kitaplık

BÜYÜK DÜNYA SEYAHATNAMESİ // İbn-i Battuta // BİLÂD-I RÛM’A YOLCULUK

Kategoriler:

(“Çevirenin notu: İbn-i Battuta’nın yaşadığı ve yolculuklarını gerçekleştirdiği 14. yüzyıl itibarıyla, ülkemizin Asya’daki topraklarının bugün kullandığımız o sıcak ve sevimli ismi “Anadolu”, henüz ne yerel ne de uluslararası düzeyde yaygın bir şekilde kullanılmıyordu. “Anadolu” sözcüğünün bu toprakların değişmez ismine dönüşmesi, Battuta’nın döneminden daha sonraki çağlara dayanır. Bu nedenle gezginimiz, o döneme kadar yaygınlıkla kullanılan “Rum diyarı” -Bilâd-ı Rûm- ismini salt coğrafî bir tanımlama olarak tercih ederken, bu coğrafyada yaşayan insan unsuruna yönelik pek çok gözlem ve iltifatında ise özellikle Müslüman Türkleri kastetmektedir. Tarihsel bir gerçekliği saptırmamak için, biz de bu ismin geçtiği yerleri “Anadolu” olarak değiştirmemeyi uygun gördük.)

Lazkiye’de Martalomin adında bir Cenevizli’nin gemisine binerek, “Bilâd-ı Rûm” diye anılan ve eskiden Kûmların memleketi olduğu için onlara nisbet edilen Türk ülkesine doğru yola çıktık.

Bu ülke, vaktiyle eski Rûmiar ve Yunanlılar’m elindeydi. Daha sonra Müslümanlar bu topraklan adım adım fethetmişlerdir. Orada halen Müslüman Türkmenler’in idaresi altında yaşayan bir hayli Hıristiyan vardır.

BÜYÜK DÜNYA SEYAHATNAMESİ // İbn-i Battuta // ALANYA SULTANI KARAMANOĞLU YUSUF BEĞ


Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Alanya, deniz kıyısında büyük bir şehirdir. Ahalisi Türkmendir. Mısır, İskenderiye ve Şam tüccarları alışveriş yapmak üzere buraya gelirler. Burada bol miktarda kereste imâl edilmekte olup, İskenderiye, Dimyat ve diğer Mısır şehirlerine ihraç olunur. Beldenin üst tarafında sağlam ve dehşet verici bir kale vardır ki, Büyük Sultan Alaaddin-i Rûmî’nin eseridir.

Alanya’da şehrin kadısı Celaleddin-i Erzincanî ile görüştüm. Cuma günü benimle birlikte kaleye çıktı, orada namaz kıldık. Bana ikramda bulundu ve bir ziyafet verdi. Bu şehirdeyken, babası vaktiyle Sudan şehirlerinden Mali’de vefat etmiş olan Ruceyhani’nin oğlu Şemseddin’in verdiği bir yemekte de bulundum.

Cumartesi günü Kadı Celaleddin ile birlikte atlara binerek, Alanya Sultanı Karamanoğlu Yusuf Beğ’i ziyarete gittik. “Beğ”, Türkçede melik, yani hükümdar demektir.

BÜYÜK DÜNYA SEYAHATNAMESİ // İbn-i Battuta // ANTALYA


Buradan Antalya’ya doğru yola çıktım. Bu şehit, yüzölçümünün genişliği, nüfusunun çokluğu ve planının muntazamlığı itibariyle bölgenin en önde gelen şehirlerindendir. Her fırka diğer fırkalardan tamamen ayrıdır. Hıristiyan tüccarları “Mina” adıyla bilinen mahallede oturmaktadırlar. Mahallenin etrafı bir surla çevrilmiş olup, geceleri ve cuma vakti kapıları kapanır. Şehrin eski sakinleri olan Rûmlar, diğerlerinden ayrı olarak başka bir mahallede otururlar. Bunların mahallesi de bir sur ile çevrilmiştir. Aynı şekilde Yahudiler’in de sur içinde ayrı bir mahallesi bulunur. Şehrin hâkimi. ailesi ve devlet ricali de yukarıda açıkladığımız şekilde, şehrin öteki mahallelerinden ayrı olarak etrafı surlarla çevrilmiş bir kalede oturmaktadırlar. Müslümanlar ise asıl şehirde ikamet ederler.

Bu beldede bir cami ve medrese ile birçok hamam, gayet tertipli ve geniş çarşılar vardır. Şehrin etrafı, yukarıda zikrettiğimiz mahalleleri de ihtiva eden büyük bir suda kuşatılmıştır. Buranın bağ ve bahçeleri çoktur. Meyveleri ise pek nefistir. Özellikle “kamereddin” denilen bir çeşit kayısısı vardır ki; bu pek lezzetli olduğu gibi çekirdeği de tatlıdır. Bu meyve kurutulduktan sonra, çok makbul sayıldığı Şam ve Mısır gibi memleketlere gönderilir. Şehrin, yazın en sıcak günlerinde bile buz gibi soğuk olan lezzetli su kaynakları vardır.

