değini

VEFATININ 20. YILDÖNÜMÜNDE CEMİL MERİÇ'İ RAHMETLE ANIYORUZ // Fehmi Yakut

Kategoriler:

Cemil Meriç denince birçoklarının ilk aklına gelen; “Kamus namustur” ya da “Paris evde yoktu. Ben rüyada gördüm Paris’i, gülümsedi ve kayboldu.” (Bu Ülke, s. 44) gibi aforizmalarıdır. Dillere pelesenk olmuş bu cümleler, aslında Cemil Meriç’in bendeki özetidir. Onun lisan konusundaki hassasiyetini bir namus meselesi olarak telakki edişine bakıp da duruşunun önünde eğilmemek mümkün müdür ki; “Kelam, bütünüyle haysiyettir.” “Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla.” “Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcudur.”

Peki, Cemil Meriç’i bizim için bu kadar değerli kılan asıl sebep nedir?

Bir toplumun sosyolojisini tahlil etmek, tanımlamak ve prensiplerini ortaya koymak için, o toplumun dilini, tarihini ve dini olgularını irdelemenin gerekliliğine vurgu yapar Cemil Meriç. “Tarihimiz, mührü sökülmemiş bir hazinedir.” “Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanıp uçmak gericilikse, her namuslu insan gericidir.” “Her toplum bir kitaba dayanır: Ramayana, Neşideler neşidesi veya Kur’an. Senin kitabın hangisi?” “Din, bir susuzluk, sonsuza karşı duyulan özlem. Bilgi değil, aşk.” “Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız.” “Aldatmayan tek sevgili var dünyada: mutlak güzel.” “Bu çökmeye hazır medeniyet üç sütün üzerinde duruyor; süngü, açlık, fuhuş.”

ALTERNATİF EĞİTİM METODLARI

Kategoriler:

Bilgece yap. Yani koruyarak. Yani için titreyerek. Yani yıkılmasın diye. Tutkuyla yap. Sana verilen yaşama gücünü kullan. Yılmadan, bilgece ve tutkuyla. Önce yap, sonra açıklarsın."(İ.Özel)

Çocukluğumda ebeveynlerimin tüm kardeşlerimle birlikte bizlerin terbiyesinde kullandıkları farklı otantik metodları şimdilerde anımsadıkça yüzümde ılık rüzgarlar estiren tebessümler beliriyor. Yine o günleri özlediğim demlerden birinde; ailemden birkaç kesiti sizinle de paylaşmak istiyorum.

Babam öğretmenlikten kalan vakitlerde toprakla meşguliyete olan düşkünlüğünü anneannemin Bursa'daki asırlık Osmanlı evinin bahçesine zaman ayırarak gidermeye çalışırdı. Hala da öyledir ya... Babamın kuvveti, anneanemin hayat tecrübesiyle birleştiğinde bahçemizin güzelliğine doyum olmazdı. Kokulu sarmaşık güller, leylaklar, zambaklar, envai çeşit çiçek, sebze ve meyva ağaçları... Tabi bir de yeni filizlenmelerinden itibaren o kadar ağaç arasından çocukluk aklıyla boy ölçüşmeye kalktığım kavaklar var.

YUVARLAĞIN KÖŞELERİNE DAİR

Kategoriler:

Unesco açıkgöz düşünce cambazlarının büyük bir iştahla memelerine saldırdıkları garip bir inek. Unesco süslü kutularda sunulan bir afyon. Amacı Asyayı, Avrupayı, terbiyeli bir sirk hayvanı haline getirmek, kurdun dişlerini törpülemek ve köpekleştirmek onu!

20 Aralık 1966 Cemil Meriç Jurnal 2den

Ya yok olası Yök'ün yasakçı zihniyetine ne demeli?!

Haydi Kızlar Okula... Ama, şayet, fakat, falan, filan... feşmekan...

...

varış:

/.../

'bana sen haklısın diyorlar,

hayır hayır, ben çok haklıyım.' bilen biliyor.

bu yarışın dışında kalanlar,

adamı sevgi, sevgiyi de adam ediyor.

