dinlemek
LAİKLİK DEDİĞİMİZ, "DEİZM" OLMASIN? // Alev Alatlı
İyinur Ergün 6 Haziran, 2008 - 08:46- İyinur Ergün yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 328 kez okundu
Bir sıfat olarak kullandığımız "laik," bundan türettiğimiz isim olan "laiklik" kelimelerinin Türkiye'nin başına tam bir çorap ördüğünü düşünmeden edemiyorum! "Metropol mit"i derler, insanların topluca yaşadıkları yerlerde hızla yayılan asılsız korku hikâyeleri vardır.
Ne gibi? Meselâ, Kazlıçeşme tabakhanelerinin kaldırılması halinde şehri dev sıçanların saracağı gibi. "Laiklik"e ilişkin söylemler de bunlara döndü. Türkçe'yi kurda kuşa salar mıyız? Oh, olsun bize! Şu kavgaların başından beri meselenin adını Türkçe koysaydık, kavganın ortasında durup kendi halimize kendimiz gülerdik!
Yıllardır, birbirimizin lâfından anlamayan, "afazik"(1) bir toplum olduğumuza dikkat çekmeye çalışırım; şimdi de Türk yazınını okuyan yabancıların bu kavgalarımızdan ne anladıklarını merak eder oldum. Öyle ya, adamlar halimize bakıp, ona göre kendi politikalarını düzenleyecekler! Ve tabii beceremeyecekler, çünkü "laik" ve "laiklik" kelimeleri bizde Frenk armudu gibidir, kimi tatlısına malzeme yapar, kimi limonlu salatasına! Bu durumda, kiminle ittifak yapacaksınız, kimi karşınıza alacaksınız, ne bileceksiniz?
ŞEHRİN ŞEHRAYİNLERİ
Bilal Can 21 Ocak, 2008 - 09:30- Bilal Can yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 428 kez okundu
Kan gürültüsünden uyandı şehir
her damla kana bir can daha verdi şehir.
Ne de çok kızgınsın. Ne de ürkek. Sanırım gözlerinin çapaklanması, rüzgara baktığındandır. Yoksa diğergâmlığın hali öyle ağlatmaz adamı.
Sabahsın. Hem de bir tarafı denize konmuş olan. İlk duam kadar, dilime plesenk olmuş harflerinin kırılgan sesleriyle.
Yağmur, harp düzeneğinde, bombalarken saçlarımı, yoktun, oysa-ki sarılabilirdin peşine düştüğüm uykunun.
Sabah olur, gece bulanır, kan uykusuna yatan gözler şehir arar, oysa serçelerin didiklediği karanlıktır yuvaları.
"YENİ GELİNLERDEN DE ESKİSİNE / HERKESİN İÇİNDE BİR SEVGİLİ YAŞIYOR"
Meryem Rabia Ta... 31 Aralık, 2007 - 09:00- Meryem Rabia Taşbilek yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 445 kez okundu
Sitem/saygı duruşu
Sen böyle güzelken bana söz düşmez.
Bakma, şiirler yazdığıma.
Senden korkuyorum budur güvencem.
Vardı şimdi yok, o gençken…
Bir şaşkınlığım ben ademden kalma
Demiştim ama;
Ateş olsa ısıtamaz kendini
Dünya…
DELİ FATMANIN BİLMECELERİ / Anlamlı Hatalar
Meryem Rabia Ta... 14 Aralık, 2007 - 12:01- Meryem Rabia Taşbilek yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 601 kez okundu
Gecenin içinden geçiyorum zifiri saatlerde…
Trt’yi dinliyorum…
Bir ses dip gürültüsünden bahsediyor ve hemen ilgimi çekiyor…
İçimde kelimeler saklandıkları yerlerden başlarını uzatıp çıkıyorlar.
Mırıldanıyorum;
Sade dip gürültüsüyle yaşıyoruz…
Yeni sesler, yeni ritimler örtmeliyiz hayatın pervasız yüzüne…
Ya da öyle baskın seslere yol veriyoruz ki,
İçimizi dolduran dip gürültüsünü susturuyoruz…
Güzel şeylerden bahsediyor adı Demirhan Baylan olan…
Notaları konuşturuyor ve bir bakıma bam tellerine akort yapıyor kimi insanların…
Sınırlı notlarla sınırsızı zorlarken sahip olduğu dünyasında,
Ses mühendisliğini aşkın bir şey yaptığının o da farkında…
MÜZİK ÜZERİNE
sami yaylalı 5 Ocak, 2007 - 09:07- sami yaylalı yazıları
- 20 yorum
- devamı...