BÜYÜK DÜNYA SEYAHATNAMESİ // İbn-i Battuta // DÜNYADA BİR EŞİ DAHA BULUNMAYAN BİR CEMİYET: AHİLER


Yolculuğumun bu bölümünde “Ahiler” denilen toplulukla tanıştım. Bilâd-i Rûm’a yerleşmiş Türkmenlerin yaşadıkları her vilayette, her şehirde ve her köyde bulunan Ahiler, bekâr ve sanat sahibi gençlerin oluşturduğu bir tür cemiyetti. Bunlar birbirleriyle çok sıkı bir dayanışma içindedirler. Her birinin halk içinde muteber birer mesleği vardır. Memleketlerine gelen yabancılara yakın bir ilgi gösterir; onların yiyecek ve içeceklerini temin eder; konuklarının insanî ihtiyaçlarını karşılamakta ellerinden gelen bütün itinayı gösterirler.

Öte yandan, yaşadıkları yerlerdeki zorbaları da yola getirir, herhangi bir sebeple bunlara iltihak eden kötüleri tek tek ortadan kaldırırlar. İşte, bu gibi hususlarda Ahilik cemiyetinin dünyada eşi ve benzeri yoktur.

BÜYÜK DÜNYA SEYAHATNAMESİ // İbn-i Battuta // ANTALYA SULTANI HIZIR BEĞ


Yolculuğum sırasında Antalya’nın Sultanı, Yunus Beğin oğlu Hızır Beğ’di. Oraya vardığımız günlerde hasta olması nedeniyle sarayına giderek kendisini ziyaret ettim. Isdırap içerisinde kıvranıyordu. Buna rağmen hakkımda gönül okşayıcı ve iltifat dolu sözler sarfetmekten geri durmadı. Bu tavrı da beni çok mutlu etti. Veda edip ayrıldıktan sonra da ardımdan armağanlar göndermesi bir başka inceliğiydi.

Oradan Burdur’a hareket ettik. Burası; bağlan, bahçeleri ve akarsuları bol olan küçük bir kasabadır. Kalesi, yüksek bir dağın tepesindedir. Burdur’da şehrin hatibinin evine indik. Bu kez de buradaki Ahiler toplanıp kendilerine misafir olmamızı istediler; ama hatip razı olmadı. Bunun üzerine içlerinden birinin bağında bir ziyafet tertip ettiler ve bizi oraya götürdüler. Gelişimizden dolayı duydukları neşe ve sevinç pek hayret vericiydi. Onlar bizim dilimizi bilmedikleri gibi, biz de onların dilinden anlamıyorduk. Aramızda bir çevirmen bile yoktu. Ama buna rağmen dostluk ve neşe dolu bir akşam geçirdim.

BÜYÜK DÜNYA SEYAHATNAMESİ // İbn-i Battuta // EĞİRDİR SULTANI EBÛ İSHAK BEĞ VE TÜRKLERİN RAMAZAN SOFRASI

Kategoriler:

Eğirdir Sultanı olan Dündar Beğ oğlu Ebû Ishak Beğ, Bilâd-ı Rûm’un ileri gelen hükümdarlarından biridir. Babasının sağlığında bir süre Mısır’da bulunmuş ve Hacca gitmiştir, iyi huylu bir kimsedir. Her gün ikindi namazlarına camiye gelirdi. Namazı edâ ettikten sonra sırtını kıble duvarına dayardı. Tahtadan yapılma yüksek bir kürsüde oturan hafızlar, onun önünde Fetih, Mülk ve Amme sûrelerini okurlardı. Bu hafızlar Kur’an’ı öyle güzel bir sesle tilâvet ederlerdi ki, onları dinlerken kalpler coşar, vücutlar titrer ve gözlerden yaşlar akardı. Okuma işi bitince de Sultan sarayına dönerdi.

Ramazan ayını Ebû tshak Beğ’in yanında geçirdik. Sultan, bütün Ramazan gecelerinde yere serilmiş bir halı üzerinde oturur ve büyük bir yastığa yaslanırdı. Yanında Fâkih Muslihiddin oturmaktaydı. Ben de Fâkih’e yakın bir yerde otururdum. Bizden sonra ise devlet erkânı ve ileri gelen askerler otururdu.

BÜYÜK DÜNYA SEYAHATNAMESİ // İbn-i Battuta // TÜRKLER CENAZELERİNDE FERYAT ETMEYİ SEVMEZLER


Orada bulunduğum sırada Sultan’ın çocuklarından biri vefat etti. Türkler, Mısır ve Şam ahalisinin yaptığı gibi ölenin ardından abartılı şekilde feryat etmezler.

