din ve öğreti

AĞLATMAYIN ÖRTÜMÜ


Nur suresi 31'ci Ayeti kerime meali;

Mü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz."

Mükerrem olarak yaratılan insanoğlunun kerameti etle kemik külçesinden ibaret olan cismiyle değildir.Onun ,diğer varlıklara karşı yücelik ve üstünlüğü ruhen yükselmek ve edebiyle kemale ermekle olacaktır.Ahlakı yıkılmış bir milletin hiç bir şeyi sağlam kalamaz.Bu inkarı olmayan bir hakikattir.Edeb aklın dışından,huzur ise içinden görünüşüdür.içimizi düzeltip dışımızı bozmak ve ya dışımızı düzeltirken içimizi bozmak.Biri birinden ayrılırsa yıkım olur.Bu yıkıma ve değişime bu gün artık dayanamayıp feryad ediyor gönül.

İÇİMİZDEKİ '' BEN ''


İnsan fiilinin faili yani "unutan" demektir. Eninde sonunda Rabbine döneceği haberi verilen ancak buna rağmen eline geçirdiği dünyaya dair kazanımları nedeniyle kendini yeterli gören ve ölçü tanımaz bir şekilde azan insan... Aslında kendini yeterli görmesini sağlayan her şey dünyadaki rahat yaşamının bitmeyeceğini söyleyen şeytanın vesveselerinden başka bir şey değildir. Bunun ise kardeşlerimiz ile ötekiler arasındaki yanlış tercihlerimiz noktasında iyi bir hesap olmadığı açıktır. Kendimizi rahat hissetmemizi sağlayacak olan ve bu sebeple kendimiz için yeterli gördüğümüz dünya geçimliğine dair kazançlar ya da bulunduğumuz konum bizleri hiçbir zaman kardeşlerimizden uzaklaştırmamalıdır. Çünkü kardeşlerimizle asıl ve ebedi olan ikametgâhımızda tekrar ve üstelik Rabbimizin huzurunda karşılaşacağız.

Öyle ki yanımızda bizleri kardeşlerimizden uzaklaştıran hiçbir ayartıcı da olmayacak. Elinde olanı vermeye yanaşmamak Rabbimize döneceğimiz bilgisini unuttuğumuz manasına gelir. Kendi kendine yeterli olduğunu düşünen, böylelikle azgınlaşan kimselerin Rahmani ikazlara vereceği cevap elbette ki futursuzca olacaktır. Çünkü Rahmanın uyarılarına boyun eğmeyen kişinin tek azığı bu dünyada kendisini rahat hissetmesini sağlayacak geçimliğidir. Henüz başkalarını düşünme anlayışı gelişmemiş bu insanlardan geçimliklerini alsanız ondan geriye hiçbir şey kalmayacaktır.

AHİRET BİLİNCİ


1 YER, o [son] müthiş sarsıntı ile sarsıldığında,

2 ve yeryüzü ağırlıklarını1 attı[ğında],

3 ve insan: “Ona ne oluyor?” diye bağırdı[ğında],

4 o Gün yer, bütün haberlerini ortaya dökecek, 5 Rabbinin vahyettiği şekilde.

6 O Gün bütün insanlar, [geçmiş] fiillerini görmek üzere biri öbüründen ayrılmış olarak ortaya çıkacaklar.

7 Ve kim zerre kadar iyilik yapmışsa, onu(n karşılığını) görecek,

8 kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu(n karşılığını) görecektir. (Zilzal Suresi)

Surede, hiç de hafife alınmayacak dehşetli bir günün haberi verilmekte. Üstelik henüz bu dünyadayız ve bu sonla yüz yüze gelmekten kurtulabiliriz. Nasıl olsa hepimizin yanacağı bilgisiyle ateşi hafife almak, ebedi hayattan geriye dönerek yanlışlarımızı düzeltme şansımız olmayacağı için acı pişmanlıklara sebebiyet verebilir. Şunu bilmeliyiz ki ölümünden önce kim ne yapmışsa onun karşılığını görecek. Kur’an, nasıl bir hayatı yaşarsak yaşayalım Allah’ın öteki dünyada günahlarımızı affedeceği tezini çürütüyor. Rabbimiz ölümümüzden sonraki ilk karşılaşma anından bahsederken En’am suresinde bizlerin nasıl bir istekte bulunacağını ve kendisinin de bizlere nasıl bir cevap vereceğini kitabında bildiriyor.

