Yakın çağ tarihi

FRANSA VE YAHUDİLER, SOYKIRIM ORTAKLIĞI



Tarih kitapları İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın Fransa’yı işgâl ettiğini ve Fransa’nın perişan olduğunu anlatır. Mahkeme kararları ise Fransa’nın Almanya’ya Yahudi soykırımında nasıl yardım ettiğini...

Almanya 22 Haziran 1940’ta Fransa’yı yendi ve işgâl etti. İmzalanan ateşkes antlaşmasıyla Fransa’nın kuzeyi, sanayi bölgeleri, kanal bölgesi, Atlantik kıyıları İspanya sınırına kadar General Otto von Stülpnagel’in komutasındaki Alman işgâl kuvvetlerinin denetimine girdi.

Fransızlar övünerek Almanya’ya karşı nasıl direndiklerini anlatsalar da, gerçekte pek fazla direnmediler. Aksine sadık olmaya özen gösterip, hatta sadakati Yahudi soykırıma katılma derecesine vardırdılar. Almanya’nın tayin ettiği 1,200 memur ve subay bütün Fransa’yı müstemleke gibi idare ettiler. Almanya, Fransız firmalarına büyük işler vererek, Paris’in zâten tartışılmaz olan sadakatini tartışılmayacak bir noktaya getirdiler. Hata Fransa Almanya’nın günlük işgâl gideri olan 20 milyon reichmark’ı gönüllü olarak ödedi.

HARF DEVRİMİ


Bir yazarın harf devrimiyle ilgili yazısını okuyunca çok değişik duygularla bu yazıyı yazmak zorunda kaldım. Mazinin kül edilmesine bir başyazar öyle yaklaşıyorsa, "kelimeler orada kifayetsiz" kalıyor. Düşünce isyan ediyor. Cemil Meriç’i hatırladım. Acaba "sadece uydurukçaya karşı olmada mutaasıbım" diyen Meriç sağ olsaydı, o yazıyı nasıl değerlendirirdi. Fildişi kulesine sığınmakta haksız değilmiş. İçinizin yangınına yüzünü dönüp bakan yoksa, mecburen bir melce ararsınız. O kuleyi seçti. Ama sağ olsaydı, o yazara keskin hançerler misali cümlelerle saldıracağı kesindi. Ne mi yazmıştı yazarımız. Bugüne kadar yazılanları. Onlardan birini okumuşsanız, onu okumuş gibisiniz. Yazıldığı gibi okunmayan dillerde sıkıntı varmış falan filan. Bunları okurken Peyami Safa’nın bir başyazar hakkındaki cümleleri aklıma geldi. Neyse...

Alfabesini değiştiren tek millet var mı? Arnavutlar dışında yok. Onların da değiştirirken doğru dürüst bir yazılı kültürleri yoktu. Yani değiştirmemiş gibiler.

O övünülen hamle, bizi ebkem yaptı. Topal ve güdük... Yahya Kemal, Haşim, Cenap, Mithat Efendi, Fikret hâsılı kelam bütün o dahiler, ustalar ve âşıklar okunabiliyor mu? Hayır.

II. DÜNYA SAVAŞI TARİHİ // Liddell HART


ALMANYA’NIN RUSYA’DA GERİLEMEYE BAŞLAMASI

1943 yılının başında, Kafkasya’daki Alman ordularının kaderi, Stalingrad’daki ordularının kaderine benzeyecek gibiydi. Kafkasya’da bulunan Alman orduları Stalingrad’da bulunan ordulardan daha derinlikte mevzilenmiş durumdaydılar. Bununla beraber, Stalingrad kuşatmasından sonra bir aydan fazla süre orada kalmak zorunda kalmışlardı. Oysa müthiş kış bastırmakta ve tehlike büyümekteydi. A Ordu Grubu’nu teşkil eden ve komutasında Mareşal List’in yerine geçen General Kleist’in bulunduğu 1’nci Panzer Ordusu’nun ve 17’nci Ordu’nun durumu oldukça zordu.

Ocak ayının ilk haftasında A Ordu Grubu’nun tehlikeli ve güven teşkil etmeyen durumu kendisini çevreleyen tehditlerin artmasıyla iyice çıkmaza giriyordu. En büyük tehlike Kafkas Dağları’ydı. Ruslar önce Mosdok kentinin sol kanadına taarruz ettiler daha sonra da Nalçık’ın sağ tarafına saldırdılar ve her iki bölgeyi de ele geçirdiler. Daha tehlikeli bir gelişme “Don Ordu Grubu” ve “A Ordu Grubu”nun birleştiği bölgenin sol kanadına doğru Rusların Kalmuk Stepleri’nden geliştirmeye başladıkları harekâttı. Elista’yı ele geçiren Ruslar Maniç Gölü’nü geçerek, General Kleist’in Rostov ile ulaşımını sağlayan Armavir’e doğru ilerlemeye başladı. En tehlikeli gelişme ise Don Hattı’ndan güneye doğru ve doğrudan Stalingrad yönüne ve bizzat Rostov’un üzerine ilerleyen harekâttı. Rusların öncü birliklerinden birisi bu bölgenin neredeyse yetmiş beş kilometre önlerine kadar gelmişti.

