hikâye
SAHİLDEKİ CESET(-2-)
EMİNE _PİŞİREN 7 Temmuz, 2008 - 08:03- EMİNE _PİŞİREN yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 17 kez okundu
Bir ağustos sıcağında Üsküdar’da kurulan semt pazarını dolaşmak için Kapı ağzındaki evimden çıkmıştım. Güneş tepemdeydi sanki. Cuma pazarını bir şey almadan dolaşıp durmuştum. Zaman zaman kumaşlara dokunan parmaklarım oldu tabi ki, ama alma duygularıma engel olmak zor olmadı. Kira verilecek, çocuğun okul masrafları ve diğer borçlarımız aklıma gelince Cuma pazarından erken ayrılmıştım. Biraz sahile doğru adımlarımı hızlandırdım.
Salacağa doğru uzandı bakışlarım. Yıllar önce bir hayli tatlı anılara tanık olan çay bahçesine on dakikada varmıştım. Tahta sandalyeye oturduğumda alışkanlık işte çantamda ki, sigaram ve çakmağım çay gelmeden önce masada hazırdı.
Kız kulesi tam karşımda nazlı gelin gibi suyun üzerinde durmaktaydı. Her seferinde kayıkla oraya gitme arzusu içimde beslenir, dururdu. Garson yanıma yaklaşıp, “ bir şey alır mıydınız efendim?” dediğinde sıçradım! Dalmıştım çünkü.
GÜL VERENİN ELİNDE GÜL KOKUSU KALIR
EMİNE _PİŞİREN 3 Temmuz, 2008 - 08:01- EMİNE _PİŞİREN yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 45 kez okundu

"Herşeye karşın herkes sevdiğini öldürür. Kimi bunu sert bakışıyla yapar, kimi de yüze gülen bir sözcükle, korkak kişi bunu bir öpücükle, cesur adam bir kılıçla!"
Oscar Wilde
OLMAZ OLMAZ DEMEYİN!..
Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin gelin-kaynana sorunlarına tanık olursunuz. Hiç kimseyi zorunlu olarak sevemeyiz ama, birlikte yaşadığımız kişilere saygımızı göstermeliyiz.
Örf ve adetlerine hala önem veren Japonya ve Çin’de dahi bu dava gündemdedir. Bu hafta ise, okumuş olduğum bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim.
BİR UFAK ESİNTİ
Asya 2 Temmuz, 2008 - 08:05- Asya yazıları
- 2 yorum
- devamı...
- 104 kez okundu
Duvarlar içinde bir kalp... Sahibi yitik yalnız... Duvarın içinde geçmişten kalma küller... Esen her ufak esintiye kafa tutan binlerce küçük kül tanesi... Ne sanırlar kendilerini meçhul... Hiç fırtına esmeyecek mi o dört duvar arasında? Sahte sonradan görme alımlarıyla mesken tuttukları kalbi, kendine getirecek bir fırtına... Ne zaman ateş onları azad etti de küle döndüler. Ne zaman o saf kalbi mesken tuttular bilinmez. Ama kendini bir şey sana tozu dumana katabileceğini düşünen bir ufak esinti çıkageldi bir gün,esti gürledi... O binlerce küçük kül tanesi öyle güçlü öyle güçlüydü ki... Sonunda dağıldılar dört bir yana.. Ama kalbi esintiye vermek için değildi bu tozu dumana katma, daha da acımasızlaştı küller kalbi vermeye niyetleri yoktu belli, bir ufak esintiye...
Esinti bekledi, o güçlüydü kül taneleri zayıf... Bire bin yapılan bir savaştı bu belki, tek başına esinti oysa binlerce kül tanesi... Kalpse durumuna bakıp iç geçirdi. O da istemez miydi esintiye kendini teslim etmeyi... O da istemez miydi al götür beni yanan azap ateşinin hala acı veren acımasız küllerinden öteye... Tozlanmış yosun tutmuş dört duvarımdan götürebileceğin en uzak yere... Yorgun ve yalnız bir kalp, onu çalmaya gelen bir ufak esinti...
SAHİLDEKİ CESET(-1-)
EMİNE _PİŞİREN 25 Haziran, 2008 - 07:49- EMİNE _PİŞİREN yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 43 kez okundu
Bir kuşluk vaktinde körfeze uzanan bakışlarım, olağan üstü bir harekete dikkat kesilmişti. Havada keyifsiz martıların çığlıkları kulaklarıma değerken, baktığım o noktaya ilgim artmıştı. Sonbaharın ılık esintisine güvenmeyip, üzerime beyaz el örgüsü tiftik kazağımı giyindim. Terası acele terk ettim.
Sahile uzanan ayaklarım tedirgindi. Yüz elli adımda kumsala vardığımda martıların sayısını saymak ne kelime! Kumsalda gördüğüm nesneye üşüşüyorlardı. Her biri yerdeki nesneye konup bir gaga darbesi ve sonra tekrar havalanıyordu. Çığlıkları kulaklarımı ayaza çalarken, ilgi odağım olan nesneye yaklaştım. Ve olduğum yerde dona kaldım!..
