaz; aksine Batı'da Tanrı'nın öldürüldüğünden sözeder. Sözgelişi, Putların Alacakaranlığı başlıklı kitabnda aklın putlaştırılmasına karşı tam bir savaş ilan eder. Socrates'tan başlayark bütün bir Socrates-sonrası, temelde rasyonalist Batı düşüncesini yerden yere vurur.
Deccal-Sahte İsa başlıklı kitabında ise Hıristiyanlığı, özellikle Tanrı tasavvurundaki absürtlükten ötürü yerle bir eder. Size bugün Deccal kitabında yer alan, onun İslâm'la ilgili tespitlerini aktarmak istiyorum. Okuyunca şoke olacağınızı tahmin ediyorum. (Ayrıca Nietzsche'nin bu iki kitabının bayramdan hemen sonra Külliyat Yayınları tarafından özenli bir çeviriyle -yeniden ve adam gibi bir Türkçe'yle- dilimize kazandırılacağını hatırlatmak istiyorum). İşte Nietzsche'nin, "İslâm'ın önünde diz çökmeliydik" dediği o çarpıcı gözlemleri:
"Eğer İslâm, Hıristiyanlığı küçük ve hakir görüyor idiyse, böyle görmekte bin kez haklıydı: Çünkü İslâm, insanı yüceltir ama putlaştırmaz...
Hıristiyanlık, bizi, kadim dünyanın [antik Yunan ve Roma] kültürünün mahsulünden mahrum bırakmıştı. Üstelik bununla da yetinmemiş, daha sonraları, bizi İslâm kültürünün mahsûlünden de mahrum etmişti. Aslında bize (insan olarak bize], Grek kültüründen de, Roma kültüründe de, esasta, temel meseleler açısından daha yakın olan, bizim [insan olarak] duygularımıza, zevklerimize ve seçimlerimize daha doğrudan hitap eden İspanya'daki o harikuâde İslâm kültürü ve İslâm kültürünün eşsiz birikimi ayaklar altına alınarak çiğnenmiş ve yok edilmişti (-bunu yapan ayağın ne tür bir ayak olduğunu söylemeye dilim varmıyor, ne yazık ki!-)"
"İyi de, neden? Nedeni şuydu: Çünkü İslâm kültürü, asil bir kültürdü; çünkü İslâm kültürü, kökenlerini, temellerini insan fıtratına borçluydu [insanın fıtrî özelliklerini muhafaza edebilmesine borçluydu]; çünkü İslâm kültürü, İspanya'daki Müslüman hayatının nâdir bulunan, nefis hazinelerinin üzerinde bile hayata Evet diyordu!... Daha sonraları, Haçlılar, estirdikleri o toz bulutunun ortasında, aslında önünde diz çökmeleri gereken, diz çökmekle daha iyi bir yapmış olacakları bir şeye karşı, asil bir kültüre karşı, bizim bugünkü 19. yüzyıl kültürümüzle mukayese edildiğinde, bizim çağdaş kültürümüzün, kendisini, İslâm kültürünün yanında son derece 'yoksul' ve oldukça 'geç kalmış' bir kültür olarak görebileceği böylesine asil ve yüksek bir kültüre karşı savaş açmışlardı. Haçlılar, ganimet peşinde koşuşturuyorlardı, hiç şüphesiz ki. Çünkü Doğu, İslâm dünyası, zengindi..."
Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.
Eyüp Yıldırım ve Yusuf Kaplan'a hürmetler
Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi
"Bir kehanet yaz şu benlik kargaşama,
Bir kelâm nakşet ahvâlimi tanımla..."
Oğuzhan
Eyüp Bey size ne kadar teşekkür etsem azdır. Yusuf Kaplan'ın yazısını bizimle paylaşmanız inanın beni oldukça mutlu etti.Anlatmak istediklerimi anlatamamam ve Yusuf Kaplan'ın hislerime ve bildiklerime tercüman olması sebebi ile size ve Yusuf Kaplan'a borçluyum. Teşekkür ederim. Allah razı olsun. El elde üstündür demişler ve birlikten kuvvet doğar...
Sevgi ve Selam ile...
Ben teşekkür ediyorum.
Ben teşekkür ediyorum. Yazının tamamı için Yeni Şafak'ın web sayfasına bakılabilir.
Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz.
Bakacağım
Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi
"Bir kehanet yaz şu benlik kargaşama,
Bir kelâm nakşet ahvâlimi tanımla..."
