SAHİLDEKİ CESET(-1-)

Kategoriler:

Bir kuşluk vaktinde körfeze uzanan bakışlarım, olağan üstü bir harekete dikkat kesilmişti. Havada keyifsiz martıların çığlıkları kulaklarıma değerken, baktığım o noktaya ilgim artmıştı. Sonbaharın ılık esintisine güvenmeyip, üzerime beyaz el örgüsü tiftik kazağımı giyindim. Terası acele terk ettim.

Sahile uzanan ayaklarım tedirgindi. Yüz elli adımda kumsala vardığımda martıların sayısını saymak ne kelime! Kumsalda gördüğüm nesneye üşüşüyorlardı. Her biri yerdeki nesneye konup bir gaga darbesi ve sonra tekrar havalanıyordu. Çığlıkları kulaklarımı ayaza çalarken, ilgi odağım olan nesneye yaklaştım. Ve olduğum yerde dona kaldım!..

Gördüğüm bir insan cesediydi! Sahile vurmuş ve deniz suyuyla şişmiş vücudu tanınmayacak bir haldeydi. Kumların üzerinde boylu boyunca yüzü koyun öylece hareketsiz yatmaktaydı...

Dalgaların kendine has o periyodik hareketleri, kumları yalamaktaydı. Deniz bakır rengine çalmıştı. Yüzeyi bir halı gibi dalgalanmaktaydı. Suyun üzeri kahverengi çürümüş yosunlarla örtülüydü...

Bakışlarım kısa bir anda doğayı analiz ederken ufka uzandı. Pusluydu ufuk. Yoğun su buharı ufku gölgelemiş ve körfezi boylu boyunca sarmıştı. ufuk belirgin değildi...
Martılar, yaklaştığımı fark edince havalandılar. Daha sonra cansız bedenin az ilerisine konup beklemeye başladılar. Gördüğüm manzara beni dehşete düşürmüştü! Önce ne yapacağımı kestiremedim. Çevreyi kolaçan eden gözlerim bir insan aradı. Ama yoktu!
Midemden boğazıma doğru yükselen asitle yüzümü buruşturdum. Adrenaline bağlı mide asidimde yükselmişti. İçimden kendime kızıp durdum. “ Keşke cep telefonumu yanıma alsaydım. En azından eşimi uyandırır buraya gelmesini isterdim. Bir türlü alışamadım şu telefona…”

Az ötedeki martılar yürüyerek cesede yaklaşmaya çalışıyorlardı. Kumların arasından gözüme kestirdiğim birkaç çakıl taşını alıp onlara doğru fırlattım. Havalandılar İda’nın doğusundan yükselen güneşe doğru…

İşte o anda dikkatime çeken bir şey oldu! Yerde boylu boyunca uzanan bu şiş ceset bir kadına aitti. Saçları siyah ve kısa kesilmişti. Kırmızı beyaz bir tişört ve mavi kot pantolonuyla onu bir erkekten ayırt etmek oldukça zordu. Ayakları çıplaktı. Bu nahoş görüntüyü belleğime kaydederken bir anda aklıma, “ 155 polis imdat” düştü.

Sahile yüz metre yakın polis noktasını nasıl düşünmemiştim? Hemen kararımı verdim. O noktaya ulaşmalı ve tanık olduğum bu anı onlara söylemeliydim. Ayaklarım kumlara bata çıka zorlanırken, kumların ayakkabımdan içeri dolmasını engelleyememiştim. Sonunda ,çay bahçelerine nefes nefese varmıştım…

Akşam gün batımı sonrası tek boş sandalye bile bulamadığımız çay bahçeleri sessizliğe bürünmüştü. Kare masaların üstüne, dörder dörder sandalye kapanmış çay bahçelerini koşar adımla geçtim. Heykeltıraş öğrencilerinin büyük bir ustalıkla yaptıkları ayılı havuza gelmiştim. Emek sokağına vardığımda, duraksadım! Aklıma üşüşen soru ile orada bulunan tahta banka oturdum. Okaliptüs ağaçlarının sıralandığı sahil boyu kordona takıldı bakışlarım. İlk soru düşüncem şu olmuştu.

“Ben bu saatte tanığı olduğum, o cesedi gördüğümü, polislere nasıl anlatacaktım?”
İkinci sorum ise;

“Ya bu bulduğum cesetle beni ilişik tutarlarsa? Öyle ya, her bir faili meçhul cinayetin veya ölümün ardında birini sorumlu tutarlar. Yazıp çizerler. Tutanaklarda adın vardır.”
Daha sonra şu karara vardım:

“Yok, ben bir şey görmedim, duymadım, doğruca eve gidiyorum. Nasıl olsa az sonra gün aydınlıkla buluşacak. Onu benim dışımda başka görenlerde olacaktır.”

Bu son düşüncem adımlarımı hızla geldiğim gibi eve koşturan kararım olmuştu. Dudaklarımda iyodun tadı yerine keyifsiz bir anının tadı vardı.

Eve vardığımda, eşim ve çocuklarım mışıl mışıl uyumaktaydılar. Çayı ocağa koyduğumda, aklıma eşlik eden kaygılardan kurtulamadım.
“ Acaba, doğru mu yaptım?”
“ Kimdi o kadın? “
“ Onu bekleyen bir ailesi var mıydı?”
“ Neden korktum? Aslında cesur ve kendimi savunma konusunda hiç acze düşmeyen ben neden susmayı tercih etmiştim?”

Kendime sorduğum bu soruların yanıtına uzandı belleğim…
Tam on beş yıl öncesine…

Emine Pişiren/Akçay/2008

( Devam edecek-)