II. DÜNYA SAVAŞI TARİHİ // Liddell HART / 2. bölüm


Bu unsurların bir araya gelmesiyle durma noktasına gelen Ruslar çok zor bir durumda kalmışlardı. Donets’in gerisinden, Dinyeper’e doğru kama şeklinde yüz yirmi kilometre ilerlemişler, fakat Pavlograd’a elli kilometre kala durmuşlardı. Donets’ten yüz kırk kilometre güneye doğru dar bir kama biçiminde ilerleyip, Donets Nehri ve Azak Denizi arasındaki koridorda kalan Krasnoarmeisk’e doğru ilerlemişlerdi. Mevcut, bütün kuvvetlerini toplayan Almanlar, Manstein’in talimatları uyarınca üç noktadan karşı taarruz planladılar. Bu planın asıl hedefi, Rusların Taarruz düzeni ve yerleşme açısından içinde bulundukları düzensiz durumdan yararlanmaktı. Sol kanattaki saldırı Dinyeper’den güneybatı ucuna; sağ kanattaki saldırı güneydoğu ucuna; merkezden yapılacak saldırı ise iki ucun arasında kalan cepheye, Lazovaya’doğru yapılacaktı. Saldırı sonucunda her iki uçta çökmüş ve Alman zırhlıları kama biçiminde Rus birliklerinin içine doğru ilerlemeye başlamışlardı. Şubat ayının son haftasında gerçekleştirilen bu karşı taarruzlar, Almanların Rostov’dan batıya doğru çekilmeleri sırasında sağladığı takviyeler sayesinde genel bir karşı taarruza dönüşmüştü. Mart ayının ilk haftasında, Almanların ilerlemesi Rusların hemen hemen büyük ölçüde püskürtüldüğü Izyum’a ulaşmıştı ve Rus birliklerinin bir bölümü de Harkov’un güneyine doğru sürülmüşlerdi.

II. DÜNYA SAVAŞI TARİHİ // Liddell HART / 3. bölüm


Genel olarak, arazinin olağanüstü geniş olması bu eksiklikleri dengeliyordu. Genellikle manevra için yeterli alan vardı e Rus Yüksek Komutanlığı, düşmanın çok geniş olan cephesinde zaafiyet taşıyan ve taarruzları için elverişli noktaları seçmede ustalaşmıştı. Genel olarak Kızıl Ordu şu anda asker sayısı bakımından üstün olduğundan Rus Yüksek Komutanlığı taarruz edeceği bölgelerde, 1’e karşı 4 oranında üstün olmanın avantajından istifade ediyordu. Bu avantajı sonucunda taarruz ettiği cephe yarılınca elde edilen gedikten gerekli manevra alanı için yararlanılıyor ve bu gedik çok kısa zamanda genişletiliyordu. Rusların giriştiği ve netice alamadığı cephe taarruzları, Almanların daha iyi savunma mevzileri tesis ettiği kuzey cephede yer alıyordu. Güneyde ise, Ruslar en iyi komutan ve birliklere sahipti ve arazinin genişliği bu başarılarını genişletmelerine yardımcı oluyordu.

II. DÜNYA SAVAŞI TARİHİ // Liddell HART / 4. bölüm


Eylül ayında, cephenin zayıflaması, kaynaklarının azalması, Rusların ilerleme hızını arttıran en büyük etken olmuştu. Vatutin, Koniev ve Rokovsky gibi yetenekli komutanlar, Almanların bu geniş cephelerinde beliren zaafiyetlerinden her fırsatta yararlanıyorlardı. Bu başarılarının itici kuvvetlerinde birisi de durmadan artan Amerikan yardımlarıydı. Ay sona ermeden önce, Ruslar sadece Dnyepropetrovsk’un yakınlarındaki Dinyeper’in en doğu kıvrımına ulaşmakla kalmamışlar, Kiev’in ötesinde Pripyat Nehri’ne kadar uzanmışlardı. Nehrin üzerindeki geçişler birçok noktalardan yapılırken bu arada köprübaşları da tesis ediliyordu. Rusların bu nehre ulaşmaları, Almanların kış hattı dedikleri nehrin gerisinde yeniden tertiplenmesini ve savunma hazırlıkları için hayati önem taşıyan koruyucu unsurlarını çok ciddi bir şekilde tehlikeye düşürüyordu. Rusların nehri kolay geçişi, Rus komutanların cesareti ve araziden çok ustaca yararlanmaları sayesinde olmuştu. Poltava’nın güneybatısında, Kremençug çevresinde tesis edilen önemli Köprübaşı Koniev’in, sıklet merkezini tek bir hat üzerinde toplamak yerine, yüz kilometre uzunluğunda bir cephede on sekiz noktadan geçişi sağlamasıyla gerçekleştirilmişti. Bu beklenmeyen dağılma bir de sis örtüsü altında icra edilince etkisi daha da fazla oldu. Vatutin de benzer yöntemlerle, Kiev’in kuzeyinde, bilahare birbirleriyle temas sağlayacak bir dizi yer ele geçirdi.

