sinema
DAS LEBEN DER ANDEREN // BAŞKALARININ HAYATI
İyinur Ergün 27 Aralık, 2007 - 10:00- İyinur Ergün yazıları
- 4 yorum
- devamı...
- 532 kez okundu
1973 Köln doğumlu yönetmen Von Donnersmarck’ın filmi, Soğuk Savaş dönemi Doğu Almanyası’nda bir gizli polisin etrafında dönen olaylara yer veriyor. Film, 2007 yazında hayatını kaybeden (Ulrich Muehe ) En İyi Erkek Oyuncu dalında ve En İyi Senaryo dallarında ödüle sahip.
Bu yıl 'Yabancı Dilde En İyi Film' dalında Oscar alan "Başkalarının Hayatı", Doğu Almanya'da, 80'lerin ortasında geçen, aşk-politika-sanat üçgeni üzerine kurulu, etkileyici bir hikâyeyi konu alıyor.
Devlet gözetimi (ve bununla ilişkili olarak muhbirlik, fişlenme, fırsatçılık, konformizm, sisteme karşı mücadele yolları...) sanat-politika ilişkisi, sanatın ve sanatçının insanları değiştirme potansiyeli, geçmişin bellek yüküyle nasıl baş edilmesi gerektiği, filmin değinip geçtiği onlarca tema arasında bir çırpıda sayabileceklerimiz. Ana akım tarihi filmlerin şablonlarına göre örülmüş bir senaryo üzerinden ilerleyen filmde, bu temalar yeterince derinleşmeden, hikâyeye arka plan oluşturacak şekilde senaryoya eklenmiş gibi duruyor.
THE FOUNTAIN // KAYNAK
İyinur Ergün 26 Aralık, 2007 - 09:30- İyinur Ergün yazıları
- 11 yorum
- devamı...
- 793 kez okundu
Kendisini henüz iki filmle tanıma fırsatı bulduğumuz ve ilk iki filminde de birbirinden çarpıcı konulara yer veren Pi ve Requiem For a Dream'ın yönetmeni Darren Aronofsky'nin son çalışması. Yaklaşık bin yıla yayılmış hüzünlü bir aşk hikayesi ve insanın ölümle olan yüzleşmesi...
Darren Aronofsky "pi"yi borçlanarak ve sadece 60 bin dolara çekip bize iyi bir yönetmen olduğunu ve anlatacak ciddi meselelerinin olduğunu gösterdi. "requiem for a dream" de ise sonuna kadar derin bir sarsıcı ve rahatsız edici üslupla kendine dünya çapında bir hayran kitlesi oluşturdu ve Darren Arronofsky beyazperdeden yansıtılabilecek belki en güçlü filmi yaptı: The Fountain! Yani, Kaynak...
Kaynak (Ab-ı hayat) konusu, kurgusu ve müzikleri ile ama hepsinden önce görselliği ile sıra dışı bir film. Darren Aronofsky’nin üçüncü filmi. Daha önce çektiği Pi ve Bir Rüya İçin Ağıt filmleriyle izleyicilerin gözünde çok özel bir yere sahip olan yönetmen, bu son filmiyle de yine denenmemişi denemeyi göze almış. Üç farklı zamanda geçen bir hikayeyi birbirine oldukça karmaşık bir kurguyla bağlayarak anlatmış.
MODERN TIMES // ASRÎ ZAMANLAR
Bünyamin Ergün 25 Aralık, 2007 - 09:40- Bünyamin Ergün yazıları
- 8 yorum
- devamı...
- 579 kez okundu
Ekranda beliren jeneriğin ardındaki koca bir saat, modern zamanlara ait yeni bir gününün başladığını haber veriyor ve sonrasında gelen önsözse biraz sonra izleyeceğimiz filmin konusunu özetliyor: “Modern Zamanlar”: Endüstrinin, bireysel teşebbüsün - mutluluk peşinde koşan insanlığın öyküsü”
Film, ağıllarına doğru hızla ilerleyen bir koyun sürüsünün üstten görüntüsüyle başlıyor. Bilinçsizce sürüklenen koyunların hemen ardından da, metro istasyonundan çalıştıkları fabrikaya doğru koşuşturan işçilerin görüntüsü karşımıza geliyor. Bir yanda saatin altı olmasıyla birlikte işbaşı yaparak görev yerlerine gelen işçiler, diğer bir yanda ise gazetenin bulmaca ve karikatürleriyle vakit geçiren “Büyük Birader” (Big Brother) Genel Müdür.
