SAHİLDEKİ CESET(-2-)
- EMİNE _PİŞİREN yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 54 kez okundu
- rastgele...
Bir ağustos sıcağında Üsküdar’da kurulan semt pazarını dolaşmak için Kapı ağzındaki evimden çıkmıştım. Güneş tepemdeydi sanki. Cuma pazarını bir şey almadan dolaşıp durmuştum. Zaman zaman kumaşlara dokunan parmaklarım oldu tabi ki, ama alma duygularıma engel olmak zor olmadı. Kira verilecek, çocuğun okul masrafları ve diğer borçlarımız aklıma gelince Cuma pazarından erken ayrılmıştım. Biraz sahile doğru adımlarımı hızlandırdım.
Salacağa doğru uzandı bakışlarım. Yıllar önce bir hayli tatlı anılara tanık olan çay bahçesine on dakikada varmıştım. Tahta sandalyeye oturduğumda alışkanlık işte çantamda ki, sigaram ve çakmağım çay gelmeden önce masada hazırdı.
Kız kulesi tam karşımda nazlı gelin gibi suyun üzerinde durmaktaydı. Her seferinde kayıkla oraya gitme arzusu içimde beslenir, dururdu. Garson yanıma yaklaşıp, “ bir şey alır mıydınız efendim?” dediğinde sıçradım! Dalmıştım çünkü.
“ Evet, bir çay lütfen!”
Uzaklaşan garsonu takip etti bir süre gözlerim. Daha sonra altında beni gölgeleyen koca çınara takıldılar.
Koca çınar!..Kim bilir, kaç aşka, kaç tartışmaya, kaç ayrılığa, kaç sohbete, kaç müjdeli haberlere tanıksın sen! Bunları düşünürken duygular gözlerimi seğirmeye başlamıştı. Dalgalı deniz gibi bulandı görüş alanım.
İlk sevdaya tanık olduğum o anı anımsamak yüreğe az hüzün katık etmişti, işte…” Birçok tavus kuşu kuyruklarını saklarmış buna da gururum dermiş!” Ya işte o misal bu misal, yıllar önce bu koca çınar ağacının altında bir birine dokunan eller geldi aklıma…” Off, ki ne off!”
Garson çayımı getirdiğinde, sigaramı yakmıştım. Aslında çok zararlıdır çay ve sigara bildiğim halde omuz silktim. “ Amann, sende.! Atın ölümü arpadan olsun!”
Gemiler mavi patiska gibi uzanan Marmara’ya doğru yol alırken gözlerim ardından yolculuktaydı. Düşüncemi sıfıra indiriyordu bu gemi takipleri. Bir saati aşkın kıyıda balık tutanları da izledikten sonra kalktım asırlık çınarın altından. Hesabı ödeyip çıktım Salacak çay bahçesinden.
Pazarda yorulan ayaklarım dinlenmişti. Canım yürümek istedi. Paşa kapısına vardığımda o beyaz pembe boyalı eve ister istemez çevirdim bakışlarımı. “Evlenmiştir belki de…Kızı olmuştur, belki de oğlu…Mutlu mudur acaba? Evlenirsem bir öğretmenle evlenirim derdi. Belki de, muradına ermiştir. Kim bilir!..”
Bunları düşünürken ikinci katın penceresinde bir hareket olmuştu. Ardından perde açılır gibi oldu ki, başımı hemen çevirip, adımlarımı hızlandırdım. Öyle ya, artık evli bir kadındım. Bunları düşünmenin alemi neydi şimdi? Bir sinek kovar gibi başımı sağa sola salladım.
Düşünceler işte, mani olunamıyor. Anılar biraz buruklaşınca, bu daha bir imkansız olmakta…Mezarlığa yaklaşmıştım. Kestirmeden diğer yola varıp, evimize ulaşabilirdim. Bunu düşünür düşünmez daldım gökyüzüne doğru uzanan servilerin gölgelediği o çıplak beyaz hüzün mermerlerinin sıra sıra olan sokaklarına.
Hem yürüyor hem de, dudaklarım Fatihaları okurken kımıldamaktaydı. Her duam nedense yarım kesiliyordu. Aklıma gelenlere engel olamıyordum yine. Bu sefer bir fıkra gelmişti.
“ Adamın biri, akşam üzeri iş çıkışı eve kestirmeden gideyim diye düşünmüş. Tabi mezarlığı tercih etmiş benim gibi. Yolu tam yarılamış ki, bir adam! Başında şapka üstünde pardösü var. Mermere bir şeyler karalamakta. Tam yanından geçerken, “ iyi akşamlar efendim, kolay gelsin, hayırdır, ne yapıyorsunuz akşam, akşam böyle?” diye de sormuş. Adam, başını çevirmeden yanıtlamış onu.” Ölüm tarihimi yanlış yazmışlar da, onu düzeltiyorum!”
