İnsan değerleriyle, insandır. Değer bireysel- kurumsal olarak sahip olunan veya olunması hedeflenen idealleri, alışkanlıkları, davranışları, sözleri ile bütündür. İnsan var oluş- var kılış mücadelesinde sadece bedensel ihtiyaç ve zevklerin tatmini ile yetinemez- yetinmemektedir. İnsan sahip olduğu erdemler hem kendine hem de çevresine değer katar. Sözlükte değer; Bir şeyin tam karşılığı, kıymet, baha, toplumun yargılarına veya kişisel görüşüne göre güzel, iyi, doğru olan, erişilmek istenen, savunulan şey, anlamına gelir. Erdem ve ahlak gibi değer kavramına karşılık olarak gelebilecek bazı kavramlarda bulunmaktadır. Değerler dini, ahlaki, insani ve milli karakterleriyle ortaya çıkar. Bunlar birbirinden bağımsız ayrı süreçler değil tamamlayan- dönüştüren alanlardır.
Birey- toplum- devlet- medeniyet her daim bir değer üretir. Bu değerler onun varlık nedeni olurlar. Değerlerin oluşumundaki ana temel; insanın sahip olduğu Öz, Fıtrat, Ruh veya Vicdan olarak tanımlanan güçtür. Allah’ın insanı yaratırken O’na kattığı bu maya bütün tarihsel süreçlerde yaşamı şekillendirir. İnsan kendini, toplumu, hayatın süre giden dönüşümünü, çevresini, ilişkilerini bu güç üzerinden oluşturmaya çalışır. Bir yandan değer ortaya koyarken bir yandan da var olan değerlerin eleştirisini yapar. Hangi din ve ideolojiden olursa olsun insanlar sürekli kendi iç dünyalarındaki değer kodlarıyla karşılaşmaya, tartışmaya devam eder. Tartışmaların çoğunluğu değer çatışmasından ortaya çıkar. Bireylerin toplum içindeki varlığını ve ilişki biçimlerini belirleyen de yine kendilerinin ortak olan veya henüz üzerinde mutabakat sağlanmayan değerlerden oluşur. Toplum inşa ettiği değerlerin uygulamasını yine kendisi takip eder. Savunduğu değerler dışında hareket eden insanları dışlamaya, korkutmaya ve uyuma zorlamaya çalışır. Devletler ve medeniyetler ise işte bu birey ve toplum vicdanından beslenen, büyütülen, korunan değerlerin kurumsal ifadesi ve taşıyıcısı olurlar.
Değerlerin algısı ve yorumu değişmeden bir gelecek inşa etmek mümkün değildir. Değerler her zaman etki ve çerçeve olarak aynı noktada kalamaz. İlk insandan bu yana İslam Peygamberleri ve fıtratındaki Öz’e bağlı kalan ve kulak veren insanlarca diri tutulmaya çalışılmış, kuşaklar arası aktarımı sağlanmıştır. Peygamberler insanlığı her daim diri ve ayakta tutacak, onurlu, yüksek ahlak düzeyine yükseltecek değerlerin ihya ve yeniden inşacısıdırlar. Hz Muhammed peygamber olmadan önce toplum içerisinde güvenilir, dürüst, söz ve davranışlarında çelişki bulunmayan, çalışkan bir kişi olarak insan fıtratının sesini yüksek sesle ifadelendiriyordu. İnsanlık bu diriliş muştularını her dönemde dillendirememiştir. İslam kültürü ve medeniyetinin kendisini var kılan değerleri her dönemde canlı ve yenilenerek açılımlarla geliştirilememiştir. Değerlerden yoksun olan insan ve yönetimlerin oluşturduğu bozulma ve bunların hâkimiyeti neticesinde insanlığın karanlık dönemleri, aydınlık dönemlerinden fazla olmuştur. İslam’ın insanlığa hatırlattığı değerleri ve bunların yaşanan çağ içerisindeki yeniden inşası ile bireysel- kurumsal düzeyde insanlığın diriltici nefesi olmuştur.