PANZER BİRLİKLERİ // K.J. MAKSEY. MC


ÇÖL ZIRH KONTROLUNDA

Araçlarını harekete hazır tutmakta güçlük çeken ilk Alman Askeri örgütü, zayıf ikmal hattının sonunda yer alan Rommel’in Afrika Birlikleriydi. İki Panzer tümeninin (5’inci Hafif tümen ve 21’inci tümen) tank taburlarına dördüncü bölüklerin ilave edilmesi ancak Mayıs 1942’de oldu.

Afrika Birlikleri başından beri, maharetleri ve ele geçirdikleri düşman ve müttefik malzemeleri sâyesinde ayakta durabilmişlerdi. Gönderilen takviye teçhizatın büyük bir kısmı denizin dibini boylamış, fakat Tanrı’nın da yardım ettiği Almanlar gerek İngiliz’lerden ele geçirdikleri, gerekse İtalyan’lardan kalan ikmâl maddelerini akıllıca kullanarak durumlarını düzeltebilmişlerdi.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI // İBRAHİM ARTUÇ


FRANSA'NIN ÇÖKÜŞÜ

Eğer hava koşulları elverseydi Fransa’ya yapılacak taarruz, sıklet merkezi kuzeyde olan ve Hollanda ile Belçika’yı çiğneyerek Müttefik kuvvetlerini ve Maginot’u batıdan kuşatan bir plana dayanılarak yapılacaktı. Fransa-Almanya hududunu Maginot müstahkem mevkii bir duvar gibi boydan boya örttüğüne göre, Hollanda ve Belçika üzerinden yürümekten başka çare yoktu. Gerçi diğer müstahkem mevkiiler gibi Maginot’da yarılmaz değildi ama, ağır kayıpları göze almak yerine küçük ve zayıf ülkeleri çiğnemek daha uygun görünüyordu.

Bu plan, Birinci Dünya Savaşı’nda uygulanan, meşhur Alman komutanı general Schlieffen (Şilifen) planına benziyordu. Hitler bununla daha önce pek ilgilenme fırsatını bulamamış ve önüne geldiği şekilde kabul etmişti. Ama şimdi hava koşulları nedeniyle yeterli zaman vardı ve şunu bir de kendisi inceleyebilirdi.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI // İBRAHİM ARTUÇ / 2. bölüm


Taarruzdan önceki gece karanlığında Eben Emael tabyası planörlerle taşınan hava indirme birliği tarafından etkisiz hale getirilirken, diğer yandan bu tabya tarafından korunan Albert su kanalı üzerindeki iki köprü de bir avuç gözü pek Alman paraşütçüsü tarafından ele geçirilmişti.

Avrupa’nın en sağlam tank engeli kabul edilen 70 metre genişliğindeki Albert su kanalı, tanınmış askerlerin “En kuvvetli ordular karşısında bile en az iki hafta dayanır” dedikleri meşhur su bendi taarruzdan 4 saat sonra aşılmıştı.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI // İBRAHİM ARTUÇ / 3. bölüm


Aynı gün saat 09.30’da, harekatın başlamasından dört saat sonra Berlin meclisinde Hitler savaşın başladığını bildirirken Churchill, yeni kabinesine güvenoyu almaya uğraşıyordu.

Hitler konuşmasında “Hollanda, Belçika ve Lüksembourg’a girmeye zorlandıklarını” bildiriyor ve şu sözlerin altını kuvvetle çiziyordu: “Bugün yeniden başlayan Savaş, Alman halkının bin yıllık geleceğinin kaderini belirleyecektir.”

Almanların kaderini belirleyecek olan savaş batı cephesinde bütün hızıyla ve kavurucu alevi her saat biraz daha Manş denizine doğru yayılarak sürüp gidiyordu.

İçeriği paylaş