- 3096 kez okundu
Bugün kendime niçin şarkı dinliyorum diye sordum? Cevaplarımın içinde sözlerini beğendiğim için, seslendirenlerini sevdiğim için, herkes sevdiği için, farklı şeyler yaşattığı için, maziyi hatırlattığı için ve benzerleri vardı. Ama asıl cevap melodilerin bana ilham vermesiydi.
Müzik ruhun gıdasıdır diye ramazanda müzik dinlemediğim zamanlar oldu; ama o günlerde hiçbir şey de üretemedim yani. Ne yapmalıydı. Müzik nasıl dinlenmeliydi hangi zamanlarda dinlemeliydi gibi sorular aklıma gelmeye başladı. Biraz müziksiz kaldım. Ruhum aç kaldı. Yazamadım çizemedim yapamadım edemedim. O zaman müziksiz kalmamalıydı. Ama hangi müzikler dinlenmeliydi. İnsan anlamadığı müzikle ne üretebilirdi ki?
FREDERIC FRANCOIS CHOPIN
Bünyamin Ergün 6 Aralık, 2006 - 09:03- Bünyamin Ergün yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 2005 kez okundu
(Doğumu 1810 - Ölümü 1849)
Günün gündüzle geceye bölünmesi gibi Chopin'in hayatı da ikiye bölünmüştür. Annesi Polonyalı, babası Fransız'dı. Kırk yıla yakın süren ömrünün yarısı Polonya'da ikinci yarısı Fransa'da geçti. Yirmi yaşına kadar canlı hareketli bir çocuktu, Fransa'ya gittikten sonra durgun, küskün ve hastalıklı bir insan oldu. Kişiliği de ikiye bölünmüştü. Bir halk çocuğuydu ama kibar çevrelerde oraya aitmiş gibi davranmak için kendini zorlardı. Duyguluydu, sıkılganlığından dolayı acılarını belli etmemeye çalıştı ve bu nedenle büyük acılar çekti. İç dünyasını sadece piyanosu ve besteleriyle ortaya çıkarıyordu. Bir müzik tarihçisinin dediği gibi o piyanoca konuşuyordu. Duyguları derindi, ateşi yangın değil, bir kor parçasıydı. Bütün sanatını, yaratıcılığını piyanonun üzerinde toplamıştı. Chopin bir hasret bestecisiydi. Memleketindeyken müziğini dünyaya duyuracağı günlerin özlemiyle başka ülkelerin hasretini çekerdi. Bir akşam saatinde memleketinden ayrılmak zorunda kaldı, kısacık yaşamı boyunca memleket hasreti ile yanıp tutuştu.
PETER TSCHAIKOVSKY
Bünyamin Ergün 30 Kasım, 2006 - 09:01- Bünyamin Ergün yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 1928 kez okundu
(Doğumu 1840 - Ölümü 1893)
18. ve 19. yüzyıllar boyunca Doğu Avrupa Rusya’sında, müzikteki yenileme eğilimleri Batı Avrupa’yı taklit etmeye başlamıştır. Kökü Çar Büyük Petro ve Çariçe II. Katerina zamanında başlayarak güzel sanat dallarındaki ilerleme, sanat ve sanatçılara verilen büyük değerle noktalanmış, müziğe ve müzisyene gereksinim duyularak, ön planda müziğin gelişmesine büyük ölçüde olanak sağlanmıştır. 18. yüzyılın yarısında, uygar ve saygıdeğer bir vatandaş ve ailesi, bugünkü Birleşik Rusya’da Tataristan bölgesinin başkenti Kazak’ın yakınındaki Wotkinsk ilinde yerleşmişti. Oğulları İljitsch Tschaikovsky, (İlyiç Çaykovski) öğrenimini bu ilde tamamlamış ve maden mühendisi çıktıktan sonra Petersburg Teknoloji Enstitüsüne müdür olarak atanmıştı. Daha önce tanıştığı Fransız asıllı Larina adındaki müzikden anlayan bir kızla 1836 yılında evlenmiş ve bu mutlu evliliklerinden dört yıl sonra oğulları PETER TSCHAİKOVSKY, 7 Mayıs 1840’ta gözlerini dünyaya açmıştır.
GENÇLİK ALTKÜLTÜRÜNÜN TİCARİLEŞMESİ // RAP MÜZİĞİ
Bünyamin Ergün 27 Kasım, 2006 - 09:07- Bünyamin Ergün yazıları
- 2 yorum
- devamı...