ALLAH’I BİLMEK/MARİFETULLAH


Bebekken bize söylenen ninnilerin yanında “Allah bir” cümlesi duyulur kulaklarımızda. Henüz bu cümlenin manasını idrak edemesekte Allah’ın bir olduğu telkiniyle dolar içimiz.Biz söyleyemesekte genelde annelerimiz ya oynatırken ya uyuturken Allah bir Allah bir nidalarını zikrederler.Bize tekerleme gibi gelir biz de söylemeye çalışırız.Biz söyleyince de ailenin tümü nasılda sevinirdi. Artık bebeklikten çıkıp çocuk kavramıyla yoğurulup konuşmaya başlayınca daha bir tekrarlar oluruz Allah lafzını.Bebekleri uyutmak için en iyi ninnilerimizdendir: "Hu Allah Hu Allah güzel çocuğumun uykusunu ver Allah."Ne güzel günlerdi dimi o günler.Ta o zamanlardan başlar marifetullah.

Muhafazakar ailenin çocuğuysak ne mutlu bize ki evde ara sıra da olsa Allah sedalarını işitebiliriz ya televizyondan ya da müzik çalardan gelen ilahilerden. Babamız namaz kılıyor ve camiye gidiyorsa ki bizi de yanında götürüyorsa camide duyarız Allahu ekber Allahu ekber diye başlayan kametleri. Özel gün ve gecelerde de duyarız Kur’an tilavetlerinden Allah’ı ve ayetlerini.Yani aslında bir şekilde duyarız,dinleriz,söyleriz ama ANLAYABİLİR MİYİZ ? diye düşünmeye başlamıştım.İçime bir kor düşmüştü babamın vefatıyla.

ÜCRETİMİZ ALLAH'TAN

Kategoriler:

Peygamberler (as) göklerin öğrencisi, yeryüzününde öğretmenleriymiş. Ne kadar harika bir tesbit. Vallahi yeminle tasdik edilecek bir tesbit bu. Yüce' den alıyorlar, cücelere yaşayarak aktarıyorlar. Efendilerimiz, selam istisnasız hepsine olsun.(saffat 181) Onlar insanlığın başöğretmenleridir. Öğretmenler hem de öyle öğretmenler ki önce kendileri yaşıyor, sonra mesajı taşıyorlar. Yani içinde mürebbilik (terbiyecilik), muallimlik (öğreticilik), müderrislik (okutmanlık), müzekkilik (temizleyicilik), rehberlik (yol göstericilik) gibi dinamik ve insanı ayağa diken, insana insaniyetini, varoluş gayesini öğreten, muazzam formüller sunan bir öğretmenlik. Tüm peygamberlerin bir olan Allah' a çağırdıkları sadece tevhidi gündem ettikleri bilinen bir husus. Çağrıları ortak : “Ey kavmim Allah' a kulluk edin sizin O' ndan başka ilahınız yoktur.”(A'raf 59,65,73,85)Ancak Tevhidi hareketin bir yöntem olarak uygulanması sırasında Peygamberlik misyonunda öne çıkan iki husus var.

KURBAN OLANLAR VE OLAMAYANLAR

Kategoriler:

Hacc( 22) 34 Biz, her ümmete -(kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızk olarak verdiklerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar diye- kurban kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, İlâhınız, bir tek İlah'tır. Öyle ise, O'na teslim olun. (Ey Muhammed!) O ihlâslı ve mütevazı insanları müjdele!

Kalplerinde Allah sevgisi ve sevgisini kaybetme korkusu taşıyan samimi kullara Allahın vadi öyle güzel öyle hoş ki... Maşukuna hakkıyla yönelmiş âşık hafif bir kalp ile onun nurlu yolunda ilerlerken, kalbini riyadan arındırmadan yönelenlerin halide:

Maide( 5) 27 Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), "Andolsun seni öldüreceğim" dedi. Diğeri de "Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder" dedi.
Ayetinde işater edildiği gibi hicran ve hüzünle nihayet ediyor.’allahım bu benim kurbanım, bende sana kurbanım’ veciz ifadesiyle yaratıcıya yönelmiş, arınmış sol göğüs merkezinde mutmainliğin zirvesinde hayatını tereddütsüz adayabilenlerin ermiş olduğu hal...