...

ÖZGÜRLEŞMEK

Kategoriler:


Özgürlük insanın en temel ihtiyaçlarından biridir. Yaşamın içinde kaybolduğumuzda, kısıtlamalarla karşı karşıya kaldığımızda, dilediğimizce hayatımızı yaşayamadığımızda özgür olmadığımızı düşünürüz.

İnsan yaşamın içinde kendi sınırlarını kendi çizer ve bu sınırlar onun yaşam alanı olur. Bazen bu sınırlara başka insanların girmelerine ve hatta onların bu sınırlara müdahale etmelerine izin verir.. Başka insanlar bu sınırlara kuralları ile gelirler ve sınırlar aşılması zor duvarları oluşturmaya başlar. Birkere izin vermişsinizdir geriye dönemezsiniz. Bazen başka türlüsünün olamıyacağı inancı bile oluşur insan zihninde. Başlangıçta insan bunu sevgi adına , fedakarlık adına yapar ama giderek bu durum onu acizleştirir. İkili ilişkilerimizde, iş ilişkilerimizde, aile ilişkilerimizde, arkadaşlarımızla olan ilişkilerimizde bu sistem hep aynı şekilde işler. Taki biz özgürlüğümüzü kaybettiğimiz duygusunu içimizde duyana kadar. İşte kaos bundan sonra başlar.

MİMAR SİNAN’IN MERKÜR’DE İŞİ NE?

Kategoriler:

GEZEGEN, GÖKTAŞI, DİĞER GÜNEŞ SİSTEMİ GÖK CİSİMLERİ İSİMLERİNDE "TÜRKLER"

Kuşaklar boyu, her doğan çocuğa mutlaka farklı ve daha önce kesinlikle kullanılmamış bir isim bulmak zorunda kalsaydık, ne olurdu?

İşte bugün astronomların, hergün yeni keşfedilen, yıldız göktaşı, kuyrukluyıldız, gezegencik (astreoid), gezegen ayları, bu gök cisimleri üzerindeki dağlar, vadiler, kraterler ve diğer yapılar gibi ayrıntıların isimlendirilmesinde karşılaştırılan durum da bir ölçüde buna benzemeye başladı. Uluslararası Astronomi Birliği (International Astronomical Union), IAU’nun, belli yıllarda gerçekleştirdiği genel kurul çalışmalarında, ‘isimlendirme alt komisyonu sayılabilecek olan çalışma gruplarından gelen öneriler görüşülerek kabul edildikten sonra, bu isimler resmiyet kazanmakta.

İsimlendirmeyi kolaylaştırmak için isimlendirme çalışmalarında uyulması gereken bazı genel kurallar olmakla birlikte tarihi birikim de önemlidir. Örneğin, gezegen gibi sayıca az ve önemli gök cisimlerinde Roma mitolojisi ön planda. Gezegenlerle ilgili daha ayrıntıda isimlendirmelerse, genelde, söz konusu gezegenin eski Yunan (Grek) ve Roma mitolojisindeki konumuna bakılarak yapılmakta.

KURŞUN KALEM / Beth Leibson – Reader’s Digest

Kategoriler:


Bir kurşunkalem, 50 km. uzunluğunda bir çizgi çizebilir, 45.000 sözcük yazabilir. Üstelik yaptığınız hataları silmeniz için, bir de kuyruklarında silgi taşırlar.

400 Yıllık Dostumuz

Kurşunkalem

Kurşunkalemler, yazı dünyasının üvey çocukları gibi görünürler. Herkesin, dolmakalemlerle ilgili söyleyecek kesinlikle bir sözü vardır. Çünkü bir çoğuna göre, dolmakalemler romantik çekiciliğe sahiptir. Fakat şiirlerin dizesinde, kurşunkalemlerle ilgili herhangi bir isteğe ya da şikayete rastlamazsınız. Onlar her zaman ikinci plandadır.