- 5111 kez okundu
Rap müziği, kafiyeleri ve synthesizer cıstaklarıyla şehrin iç mahallelerinden[1] çıkıp, popüler kültürün kucağına düştü. Reklamcılar, rap'in doğduğu altkültürü tam olarak tanımadıkları halde, ürünlerini satmak için rap'ten yararlanabileceklerini fark ettiler. Pepsi Cola, Coca Cola ve British Knights şirketleri ürünlerinin tanıtımı için ünlü rap'çilerle anlaştı. Pek az rap'çi, bu düzeyde bir ticari başarıdan yarar sağlarken, çoğu, kendilerinin uygun karşılığı alamayacağını düşünüyordu. Tony Van Der Meer "The Rap Attack" (Rap Atağı)'nın giriş bölümünde problemi, rap müziğinin ticarileşmesiyle açıklar: "Bir topluluğun, belirli biçim ve anlamlarına saygı gösterdiği sürece başka bir topluluğun kültürel formlarını öğrenmesinde bir terslik yoktur. Terslik, egemen bir topluluğun, ezilen toplulukların kültürel formlarını almasında, onları yaşamsallığından ve biçiminden, yaratıcılarının mirasından ayırmasında ve popülerize etmesindedir. Sonuç, gerçekmiş gibi görünen beyazlatılmış pepsi kültürüdür.
JOHANN SEBASTIAN BACH
Bünyamin Ergün 3 Kasım, 2006 - 12:24- Bünyamin Ergün yazıları
- 2 yorum
- devamı...
- 10540 kez okundu
(Doğumu 1685 - Ölümü 1750)
Bach ailesinin fertlerinin damarlarında sanki kan değil de müzik dolaşıyordu. Bach'ların ilki flüt çalan bir değirmenciydi. Onun değirmeninde öğüttüğü ürünün kalitesi hakkında hiçbir bilgimiz olmadığı gibi müziği hakkında da bir fikrimiz yok. Johann Sebestian da ondan söz açarken şöyle demişti : "Her halde müziğinin temposunu, değirmenin kanatlarının rüzgarla dönüşüne uydurmaya çalışıyordu."
Müzik dünyasında Bach hanedanının fertleri arasında ondördü Jena, Anstadt, Ohrduf, Magdeburg, Mülhausen, Weimar ve Lahm'da org çalarak hayatlarını kazanmışlardı. Onikisi korolarda şarkı söyleyerek, ya da koro şefliği yaparak geçiniyordu. Biri Andstadt'ta Kont Ludwig Gunther'in aylıklı saray müzikçisiydi. Öteki Eisenach'da Saxe Dükünün sarayında müzikçiydi. Bir başkası Meiningen'de Dükün müzikçisi olmuştu. Dördüncüsü Hohenlohe Kontunun yanında çalışıyordu. Biri de Weimar Dükünün Kilise Koro şefiydi. Bach ailesinin en aşağı on üyesi koro eserleri, prelütler,şarkılar, ilahiler, süitler, fügler ve konçertolar besteleyerek müzik tarihlerinde kendilerinden söz ettirmişlerdi. İkisi ünlü birer obua'cıydı, üçü güzel viyola çalıyordu, ikisi de birer keman ustasıydı. Birkaç nesil boyunca, Almanya'nın bir çok bölgelerindeki ünlü müzikçilerin Bach soyadını taşıdıkları bilinmektedir.
İLHAN İREM VE "Cennet İlahileri"
İyinur Ergün 15 Haziran, 2006 - 16:13- İyinur Ergün yazıları
- 4 yorum
- devamı...
- 13979 kez okundu
İki haftadır, bıkmadan usanmadan dinlediğim tek bir albüm var : “Cennet İlahileri”.
Albümü ne yazık ki gazete ropörtajıyla tanıma fırsatı buldum. Lisedeyken özellikle, defalarca dinlediğim ‘Koridor” ve “İlhan- Aşk” albümlerinden sonra bu değerli insanın hâlâ bir yerlerde nefesleniyor olduğunu bilmek son derece sevindirdi beni. Nefeslenmekle kalmayıp bizlere nefes dahi veren İrem, Cennet İlahileri’nde bizlere bunu ziyadesiyle yaşatıyor. Albümü dinler dinlemez ney sesinin rüzgârına veriyor insan kendini. Bir müddet sonra da o ılık ve gizemli alemde kendinizden geçiyorsunuz.
Yıllardır, medyadan ve rutinin keşmekeşinden uzakta ruhunu zenginleştiren İlhan İrem 5 yıl gibi uzunca bir aradan sonra dinleyicilerine şiirsel ve mistik esintilerle dolu bir albüm hazırlamış. Bu durum İlhan İrem tanıyanlar için hakikaten bir devrim özelliği taşımakta.








Son yorumlar
1 saat 22 dakika önce
5 saat 24 dakika önce
5 saat 52 dakika önce
6 saat 21 dakika önce
18 saat 20 dakika önce
1 gün 17 saat önce
3 gün 7 saat önce
4 gün 20 saat önce
4 gün 20 saat önce
5 gün 2 saat önce
5 gün 11 saat önce
5 gün 19 saat önce
5 gün 19 saat önce
5 gün 20 saat önce
5 gün 22 saat önce