İMPARATORUN YOLCULUĞU // LA MARCHE DE L'EMPEREUR
Bünyamin Ergün 24 Aralık, 2007 - 09:40- Bünyamin Ergün yazıları
- 12 yorum
- devamı...
- 645 kez okundu
Vahşi yaşam belgeselleri ile ün yapan ödüllü belgeselci, fotoğrafçı ve kameraman Luc Jacquet, Antarktika’nın acımasız buz çöllerinde, dünyanın barınılması en imkansız bölgesinde İmparator Penguenler’in peşine düşüyor...
İMPARATOR KOLONİSİ
Dünyadaki 40’a yakın İmparator kolonisinden ancak 4 koloni üzerinde araştırma yapılabildi. Bağımsız bir keşif seferi yapılmadan sadece bir tanesi ulaşılabilir durumdaydı. Bu, Adelie’deki Fransız bilim merkezi Dumont d’Urville’e birkaç yüz metre uzaklıkta yaşayan Geological Headland Archipelago kolonisiydi...
İMPARATORLARIN YOLCULUĞU...
Milyarlarca yıl her kış, Antarktika’nın acımasız buz çöllerinde, dünyanın barınılması en imkansız bölgesinde gerçekten olağanüstü bir yolculuk gerçekleşiyor... Binlerce İmparator Penguen, güvende oldukları derin mavi okyanustaki evlerini terk ediyorlar. Donmuş karaya tırmanarak, kıtanın iç tarafındaki ıssız bölgeye doğru yola çıkıyorlar...
GANDHI
İyinur Ergün 5 Mart, 2007 - 09:11- İyinur Ergün yazıları
- 8 yorum
- devamı...
- 3208 kez okundu
20. yüzyılın en önemli siyasi kişiliklerinden biri olan Gandhi sadece Hindistan'ın değil tüm dünya tarihinin en etkili bağımsızlık mücadelelerinden birini başlatmıştı. 1869-1948 yılları arasında yaşayan Mohandas Karamchand Gandhi ya da tüm dünyada tanındığı adıyla Mahatma (Sanskritçe'de Büyük Ruh) Gandhi, ülkesinin Britanya İmparatorluğu'nun sömürgesinden kurtulması yolunda büyük mücadeleler vermişti. Barışçı ve pasifist eylemleriyle dünya tarihinde eşi görülmemiş bir mücadele yürüten Gandhi'nin hayatını ise usta İngiliz yönetmen Richard Attenborough beyazperdeye aktardı.
1982 yapımı Gandhi, Ronnie Taylor, En İyi Görüntü Yönetmeni; Stuart Craig, En İyi Sanat Yönetmeni; John Bloom, En İyi Kurgu; John Briley, En İyi Özgün Senaryo; Richard Attenborough, En İyi Yönetmen; Ben Kingsley, En İyi Erkek Oyuncu; Richard Attenborough, En İyi Film ve En İyi Kostüm olmak üzere toplam sekiz dalda Oskar Ödülüne hak kazandı.
Kim Ki-Duk
Bünyamin Ergün 9 Ocak, 2007 - 18:29- Bünyamin Ergün yazıları
- 28 yorum
- devamı...
