edebiyat
EDEBİYATTA DİN DIŞILIK NE DEMEKTİR? | -2-
Eyüp YILDIRIM 8 Temmuz, 2008 - 08:05- Eyüp YILDIRIM yazıları
- 3 yorum
- devamı...
- 58 kez okundu
Bir Müslüman’ın tavrı şu ayette var olan tavrın tam tersi olmak zorundadır: “Onlar ki, [fıtratlarına] yerleştirildikten sonra Allah’a karşı taahhütlerini bozarlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparıp ayırırlar.” (Bakara 27) Birleştirilmesini emrettiği şeyi koparıp ayırmak… Bam telinin koptuğu nokta… Modern insanın en vahim hatası budur. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri koparıp ayırmak… Hiçbir mümin; beden-ruh, dünya-ahiret, kadın-erkek, geçici-kalıcı, hayat-ölüm vb. çift kutuplu olan hiçbir şeyi birbirinden ayırma lüksüne sahip değildir. Hayatın hiçbir alanında parçalayıcı bir bakış açısını benimsememelidir. Her mümin, ferdi tevhidi, düşünce ve duygu dünyasında gerçekleştirmelidir. Ferdî, içtimaî, siyasî, iktisadî, kevnî alanların hepsinde. Tavrımız parçalamaktan yana değil, birleştirmekten yana olmalıdır. Bu bir zorunluluktur.
Konuyu doğru bir şekilde kavramak için “din” kavramını mercek altına almak gerekmektedir. Arapça sözlüklerde “din” kelimesinin başlıca şu anlamlara geldiği kaydedilmektedir.
EDEBİYATTA DİN DIŞILIK NE DEMEKTİR? | -1-
Eyüp YILDIRIM 25 Haziran, 2008 - 08:15- Eyüp YILDIRIM yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 50 kez okundu
“Artık kavga kaderle insan arasında değil, insanla kelimeler arasında.” (Cemil Meriç)
“Tasavvur, istikamet açısıdır.” (Mustafa İslamoğlu)
Nice zamandır düşüncelerimiz (içinde yaşadığımız su) bulanık bir durumdadır. Suyu bulandıranların tek amacı, insanların doğruyu açık-seçik görmelerini engellemektir.
Her kelime, insanlara dış ve iç dünyayı gösteren birer gözlüktür. Gözlüklerimiz sunî ve sentetik boyalarla boyandı/boyatıldı. İnsanı/eşyayı ve hayatı istedikleri gibi görmemizi isteyenler, kelimelerimizi muhtelif boyalarla boyadılar. O boyaların arkasında gördüğümüz dünya, hakikat değil ne yazık ki. Hakikat sürekli kaçırılan bir gelin. Kaçırılan ve saklanılan. Aldanmanın en tehlikesi, insanların gördüklerini hakikat zannetmesidir. Şüphesiz her kaçırma bir amaca matuf: Egemenliği pekiştirmek. Sentetik kelimelerin arkasında yatan çıplak gerçek budur. Egemenlik, dil ile sağlanır. Önce zihinler esaret altına alınır, sonra bedenler. Bedenler; zihinlere, zihinler; kelimelere, kelimeler; anlamlara esirdir. Ülkeleri işgal eden, değiştirme teşebbüsünde bulunan ve toplum mühendisliğine kalkışanlar önce dilden başlarlar/ başladılar. Konfüçyüs”ü burada hatırlamanın tam zamanıdır:”Bir ülkeyi değiştirmek mi istiyorsunuz? “Dilini değiştirin.”
AYIN / ŞIN / KAF
abdulkadir akdemir 2 Haziran, 2008 - 08:35- abdulkadir akdemir yazıları
- 1 yorum
- devamı...
- 166 kez okundu
I
-ayın-
Hasretim ölür ve gelirim ben
Yanağımda hüzne konan yaş vardır
Gecenin en zifiri yerine çekilmiş kalem. Hazzın sömürüldüğü rüyaların günahı sıçramış gök/yüzüne. Apaçık söylediğim cümlelerimde sır olmuşsun. Yüzümü döndüm sana alnım açıktır. O kadar derin bakma gözlerini görmeliyim. Ellerinden düşürme sensiz kalır Yusufum karanlıkta.