BELLEK
aydoğdu demirci 16 Haziran, 2008 - 08:30- aydoğdu demirci yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 735 kez okundu
Ve artık o kadar esrâr yüklüydü ki neredeyse hiçbir anlamı yoktu; -rastlantı denilemeyecek kadar planlı ve bilinçli sayılamayacak pâyede sonuçsuz aşamaların bile- Yüzünün, elmacık kemiklerini hissettirecek denli baskı yaptığını fark ettiğinde, zayıflamış olduğunu bugüne pek uzakta kalmış anıların çağrışımları ile hissedecek, her şeyin bizatihi başka bir hâle hoyratça dönüşmesi hakkında düşünmeye başlayacaktı. Yağmur ile bellek'in ilintisini ise, saat akrebinin gözlenemez düzensizlikle hızla devindiği ve yelkovanın, kadrandaki dört çizgisinin biraz ilerisinde kımıltısız durduğu gün kavramıştı.
Etrafındaki; hafızasına karşı emniyetinin azalmış olduğu izlenimi bırakan, her birinin üzerinde hayli çalışıldığı sarih, yüzlerce kaynaktan çıkarılmış sayısız not ile o yalnızlık anlarının getirdiği duru ve yıpratıcı şuurun hâsılasıyle dolu defterlerin tarafında duran yatakta vitrayı seyrediyordu. Karanlıkta gözlerin hissedilememesinin bahşettiği sonsuzluk duygusunu bozan ilk tayfın idrâkine erdiğinde, son sardunyalar'dan ağır saat'e, filbâhri râyihasından toprak ufalama hissine değin zincirleme genişleyen bir kavrayışın ablukasına iyice girmiş olacaktı.
İÇİMİZDEN ÖRNEK BİR YAŞAM
Aysima 1 Mayıs, 2008 - 08:30- Aysima yazıları
- 2 yorum
- devamı...
- 249 kez okundu
Dünya hayatının en çetin imtihanlarından biri de, gerçeğe yaklaşmaktan çekilen zorluklardır. Çünkü beyinlerimiz maddi olaylarla yıkanmış, gözler görmediğine inanmaz olmuş, bu yüzden de duâlarımız bile samimiyetini kaybetmiştir. Aslında her insan, başta rüya gerçeği olmak üzere bir çok kere madde ötesindeki esintileri farkeder. Veya birçok kere madde ötesinden yansıyan mânâ gücünün varlığına şahit olur. Fakat kuvvetli bir imâna sahip olmayan insan, madde ötesi gerçekleri nefsin ve şeytanın tesiri ile ya görmezlikten gelir, ya da "tesadüf" der geçer.
Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olayla karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek özel bir arşiv yaptım. Bunlardan 1976 yılında yaşanmış olan bir olayı size nakletmek istiyorum.
Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurtdışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkânı bulamamıştı. Serab'ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da Allah'ın izniyle iyileştiğini gördüm. Ancak Serab'ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu.
NAKŞEDEN İZLER - IX
Mustafa CİLASUN 14 Nisan, 2008 - 08:05- Mustafa CİLASUN yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 120 kez okundu
Milletten habersiz, kendi namı hesaplarına çalışan, kon tür gerilla, Ergenekon veya batı çalışma gurubu gibi,
Milletinin aleyhinde ve milleti yönlendirme adına, parlâmentonun dahi çözemediği, bir oluşuma alet oluyorlarsa,
Bu milletin, devleti için her zaman, kendini feda etmiş ferlerinin, temel hak ve hürriyetleri, gözlerinin içine bakılarak, ellerinden alınıyorsa,
Bu mübarek millete, cihan devleti olma, bahtiyarlığını gösteren, ecdatlarımızı, hiçbir zaman gün yüzüne çıkarmaz ve arşivlere mahkûm ediliyorlarsa,
Ve bu milletin, en büyük arşivi, Bulgaristan’a kilo ile hurda kâğıt olarak satılıyorsa, bunu da devlet bizzat kendisi yapıyorsa,
Devletin, devlet olabilme şartlarından birisi olan, milletinin genelinin, en büyük kutsiyetlerini, Allah, Kur’an ve Peygamber bağlamında ki İslam ve prensiplerini,
Arapların dini sayarak ve en büyük tehlike olarak, hedef gösterip, bu kutsal değerlere savaş açıyorlarsa;
NAKŞEDEN İZLER - VIII
Mustafa CİLASUN 3 Nisan, 2008 - 09:00- Mustafa CİLASUN yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 185 kez okundu
Huda her yarattığına gerçeği sormuş, akdedip sabredenler, su yüzünde saman olmuş, etmeyenler ise sefalet ve zillette boğulmuş.