CELLADIN SEÇİMİ / SDY'LE İLE GÖRÜŞME // Simon Jones

Kategoriler:

Bir insan nasıl infaz memuru olur? Niye bu mesleği seçer? Özyaşamöyküsü The Hangman’s Tale’de (İnfaz Memurunun Öyküsü), Syd Dernley şunları yazıyor:

“İnsanları öldürmek istediğimden değil; bir yolculuk ve macera duygusu uyandırdığı, kötü ünlü canileri göreceğim ve ünlü detektiflerle karşılaşacağım için.”

Neden polisliği seçmediğini sordum.

“O zamanlar, ruhsatlı, susturuculu 22 kalibrelik bir tüfeğim, bir de susturuculu 22 kalibrelik bir tabancam vardı; Sherwood Ormanı’na yalnızca 6 mil uzaklıkta yaşıyorduk ve sülünlerle kekliklerden hoşlanıyordum,” diyor Syd, muzip bir sırıtışla.

Syd belli ki heyecanlı öldürmelerden zevk duyuyor. Sordum: Başka infaz biçimlerine -sözgelimi, kafa keserek idama- katlanabilir miydi?

[YORUM] ALLAH KELÂMI DEĞİL!.. // ALEV ALATLI

Kategoriler:

Önce şu tespiti yapalım: Hiçbir anayasa Allah'ın kelâmı değildir. Hiçbir anayasa "mükemmel" değildir; "değişmez" değildir. Nitekim, "değiştirilmemiş" bir anayasa da yoktur. Toplumların mukadder gelişmelerini göğüsleyebilmeleri için, anayasaların zaman zaman revize edilmeleri kaçınılmazdır.

Gelmiş geçmiş anayasaların tümü, kimi maddelerinin revizyonu, kullanılan tanımların değiştirilmesi veya yeni eklentilerle değişikliğe uğramışlardır. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti anayasalarının da, son günlerde sıkça duyduğumuz alçaltıcı bir ifadeyle, "kırk yamalı bohça"ya benzemeleri eşyanın tabiatı gereğidir.

ONUN SÖYLEDİĞİ, BENİM YAZDIĞIM DAKİKALAR / MEHMET KISAKÜREK (oğlu)

Kategoriler:

Üstad’ın son şiiri “Zehir” Türk Edebiyatını geçtiğimiz sayısında yayınlanmıştı. Ya son yazısı?..

Onu büyük oğlu Mehmed Kısakürek’e sorduk:

-Doğrusu, bundan böyle, O’nun kaleminden çıkma, bilinmeyen her şiiri, her yazıyı, her ifadeyi, “Onunla 40 yıl”ın hatıra damlalarıyla oluşan deryaya sallandırıp gömmek niyetinde değiliz, dedi ve ne bir fazla ne bir eksik elimizden geldiğinde noktasına virgülüne dek neşretmek azmindeyiz. Neşretmek borcundayız. Hatta yarım kalan olsa dahi.. Son satırına, son kelimesine son harfine kadar..

Ve sualimize geldi:

-O, ne yayınlanmak üzere yazılan bir makale, ne bir fıkra, ne de herhangi bir eser çalışması, muhatabına dahi ulaşamayan kısa bir hitabeden ibaret...

SOM MERMER GİBİ // SEZAİ KARAKOÇ

Kategoriler:

İnsan, şüphesiz eserindedir. Fakat, eserdeki “ben” brüt bir “ben”dir. Saf “ben”i bulup çıkaracak çok az okuyucu vardır.

Birde eserleri olmakla birlikte, onlardan taşan kişilikler vardır. Esere konan kadar olan yazarlar vardır. Eserine koyduğundan fazlasını hayatını koyan yazarlarda az değildir. Öyle ki, o, bir olağanüstüyü yaşar, eser vererek de sözleriyle de davranışlarıyla da.

Şair ya da yazar eserini ortaya korken, ondan önce ve ondan sonra nice düşünceleri, hayalleri, buluşları sarf eder, adeta savurur.

Andre Gide, Oscar Wilde’i bize anlatırken dehasını eserine koyduğundan çok hayatına koyduğunu belirtir.

İçeriği paylaş