Önce sen der, sonra bir yıldız söndürürüm parmaklarında. Cani değilim cinayetim tozlanan gözlerinedir. Sahtedir güzelliğin Züleyka, inanma aynalara. Karartır gözlerini yalancı güneş. Yanağına yaslanma, inan ki anlarım dertlisindir. Acıtma sözsüz cümlelerimdeki karanfil kokan senir30;
II
-şın-
NAKŞEDEN İZLER - IX
Mustafa CİLASUN 14 Nisan, 2008 - 08:05- Mustafa CİLASUN yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 120 kez okundu
Milletten habersiz, kendi namı hesaplarına çalışan, kon tür gerilla, Ergenekon veya batı çalışma gurubu gibi,
Milletinin aleyhinde ve milleti yönlendirme adına, parlâmentonun dahi çözemediği, bir oluşuma alet oluyorlarsa,
Bu milletin, devleti için her zaman, kendini feda etmiş ferlerinin, temel hak ve hürriyetleri, gözlerinin içine bakılarak, ellerinden alınıyorsa,
Bu mübarek millete, cihan devleti olma, bahtiyarlığını gösteren, ecdatlarımızı, hiçbir zaman gün yüzüne çıkarmaz ve arşivlere mahkûm ediliyorlarsa,
Ve bu milletin, en büyük arşivi, Bulgaristan’a kilo ile hurda kâğıt olarak satılıyorsa, bunu da devlet bizzat kendisi yapıyorsa,
Devletin, devlet olabilme şartlarından birisi olan, milletinin genelinin, en büyük kutsiyetlerini, Allah, Kur’an ve Peygamber bağlamında ki İslam ve prensiplerini,
Arapların dini sayarak ve en büyük tehlike olarak, hedef gösterip, bu kutsal değerlere savaş açıyorlarsa;
NAKŞEDEN İZLER - VIII
Mustafa CİLASUN 3 Nisan, 2008 - 09:00- Mustafa CİLASUN yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 185 kez okundu
Huda her yarattığına gerçeği sormuş, akdedip sabredenler, su yüzünde saman olmuş, etmeyenler ise sefalet ve zillette boğulmuş.
Beni yaratıp donatan, en ulvi duyguları mücehhez kılan, her zaman bağışlayan, Rahman ve Rahim olan, Yaratan Rabbime sığındım, sinemi istila eden burukluğumla ona ellerimi açtım.
Ey Allah’ım, biliyorum ki imtihan ediyorsun, fakat sen beni, benden daha iyi bilirsin, kimseye bilerek kötülük yapmadığımı, gözümü kör edecek hırsımın olmadığını, kalbimde hasedin hiç barınmadığını,
Helalinden kazanayım istedim, bunun için hiç vakit gözetmedim, üşenmedim, isyan etmedim, gücümün üzerinde gayret gösterdim ve her zaman sana hamd ettim.
Sinemi bu kadar, harap edecek ne yaptım, yüreğimde kopan fırtınalara, zihnimi felç eden dalgalara, artık göğüs geremiyorum.
FARKLILIK MI ? AYKIRILIK MI?
hüsnücemal 30 Ocak, 2008 - 09:30- hüsnücemal yazıları
- 2 yorum
- devamı...
- 312 kez okundu
Şiir bir dil sanatıdır. Şairle özel bir ilgisi varsa da yazıldıktan sonra okuyucuya da aittir. Şimdi zorlama imgeler dublaj Türkçesi gibi bir yozlaşmayı doğuruyor. Bin yıllık süzüle süzüle kıvamını bulan duyguları yeni bir söyleyişle dile getirmek geleneği doğru okuma çabasını gereektirdiği için modernizmin kavram buharlaştırma etkisiyle de bize uymayan dilin imkanlarını zorlayan bir imge telaşı görünüyor.
Irmağın atlarının atlası, içimdedeli taylar, savaşçının lökleten bakışları, erdem etinin haz zılğıtı gibi sayamayacağım bir sürü saçma imğeler.Dilde bunun karşılığı nedir? Şairin dili zenginleştirme görevi yok mudur? Fuzulinin çöl yalnızlığı bügünkü söyleyişle dile getirilip zenginleştirilemez mi?
Şiir bir iç kale sanatıdır. Bu kalenin gelenekten beslenmesi şairin bir görevi değil mi? Kıvamını bulmamış, söyleyiş bir şair farklılığı değil, bir aykırılıktır ki bu aykırılığa , bu saçmaya ihtiyacımız yok.
NAKŞEDEN İZLER - VII
Mustafa CİLASUN 25 Ocak, 2008 - 09:10- Mustafa CİLASUN yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 175 kez okundu
Bak Hava teyze, sen olgun ve tecrübelisin, merak ediyorum bunlar bende ne buluyorlar, sen benim tavırlarımda, bunları ümitlendirecek, bir emare görüyor musun, Allah aşkına söyle de bende bileyim.
Hayır, oğlum katiyen, sen helal süt emmişin, fırsatçı, değilsin, yiğitsin, başarılı bir idarecisin, sen gelmeden burada huzur, güven diye bir şey yoktu, kimin kime gücü yeterse, istediğini zorda olsa alırdı.
Usta diye sahiplendiğimiz, ağabey dediğimiz birçok insandan görmediğimiz, zulüm ve kötülük kalmadı, bunlar hat safhadaydı.
İşten çıkarılma korkusu hepimizi sarmış, çaresiz kalmıştık, evimize bizler bakıyoruz, her bir ihtiyacı kadın halimizle gidermeye çalışıyoruz.
DİLBESTE
Bilal Can 13 Aralık, 2007 - 09:25- Bilal Can yazıları
- 6 yorum
- devamı...