ÖZGÜVEN İÇERİSİNDE YOL ALMAK



Etrafınızı bulanık görüyorsanız, eşyaları, insanları ve olayları net bir şekilde seçemiyorsanız, büyük bir gürültünün ortasında yaşıyorsunuz demektir. Bu gürültüyü çıkaran, sizin korkularınız, kararsızlığınız, kendinize olan güvensizliğinizdir. Korku içinde kaçan insan güçsüzdür, koştukça dizlerinin dermanının kesildiğini görür. Fazla kaçamadan gücünü tamamen kaybetmiş olan bacaklarının üzerine çöküp teslim olur. Çünkü o kendisinin yönetimini tamamen kaybetmiştir. Hâlbuki kovalayan koştukça güçlenir, kaçanı mutlaka yakalar. Yeter ki korku içinde olmasın, yani kovalıyor gibi yapmasın.(R.Ş.Apuhan) Kendimize olan güvensizliğimiz kaybolursa, korkularımız da kaybolacaktır. Moral ve kişinin kendine güvenmesi başarıya giden yolun en büyük yakıtıdır. Eğer ki bizler kendi düşüncelerimizin gücünü kavrayamaz ve çekimser kalırsak kendi yürüyüşümüzü sürdüremediğimiz gibi toplumumuzun değişim sürecinde de etkisiz kalabiliriz. Özgüvenimizi kazanmak istiyorsak işe önce içerisinde yaşadığımız dünya bizlere miras bırakılmışken onu nasıl kaybettiğimizin bilgisiyle başlayabiliriz. Böylece Rabbimizin çizdiği resmi de daha iyi okuyabilir, anlamlandırabiliriz.

BAŞINI EĞMİŞ KALBİYLE SÖYLEŞEN BİRİ

Kategoriler:

Sanırım büyük bir hata yapmış...

Anlatmadığı sürece sormak adetim değildir böylesi hassas konularda... Belki de şahitlendirmek istemiyordur diye düşünüp sadece dua ediyorum...

Kendini affedemiyor...

Tıpkı kendi vicdanı gibi vicdanını yaradanın da böylesi bir adımı affedeceğine kendisini inandıramıyor... Bir sonraki merhalede buna inanmayı başarmış olabilir lakin bu kendini iyi hissetmesi için kafi olmuyor. Kendisini vicdanen rahatlatmak için bir çok açıdan kendini çok ağır cezalandırıyor diyebilirim...

Farkında olmadan tüm sevdiklerini de...

İNANÇ VE AMEL KARMAŞASI


İnsanın inandığı gibi yaşamaması ne acı. Aslında bunun tek bir sebebi var; insanın neye inandığını tam olarak bilmemesi. İnsan neye inandığını tam olarak biliyorsa ve bu inancı konusunda içten içe bir sıkıntı yaşamıyorsa, hangi sebep onu inandığı gibi yaşamaktan alıkoyabilir ki? İnanç meselesi bu yüzden önemli bir meseledir. Eğer ki ben bir dine inanıyor isem ve bu dinin bir mensubu isem, neden bu dinin gereklerini yerine getirmeyeyim ki? Bir dine inandığım halde gereklerini yerine getirmiyorsam; ya kişilikle alakalı bir sorunum vardır veyahut bu inancımda bir eksiklik vardır.

Kişilik sorununu bir kenara bırakırsak, inanç üzerinde durup biraz düşünmemiz gerekir. İnancı irdelemek için konuya bütüncül bir pencereden bakmak sanırım daha mantıklı olacaktır. Nüfusunun yaklaşık olarak tamamının müslüman olduğu bir ülkede, müslüman bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldik(çoğumuz). Hatta bir çoğumuzun kulağına fısıldanan ilk ses ezan sesi oldu. İsimlerimiz bile bize dinimizi anımsattı; Ahmet, Mehmet, Muhammet olduk ya da Ayşe, Fatma, Zeynep. Belki besmeleyle emzirildik, belki sahura uyandık hatta tekne orucu tuttuk. Ya da hiç olmazsa Allah(cc)'a inanan bir ana-babanın elinde büyüdük. Okula gittik öğretmenlerimiz inanan insanlardı, istisnalar olsa dahi.

FİL SÛRESİ ÜZERİNE DENEME


1. Görmedin mi Rabbin fil sahiplerine ne yaptı?
2. Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
3. Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi.
4. Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı.
5. Ve onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı.

Bir hitap ki “Görmedin mi” şeklinde; Peygamberimize (s.a.v) söylenen bir hitap. Oysa Peygamberimiz bu hadiseyi görmemiş;, fil vakası vukuu bulduktan 50 gün sonra dünyaya teşrif etmişti. Fakat görür gibi olmuştu; çünkü bu sûre indiğinde, bu hadisenin şahitlerinden sayılacak kişiler hala yaşıyorlardı. Herkesi hayrete düşüren, kalpleri hakka çeviren, Kabe’nin bir sahibinin var olduğunu gösteren o hadiseye dair şiirler bile söylenmişti. Abdullah b. Ez-Ziberâ şöyle demişti:

İçeriği paylaş