Annee, aklıma gelince ürperdim! Adımlarımı öyle hızlandırdım ki, soluğum kesildi adeta. Kendimi korkutmuştum. İşte tam bu sırada biri omzuma dokundu. Bastım çığlığı!
Ardıma bakmadan koşamaya başladım. Biri mezardan kalkıp bana dokundu diye. Mezarlığın çıkışına 3 metre kalmıştı ki, duyduğum ses beni olduğum yerde, “zınk” diye durmamı sağladı.
“ Kızım bu kadar korkmana sebep neydi?”
Bu tanıdık bir sesti. Anında dönüp sesin sahibine baktım. Annemin iş yerindeki arkadaşıydı. Şaziye ablanın ta kendisiydi.
“Korkumdan az kalsın küçük dilimi yutturacaktın. Aman, sende ablacığım! “ diye ona doğru koşturdum.
Sımsıcacık bir sevgiyle bir birimize sarıldık. Onu beş senedir görmemiştim. Fiziği aynıydı, kilosunun dışında bir değişikliği yoktu.
“ Canım ablacığım, seni zayıflamış gördüm. Ama iyisin maşallah!”
“Evet, zayıfladım. Benim yerimde sen olsaydın, sende zayıflardın. Neyse bırakalım beni…Sen nasılsın? Seni iyi gördüm kızım. Evlilik nasıl gidiyor, çocuğun nasıl, iyi mi?”
Merak işte. Üstüne gitmeden öğrenemezdim.
“ Ben iyiyim ablacığım. Her şey iyi gidiyor. Kızım var biliyorsun. Oda iyi. Evlilik iş gibi. Düzenli olursan, derli toplu yani o zaman iyi gidiyor…Şikayetim yok. Sen söyle sen neden böyle zayıfladın? Hastalık falan mı?”
Önce yüzünü buruşturdu. Sonra burnunu içine çekti. Duygulanmıştı. Hani dokunsan ağlayacak gibiydi. Koluna girdim. Bulunduğumuz yerden uzaklaşıp, az ileride geniş bir mezarın beyaz mermerine oturduk. Suskun kaldık birkaç dakika. Ve titreyen sesiyle konuşmaya başladı.
“ Biliyorsun biz aslen İzmit’te doğduk büyüdük ve bazı hısım akrabalarımız hala orada.”
Başımı hafif öne doğru sallayıp, onayladım onu. İki elimle de ellerini tutuyordum.
“ Neyse, bir hafta sonu Haydarpaşa Garında İzmit’e gidecek olan treni bekliyordum. Biletçi yarım saat sonra geleceğini söyleyince ben sahilde bekleyeyim dedim. Hani banklar var ya deniz kenarında. İşte orada ki banklara oturdum denizi seyre daldım. Bir de ne göreyim! Görmez olaydım keşke! O an orada olmaz olaydım keşke!”
Birden ağlamaya başladı. Hıçkırıkları içimi acıttı. Çantamdan sigara ve mendil çıkarttım. Mendili ona uzatıp bir sigara yakıp dudaklarının arasına sıkıştırdım. Sonra da, kendime bir tane yaktım. O hala iç çekiyordu. Gözyaşları iplik iplik yanağından süzülüp, çenesinden aşağıya bağlanıp, atından damlamaktaydı dizlerine.
Merakım artmıştı. Deniz kenarında ne görmüştü? Şaziye ablayı bu kadar üzen şey ne olabilirdi? Gözaltları çukura kaçmış, benzi sararmıştı. Siyah dalgalı saçları aklara karışmıştı. Elimle sırtını sıvazladım. Usulca sordum.
“ Şaziye ablacığım, orada ne gördün? Seni böylesi üzen şey ne?”
Emine Pişiren- Akçay/2008
(-Devam edecek-)








Son yorumlar
1 saat 33 dakika önce
9 saat 27 dakika önce
9 saat 38 dakika önce
9 saat 53 dakika önce
9 saat 54 dakika önce
10 saat 30 dakika önce
1 gün 5 saat önce
1 gün 21 saat önce
2 gün 3 saat önce
2 gün 4 saat önce
2 gün 5 saat önce
2 gün 6 saat önce
2 gün 14 saat önce
2 gün 18 saat önce
3 gün 7 saat önce