Oğuzhan
Bakacağım birazdan, bulamazsam siz tekrar dönerim.
Hayırlı akşamlar.
Esselamu aleyküm...
İnsan
"...Fakat insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür. (Kehf Suresi 54)"
...
"Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir. (Furkan Suresi 72)"
"Eğer Allah dileseydi elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir. (Maide 48)"
Okumaktan maksat bu mudur?. Yazılanı tartışırken yazan tartışılır hale gelmeye başlıyor bir anda. İnsan üzülüyor doğrusu. Sadece bunu belirtmek istedim. Çünkü arada benim kim olduğum, neci olduğum, ne kadar okuduğum falan konuşulmaya, tartışılmaaya başlanabilinir bu sefer. Bense böyle bir tartışmanın içine girmeyi hiç istemiyorum.
Ayrıca ne kadar okuduğumdan çok ne kadar anlaşıldığım ve buna bağlı olarak insanlara ne kadar faydalı olabildiğim daha önemlidir bana göre.
Birbirimizi daha çok anlayabilme ve hoşgörülü olabilme temennisiyle...
haklısınız Halim Bey
Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi
"Bir kehanet yaz şu benlik kargaşama,
Bir kelâm nakşet ahvâlimi tanımla..."
Oğuzhan
Halim Bey,
Eğer hatırlatmanız bana ise, haklsınız, değilse de haklısınız. Sadece bana atfediliyorsa diye yazmak istedim.Ben " ...vakar ve hoşgörü ile geçip giderler"... âyetini her gördüğümde, aklıma gelir ama yapamam, çünkü bunun sınırı kesin değil. Şimdi ben 2 senedir birçok itirazda bulunarak birçok menfaatimi kaybederek, az da olsa,değmese de yapacağımı, söyleyeceğimi söyledim ve devam ediyorum. Ama bu gereken yerde olmalıdır. Yani, dilsiz şeytanlar diyor peygamber... Bir hocam diyor ki," Oğuzhan çok iyi yerlere gelebilecek şekilde bir farklı kafan var,ama bunu harcıyorsun." Demek istediği sabret ve sessiz ol... Peki , benim hocam prof olunca da her şeyi söyleyebiliyor mu, hayır söylemiyor, çatışmamaya çabalıyor. Ayrıca buna katılmadığım gibi, yani belli yerlere gelene kadar ayıya dayı demek mantığı, sonra makam elde edince daha faydalı ve etkili işler yaparsın zırvalığı... Peki gelene kadar yumulan ve budanan insanîlik devam ederken, bir an ölürse insan,şuan ölsem ve yaptıklarımı yapmasaydım iyi ya da kötü, yanlış ya da doğru, doğru bildiğimi eylemese idim? Bir ayağı çukurda olan sadece yaşlılar değil, hepimiziz. Ve ölürsek ayıya dayı derken, ayıdan ne farkımız kalır ki bu bir mantık değildir.
Bu âyetin birçok yerde nasıllığını hissediyorum ama o yerler her yer değil. Mesela "tüm kürtler öldürülsün, hepsi aynı" diyen teyze oğullarına anlatamazsınız bir şeyler, "çarşaflı kadınlar gericidir" diyenlere anlatamazsınız... ki yine tartışıyorum ama bir yerden sonra sürekli tekrar etmiyor, formatlanmış zihinleri...
Selam ve sevgi ile...
haklısınız
Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi
"Bir kehanet yaz şu benlik kargaşama,
Bir kelâm nakşet ahvâlimi tanımla..."
Oğuzhan
Teşekkür
Oğuzhan Özdemir Bey,
Tarafınızdan doğru anlaşılmış olmaktan dolayı mutluyum. Emin olun ki ben de sizi anlıyorum. Bugün başka bir yazının altına yazmış olduğum yorumdan kısa bir alıntı yapmak istiyorum;
Çocukken gülerek izlediğim şeyleri hayatımın ilerleyen yıllarında aynı şekilde izleyemedim. Gülmeler yerini düşünmeye bıraktı.Düşünceler sorgulamaları getirdi, sorgulamalar hükümleri getirdi peşinden. Buna göre dünyam bölünmeye başladı... bir yanda iyiler, bir yanda kötüler, bir yanda doğrular bir yanda yanlışlar...
Dün güldüğüm şey beni bugün düşündürüyor ve üzüyorsa bu anlamda özlenilen aslında genel anlamda "Geçmiş" değil... insanın kendi gönül dünyasının geçmişidir.