- 3216 kez okundu
Fazla geriye gitmeden, yakın geçmişte şöyle bir hafıza tazeleme alıştırması yaparsak eğer, son 15 yıl içerisinde Çin, İran veya Latin Amerika sinemalarının nasıl popüler olduklarını, hatta neredeyse biri diğerinin yerini alarak festival çevrelerinin ve sanat sinemalarının (o da ne demekse artık) gündemini oluşturduklarını hatırlayabiliriz. Belki de artık duymaktan sıkıldınız ama son bir yılın benzer şekilde yükselen değeri Güney Kore sineması; başka bir deyişle Güney Kore 'in'. Normal şartlarda bir yıl içerisinde çaptan düşmeye ve yerini yavaş yavaş başka bir ülke sinemasına devretmeye başlaması beklenirdi ama ı-ıh... Güney Koreli sinemacılar tam performans çalışıyor ve birbirinden cazip filmler üretmeye devam ediyorlar. Biz Türk sinemaseverler için bu gidişatı ilginç kılan bir diğer durum ise şu; önceki 'trend'leri daha ziyade festivaller aracılığıyla takip etmiş olan bizler, ilginç şekilde Güney Kore dalgasına vizyon filmleriyle de kapılabiliyoruz (elbette geride bıraktığımız Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin programındaki Güney Kore sinemasına ayrılmış özel bölümü de atlamamak gerek). Bu ülkenin sinemasından gelen örneklere ticari gösterimde de denk gelmeye iyiden iyiye alışmışken, Türkiye vizyonundaki Güney Kore filmi bolluğuna ciddi bir katkı da Kim Ki-duk'tan geliyor. Çok şaşırtıcı değil, zira 1960 doğumlu yönetmen kendi ülkesinin de sinema sektöründeki en önemli, en gözde isimlerinden birisi.
anlamak* bünyesinde paralel film izlemeleri yapılırsa katılır mısınız?
Ziyaretçi 29 Aralık, 2006 - 09:29- 36 yorum
- 2217 kez okundu
BU KİMSEYİ AĞLATMAYACAK BİR YAZI...
Ziyaretçi 8 Nisan, 2006 - 23:42BABAM VE OĞLUM
Bünyamin Ergün 12 Mart, 2006 - 10:18- Bünyamin Ergün yazıları
- 2 yorum
- devamı...
- 1662 kez okundu
Çocukların eğlence dünyası pek keyiflidir. Çünkü bir çocuk için neredeyse her şey oyun konusu olabilir. Hele de bir kaç çocuk bir araya geldi mi? Kimsenin keyfine diyecek kalmaz. Çocukların oyununu izleyen büyükler bile bu manzaraya gülümsemeden duramaz. Çocukların dünyası, büyüklerin özeneceği kadar mutlulukla dolar ve her çocuk büyüklerin dünyasından bihaber, büyüklerin kaybettiği özgürlüğü onlara nispet edercesine kullanır. Büyüklere düşen, onların gülümsemelerinden kalan artıklarla eğlenmekten öte değildir.
“Kulaktan kulağa†oyunu çocukların (daha doğrusu çocukluğumun) vazgeçilmez bir oyunuydu. Üç beş arkadaş ip gibi yan yana dizilir, sıranın en başındaki arkadaş yanındakinin kulağına diğerlerinin duyamayacağı sessizlikte bir şeyler fısıldar ve kulaktan kulağa geçerken yanlış anlaşılan kelimeler çocuk için öyle komikliklere bürünürdü ki, sıranın en sonundakinin söyledikleri oyun oynayan her çocuğu kahkahalara boğardı. Yıllar sonra, yani büyüyünce, büyüklerin de böyle bir oyun oynadıklarını öğrendim. Bu oyunun adı “Fısıltı Gazetesiâ€ydi; fakat ne hikmetse bu oyun kimseyi güldürmüyordu. Hatta bırakın güldürmeyi “Fısıltı Gazetesi†toplumsal sorunlara dahi yol açabiliyordu. “Fısıltı Gazetesiâ€nin yarattığı bu sorunları gördükten sonra ben de bu oyunu oynamayı bıraktım, bir iki gün evveline kadar.








Son yorumlar
23 dakika 18 saniye önce
41 dakika 40 saniye önce
48 dakika 13 saniye önce
52 dakika 35 saniye önce
1 saat 6 saniye önce
1 saat 3 dakika önce
1 saat 4 dakika önce
1 saat 15 dakika önce
1 saat 18 dakika önce
1 saat 24 dakika önce
1 saat 28 dakika önce
1 saat 31 dakika önce
1 saat 35 dakika önce
4 saat 55 dakika önce
7 saat 1 dakika önce