BÜYÜK DÜNYA SEYAHATNAMESİ // İbn-i Battuta // GÖLHİSAR SULTANI MEHMET ÇELEBİ


Eğirdir’i güzel anılarla geride bırakıp, Gölhisar’a gittik. Burası, her yanından su ile çevrili küçük bir kasabadır. Gölünde bol miktarda kamış yetişir. Şehre ancak bir tek yoldan girilebilir ki, bu da köprüye benzemekte olup, kamışlık ile göl arasında açılmış ve yalnızca bir atlının geçebileceği genişliktedir. Kasaba, suyun ortasındaki bir tepe üzerinde kurulmuştur. Bu özelliğinden dolayı ele geçirilmesi mümkün değildir. Orada Ahiler’den birinin zaviyesine indik. Ahi konukseverliği her yerde aynıydı.

Gölhisar’ın hâkimi Mehmed Çelebi’dir. “Çelebi”, Türk dilinde “efendim” mânâsına gelir. Bu zât, Eğirdir hükümdarı olan Sultan Ebû İshak’ın kardeşidir. Şehre geldiğimiz sırada kendisi orada yoktu. Birkaç gün sonra geri döndü ve kendisiyle tanışma fırsatı bulduk.

BÜYÜK DÜNYA SEYAHATNAMESİ // İbn-i Battuta // LADİK (DENİZLİ) AHALİSİ


Oradan Karaağaç yoluyla ayrıldık. Karağaç yemyeşil bir ova olup Türkmenlerle meskûndur. Bu ovada “Germiyan” denilen bir oymak yol kesicilik yaptığından, Sultan bizi Ladik’e götürmek üzere yanımıza atlılar koştu. Rivayete göre Germiyanlılar Yeziri bin Muaviye’nin soyundan gelmektedirler. Kütahya adında bir şehirleri vardır.

Cenab-ı Hak’kın yardımı ile bunların kötülüklerine uğramadan Ladik beldesine vardık. Ladik, Bilâd-ı Rûm’daki en güzel ve en büyük şehirlerden biridir. Türkler bu raya “Dongozla”, yani domuzlar ülkesi de derler. İçinde cuma namazı edâ edilen yeti; mescidi, rengârenk bağ ve bahçeleri, akar suları ve coşkun kaynakları vardır. Şehirdeki çarşıların güzelliğini tarif etmeye ise kalemimin gücü yetmez.

Burada altın işlemeleri olan öyle kaliteli pamuklu kumaşlar dokunur ki, bunların dünyada bir eşi daha yoktur. Yörenin pamuğu çok iyi cins olup kuvvetlice iğrildiğinden, bundan yapılan kumaşlar da uzun süre dayanır. Bu kaliteli kumaş, şehrin adıyla ün kazanmıştır.

BÜYÜK DÜNYA SEYAHATNAMESİ // İbn-i Battuta // AHİLER LADİK’TE DE BİZİ ŞAŞIRTIYOR


Beldeye girdiğimiz saatlerde, biz çarşıdan geçerken bazı kimseler dükkanlarından çıkıp hayvanlarımızın dizginlerine yapıştılar. Bir başka grup ise bunlara engel olmaya kalkıştı ve bu yüzden de aralarında kavga çıktı. Hattâ bazıları birbirlerine bıçak çekmeye bile kalkıştı. Ne söylediklerini anlayamadığımız için müthiş bir korkuya kapılarak, bölgede yol kesicilik yapan Germiyanlılarla karşılaştığımızı, bu şehrin onlara ait olduğunu ve mallarımızı elimizden almaya çalıştıklarını sandık.

Ortalıkta tam bir kargaşa yaşanıyordu. Bu sırada Cenab-ı Hak bizi Arapça bilen bir hacıya rast getirdi. Ondan, bu kişilerin bizden ne istediklerim sordum. “Korkmayın” dedi, “Bunlar Ahilerdir. Sizi ilk karşılayanlar Ahi Sinan’ın, diğerleri ise Ahi Duman’ın yoldaşlarıdır. Her iki grup da kendi zaviyelerine inmenizi istiyorlar!”

Olacak iş değildi. Eşkıya olmasından korktuğumuz bu adamların yegâne kavga nedeni, bizim hangi zaviyede ağırlanacağımızdı. Onların bu yüksek misafirperverliği karşısında gerçekten hayretler içinde kaldım. Nihayet, aralarında kur’a çekilmesi ve kura hangi tarafa isabet ederse o tarafın zaviyesine misafir olmamız kararlaştırıldı. Böylece aralarında sulh yapılmış oldu.

İçeriği paylaş