- 366 kez okundu

Kediler tırmalamayacak sokaklarımı. Arşınlayacağım dil beste. Ram oldu dil beste. Dil beste sürur. Sürur oldu dil beste. Dil beste gam.
Gama vuruldu pervaneler. Hadi söylesene şarkımızı ne oldu yokluk mu ezdi bütün düşlerini hadi söylesene türkümüzü ne oldu karanlıklar mı bulaştı ellerine? Hadi baksana ne oldu ayrılık mı dokundu kelimelere? Hadi söylet ve dirilt bütün nefesinle bu bilinmez mısralarda işaretleyip kaçalım geceler boyu. Kaçalım çığlıkların tekrarında...Hadi ne oldu? Neden yoksun? Bu bilinmez kapıları tek başıma arşınlayacağım bu seyri sülüğe tek başıma erdireceğim. Hadi nerdesin? Yoksa ayrılık mı işlendi birer birer?
BEN İKİ ÇOCUKTUM
enginfiroll 11 Aralık, 2007 - 09:20- enginfiroll yazıları
- 8 yorum
- devamı...
- 510 kez okundu
"Ben iki çocuğum
Biri içimde saklı
Biri 11 yaşında vefat eden..." dedi ve anlatmaya başladı.
Benden iki yaş büyük ablamla okul dönüşü eve vardığımızda kapıda beliren uzun saçlı uzun sakallı suret bizi biraz çekindirmişti. Neyse ki tek katlı evimizin bahçesinde bulunan tulumbadan su çeken annemizi görmek bizi rahatlatmıştı. Ürkekçe annemize yaklaştık ve ablam soğuk bir ses tonuyla "Anne, dedem mi geldi?" dedi. Cevap bir o kadar soğuktu.
"Hayır kızım, O baban!"
İşte bu cümleden sonra kafamda çakan şimşekler beni benden aldı. Bedenimin bu kadar üşüdüğünü daha önce hiç hissetmemiştim. Çekinerek annemle kapıya doğru yürüdük.Kapıya yaklaştıkça kapı girişinde duran yabancıyla yüzyüze geldik.Bakışlarımızda anlamsızlık dolaşıyordu.Yanımda duran ablama anlam kazanmaya çalışan gözlerimle baktım.Onun da gözlerinde anlamsızlık vardı.Çevreyi koca bir sessizlik kapladı.Kocaman bir sessizlik. Annem bu garip havayı dağıtmak için "Ee ne duruyorsunuz? Babaya hoşgeldin yok mu? E hadi babaya sarılsanıza" cümleleri duyduğum ama asla hissedemediğim cümlelerdi... Karşımızda duran kişinin babamız olması bizi sevindirmeli miydi bilemiyorum; ama oysa ne zaman uçak ya da helikopter geçse biz ablamla avazımız çıktığı kadar "Heyyy pilot amca babamızı bize getir" diye bağırır çocukluğumuzun o baba özlemi kokan dünyamızın gerektirdiğini yapardık... Babam gemi kaptanıydı...
DEDE YADİGÂRI
Zeynep Nisa KUL 11 Aralık, 2007 - 09:15- Zeynep Nisa KUL yazıları
- 2 yorum
- devamı...
- 258 kez okundu
Köyün çıkışında, topraklı yolun birkaç adım kenarında küçük bir ev…
Dedemden yadigâr, dede yadigârı kocamış, çökmüş, antika bir miras. Kimi tahtalar yerinden soyulmuş, boyası dökülmüş bu ev tıpkı ressamın çizdiği çıplak bir figürü andırıyor.… Kırık kapı ve pencereler kışın soğukluğunu, yazın tozu toprağını hatırlatıyor bize. Baharda dalında sararmış her an kollarını açmış kendisini bekleyen toprakla kucaklaşmak isteyen solgun yaprak misali, benzi solmuş ahşap bir ev. Gerçi ev demeye de bin şahit ister ya. Ama bizim için ne olursa olsun bir yuva, bir miras ve bir de dedemden kalma eski bir dost, eski bir yadigâr…
Yıların verdiği yorgunluk mu,
Şahit olduğu yuvaların sırlarımı,
Yoksa gelip geçenlerin sırtlarını hep ona dayadığından mıdır nedir bilinmez? Daha ben doğmadan ihtiyarlatmış, kocatmıştı bu dede yadigârı evi.








Son yorumlar
23 dakika 51 saniye önce
42 dakika 13 saniye önce
48 dakika 46 saniye önce
53 dakika 8 saniye önce
1 saat 39 saniye önce
1 saat 4 dakika önce
1 saat 4 dakika önce
1 saat 16 dakika önce
1 saat 19 dakika önce
1 saat 24 dakika önce
1 saat 29 dakika önce
1 saat 31 dakika önce
1 saat 35 dakika önce
4 saat 55 dakika önce
7 saat 1 dakika önce