Beni yaratıp donatan, en ulvi duyguları mücehhez kılan, her zaman bağışlayan, Rahman ve Rahim olan, Yaratan Rabbime sığındım, sinemi istila eden burukluğumla ona ellerimi açtım.
Ey Allah’ım, biliyorum ki imtihan ediyorsun, fakat sen beni, benden daha iyi bilirsin, kimseye bilerek kötülük yapmadığımı, gözümü kör edecek hırsımın olmadığını, kalbimde hasedin hiç barınmadığını,
Helalinden kazanayım istedim, bunun için hiç vakit gözetmedim, üşenmedim, isyan etmedim, gücümün üzerinde gayret gösterdim ve her zaman sana hamd ettim.
Sinemi bu kadar, harap edecek ne yaptım, yüreğimde kopan fırtınalara, zihnimi felç eden dalgalara, artık göğüs geremiyorum.
AŞKI YIKAMAK
enginfiroll 11 Mart, 2008 - 09:15- enginfiroll yazıları
- 2 yorum
- devamı...
- 262 kez okundu
Hikayeye aşkı tarif etmeyle başlamayı düşünüyordum ama sonra tarifi yapamayacağımı, elime yüzüme bulaştıracağımı anlayınca enginfiroll’a haddin olmayan işlere karışma dedim.
Bir yaz gecesiydi. Bir yerden hanımeli kokusu geliyordu.Rabbim ne güzel kokuyor bu böyle,cennetten geliyor olmalı dedim.Kokuyu daha yakından ve derinden alabilmek için camı sonuna kadar açtım,derine daha derinime solumaya başladım.Gözlerimi kapamış kokunun etkisiyle cenneti hayal ediyordum. Bize anlatıldığı gibi her yer yemyeşil, renkli ve mis kokulu renk renk çiçeklerle renk renk kelebeklerin buluştuğu, kırmızı elma ağaçları,yanı başımızda akan gürül gürül bir dere,kuşların ahenkli cıvıltıları, herkesin gülümsediği ve huzur dolu olan bir yer miydi?…Bir kelebek hanımeli çiçeğine konmuştu ki el çırpmamla yeniden havalandı ve sallanan hanımeliden gelen o muhteşem koku…Hayalimde tam kanatlanmış uçuyorken bir köpeğin havlamasıyla uçuşu yarıda bırakmak zorunda kaldım.Ah şu köpekler ne zaman kedileri kovalamaktan vazgeçecekler.Nedir bu anlaşmazlıkları hiç çözemedim.Doğalarında var olan bir şeydi belki de ama hayalimde gezinirken yoluma engel olmalarından dolayı havlayan köpeklere ben de havlamıştım HAV HAV DA HAV HAV diye…Gökyüzünde parlayan yıldızlara bir göz kırpıp,geceyle vedalaşıp yatağımda bulmuştum kendimi.
AYRILIK
Mağrur Adilhan 26 Şubat, 2008 - 09:08- Mağrur Adilhan yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- devamı...
- 175 kez okundu
Yağmur şiddetini yitirmişti. Az önce camı parçalamak istercesine döven damlalar, güçlü rakibini sert yumruklarla yıkmaya çalışan zayıf bir boksörün yorulup pes etmesi gibi durulmuştu. Saatlerce öne eğilmiş başını yavaşça cama doğru kaldırıp baktı. Küçük damlalar cama çarpıyor ve zikzaklar çizerek aşağıya doğru süzülüyordu. Bir müddet onları izledi. Biraz önceki ağlama krizi durmuş, gözlerindeki yaşlar azalmış, yerini; tıpkı yağmur damlalarının pencerenin camından süzülüşü gibi yanağından yavaşça akıp giden küçük gözyaşlarına bırakmıştı. Ayağa kalkmak istedi ama cesaret edemedi. Halının üstüne yığılıp kalmaktan korktu. Her tarafı titriyordu. Odada hiç durmadan içilen sigaranın etkisiyle bir sis perdesi oluşmuştu. Hemen yanında duran küllükteki izmaritler küçük bir tepeyi andırıyordu.
Gözlerini bir an kapattı. Belki bin defa durmaksızın düşünmesine rağmen olanları tekrar düşünmeye başladı. “Daha dün!” diye geçirdi içinden, “Daha dün her şey ne kadar güzeldi; nerden çıktı bu ayrılık!”








Son yorumlar
31 dakika 12 saniye önce
49 dakika 34 saniye önce
56 dakika 7 saniye önce
1 saat 29 saniye önce
1 saat 8 dakika önce
1 saat 11 dakika önce
1 saat 12 dakika önce
1 saat 23 dakika önce
1 saat 26 dakika önce
1 saat 31 dakika önce
1 saat 36 dakika önce
1 saat 39 dakika önce
1 saat 42 dakika önce
5 saat 3 dakika önce
7 saat 9 dakika önce