Yaşadığımız çağ ve insanının değerleri algılama ve pratiğe aktarma noktasında çok ciddi bir kriz ile karşı karşıya bulunmaktadır. Modern çağdaki aletsel- teknolojik, sosyal- kültürel, siyasal, ekonomik olarak değişimler yaşanmaktadır. Bu değişimler öncesi ve sonrasında hedeflenen çabalar doğrultusunda oluşmuştur. İnsan yaşadığı an- zamandaki konumunu- bilgisini değerlendirerek tespit ettiği eksiklikleri gidermek, alternatifleri ortaya koymak amacı ile hareket etmiştir. Bu noktada batı düşünce ve medeniyetinin kazanımlarını tümüyle olumsuz bir anlam ve algı ile yaklaşılamaz. Kendini aşma, ihya ve inşa çabasından yoksun bir insanın- devletin- medeniyetin geleceği yoktur. Batı düşünüş ve medeniyeti bazı noktalarda göreceli, bazı noktalarda da derin bir etki yaratmıştır. Bu etki insanlığı derin dönüşümlere götürmüştür. Bu derin dönüşümlerden değerlerde payını almıştır. Bu dönüşümlerin ana merkezinde de değerler bulunmaktaydı. Batı düşünüşü kendi doğduğu medeniyetin değerlerini dönüştürmek adına insanlığın sahip olduğu tüm değerleri çözmeye başlamıştır. Değerler hayattan soyutlanmış bunları ayrı ayrı ele almak istediği için kriz çıkmakta ve çözüm üretememektedir.
Çağımızda İslam Medeniyeti olarak tanımladığımız hinterlandı içinde kalanlar; zamanın ruhunu algılayacak bir idrak, insanlığın yaşayacağı değerleri tesbit ve yaşanılır kılmada ortaya çıkan çelişki ve değerleri yeniden inşa edecek diriltici bir nefesten yoksun oluşu yaşadığımız çıkmazı derinleştirmektedir. Sahip olduğumuzu iddia ettiğimiz değerler bizi ifade etmeye, ilişkilerimizi belirginleştirmeye, varlığımıza anlam katmaya yetmiyor. İnsanlık mirasının bugün Batı üzerinden kendini ifade ettiği zamanda büyük bir “değersizlik” sorunu ile karşı karşıya kalınmış bulunmaktadır. Yenilenmeyen, toplumsal değişim ve etkilerini hesaba katmayan, iktidar gücünü her türlü değerden üstün tutarak değer yitimini sağlayan sürecin karşısındayız. Aklın kutsallaştırıldığı, her türlü arzu ve isteğin karşılanmasını mutluluğun temel şartı sayan ve sahip olduğu gücü yaymak- hâkim kılmak için öfkesini kusan bunun maliyetini hiç düşünmeden haklılığını savunan bir zamanın çocuklarıyız.
Büyük bir değer medeniyeti oluşturan mirasın varisleri olarak, bu mirası ifade edecek çabalardan yoksun bulunulmaktadır. Zamanın eritemediği büyük değer inşacılarının yaptığı tarihin mirasından harcamaya devam edilmektedir. Hangi kişi- medeniyet olursa olsun iddialarından çok pratikte ortaya koyduğu değerlerin önemi vardır. Bu değerler ile varlık anlam bulmakta, hayat yön- şekil kazanmaktadır. Yeni Değer Medeniyeti yaratmak için var olan değerlerin tanımlanması, yeniden inşa etme sürecinin sürdürülmesi zorunludur.
Eğitim- öğretim değerlerin işlevini ortaya koyan, şekillendiren ve sürdüren ana araçlardan biridir. Değerlerin kişi benliğinde, aile hayatında, iş dünyasında, toplumsal ilişkilerde etkisini belirleyici kılması için ciddi bir eğitim süreciyle desteklenmesi gerekmektedir. Bu eğitim sürecini kim yaparsa yapsın değerlerin ait olduğu kültürden, coğrafyadan, tarihten, dinden koparılarak anlatılamaz- yorumlanamaz. Sınırların kalktığı çağı kuşatacak bir değer birikimi gerekmektedir. Hangi birey- medeniyet olursa olsun etkisini öncelikle değer alışverişi üzerinden yapmaktadır. Üretilen malda, pazarlanan kültürde, gösteriye dönüşen her türlü objede bir değer vardır. Dolayısıyla değer üretimi ve teklifi olmayan bir yapıda olunamaz. Bu sayfalarda yeni bir değer medeniyetinin inşasını düşünenlerle paylaşacağımız birikimler olacaktır. Bu birikimlerin tartışarak, eleştirerek ve öneri getirerek gelişeceğini umud etmekteyiz.