Bunu, haklı olarak;
"İnsanda, geçmişe bir özlem var esasında. Mutluluğu ve huzuru geçmişte arıyor insan. Geçmişte böyle bir şey yaşandı mı?(Hemen asr-ı saadeti hatırladınız değil mi?)Bakılan şeyde görülen herkes için aynı değildir." diyen Eyüp Bey'in satırlarına istinaden söylüyorum.
Doğrudur bakılan şeyde görülen şey herkes için aynı değildir. Hatta kişinin kendisi için bile baktığı şey aynı olsa bile gördüğü şey zamanla değişmektedir demek adına söylüyorum.
Bakıpta gördüklerimiz sürekli değişiyor, içinde bulunulan şartlara ve zamana göre... buna bağlı olarak kanaatlerimiz, düşünce ve değerlendirmelerimiz de değişiyor. Tüm bu değişkenlerle dolu hayatımızda kalıcı olan doğruları ise ancak Kuran' da bulabiliyoruz.
Bunun için verdim o ayetleri. Bir kalp kırdınsa kıldığın namaz, namaz değildir inancı vardır bizlerde. Bugün; Sen yanlışsın ben doğruyum tartışmalarının içinde bulduğumuzda kendimizi asıl gözetmemiz gerekenin öncelikle insan gönlü olması gerektiğini ifade etmeye çalıştım. Fazla detaya girmedim ki yeni bir tartışmaya neden olmuş olmayayım.
Bu nedenle tekrardan teşekkür ediyorum sizlere.
Sevgi ve selamlarımla
teşekkürler
Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi
"Bir kehanet yaz şu benlik kargaşama,
Bir kelâm nakşet ahvâlimi tanımla..."
Oğuzhan
Halim Bey, 21 yaşındayım, siz benden belki büyüksünüzdür.Lise yıllarımdan başlayıp çok hızlı bir şekilde değiştim. Bir sene önceki ben ile şimdiki ben alakasız olabiliyor, özellikle yaşayarak öğrendiklerimden, yediğim darbelerden sonra daha bir anlıyorum önceden anlayamadıklarımı,daha doğrusu fark edemediklerimi.
Huyu itibari ile tez canlı, sıkılgan ve çabuk parlayan biriyim, gençliğimin verdiği tecrübesizlik de buna sebeptir şüphesiz;ama dayanamıyorum çoğu zaman.
Selam ve sevgi ile...
Oğuzhan bey,
Sabır... Herkes aynı yolun yolcusu. Şayet içinizdeki bu engin heyecanı kontrol edebilirseniz daha başarılı olursunuz kanaatindeyim.
Yalnız, burada marifet özrü görmekten ibaret.
Unutmayınız ki bu internet dünyasında kimse birbiriyle helallik isteyemeyecek bir ortamdayız. Ne siz ne de ben ne de bir başkası, kimsenin hakkında kalmayalım.
Halim bey,
Eksik olmayınız.
peki Yusuf Bey
Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi
"Bir kehanet yaz şu benlik kargaşama,
Bir kelâm nakşet ahvâlimi tanımla..."
Oğuzhan
peki Yusuf Bey
Haklısınız Oğuzhan Bey,
Haklısınız Oğuzhan Bey, yaş olarak sizden büyüğüm,
Ama sizin yaşınızda ben, sizin şu an göstermiş olduğunuz olgunluğu ve anlayışı gösterebiliyor değildim. Takdire şayan bir genç olduğunuzu içtenlikle söyleyebilirim.
Yusuf Bey' e de ayrıca teşekkürlerimi sunarım.
Hem anlayışından hem de güzel tavsiyelerinden ötürü;
"Sabır... Herkes aynı yolun yolcusu. Şayet içinizdeki bu engin heyecanı kontrol edebilirseniz daha başarılı olursunuz kanaatindeyim.
Yalnız, burada marifet özrü görmekten ibaret"
Sevgi ve selamlarımla.
olgun olabilmek
Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi
"Bir kehanet yaz şu benlik kargaşama,
Bir kelâm nakşet ahvâlimi tanımla..."
Oğuzhan
teşekkür ederim, Sait Hocam bir konuşmamızda dedi ki, bulunduğun olgunluğa göre davranmamak, hakka, bulunduğun kemâle ihanettir.
biz de inşa Allah olgun olmayı becerebiliriz.
selam ve sevgi ile.