ÜMİTVAR BİR YAZI
- Mevlüt KARAKAPLAN yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 122 kez okundu
- rastgele...
Tarih yaşanmaya başlandığı günden beri, pek az bahtiyar hariç, hep hicranlı gönüllerin ızdırabını, bulanık zihinlerin karmaşasını, saf yüreklerin masumiyetini yazıp/yaşayıp durdu bugüne kadar. Belki tarih değil ama nesiller hep tekerrürden ibaret bir var olmayla varlıklarını devam edegeldiler. Şanına layık şanlı bir tarihi, günümüz de dahil olmak üzere, tarih sahnesinde görmek o kadar zor ki…Eğer varsa bile bir iki örneği, onlar da garipliğin kadim dostluğuna eşlik edip yalnızlıklarını yaşıyorlar tarihin tozlu sayfaları arasında.
Var olduğu günden beri insan, peşine düşmek ilah, yaralarını sarmak için derman, bir şeyler yapmak için de hep ilahdan ferman bekleyip durdu. Fıtratındaki bu ihtiyacı karşılamak belki de kaçınılmazdı insan için. Ama çok hazindir ki insan; inanmak için önce inanmaya iman etmenin gerekliğini bilmeyecek kadar bilmekten yoksun ; bekaya olan meylini, kendi el yapımı ilahlara tapacak kadar arayışta uzak ve korkaktır. İnanmak için ya da inanmak istediği için inanan insanın, inanması gerektiği için inanmadığından imanının imarı sahte temeller üzerinde yıkılmak üzere olan bir imanı taşıyıp durdu çoğu zaman. İlahı, elindeki putlarlar ya da cebindeki paralar; dermanı, hayvani zevklerin sofrası; fermanı, biçare mazlumlara zulmet deryası olan insanın insanlık adına, gerçeği bulmak ve idrak edebilmek adına alabileceği mesafe ne kadar fazla olabilir ki?...
Tüm bunlara rağmen kokusu etrafa buram buram saçılmış ümitvar bir hava hiç eksilmedi günlerimizden. O enfes kokuyu içimize çektikçe ; daralan göğsümüz genişledi, tutulan nefeslerimiz ferahladı, bulanık bakışlarımız berraklaşmaya başladı. Çünkü biz gördük ki karanlıklardan hemen sonra aydınlıklar ve ışık huzmeleri ortalığa hakim olmaya başladı, Nemrutlar, İbrahimlerin olmadığı bir çağda zülmetlerini şahlandıramadılar, musalar firavunların koynunda yetişti de kendi helakını kendi elleriyle büyüttü firavunlar. Bir avuç vicdanlı sine ,üç-beş yürekli dimağı ve birkaç hicranlı garibin omzunda bile olsa ümit hiç yokluğunu göstermedi bize.
Temizlenmek için zakkum deryalarında yüzen, kadehlerinde kandan irinden içkiler tokuşturan zihniyetler; yaşamak için savaşmayı tek düstur kabul eder, özgürlüğü kendinden başka kimseyi umursamakta görür, zenginleşmek için mazluma en çok zulmet yakışır diyerek o ateşten gömleği onlara giydirir ve bilmek için bütün bilinenler arasında en BİLİNMESİ GEREKEN’i bilmeyi cehalet kabul ederler. Halbuki biz biliriz ki savaşmanın sonu er ya da geç ölmektir, mazluma zulmün sonucu er y da geç felakettir; isyandır, fuzuliyata dair ne varsa bilinen sonunda uçuruma gitmektir. İşte ümidimiz ve beklentilerimiz de buradan ilhamını alıyor. Çünkü tüm bunlara rağmen cepheler hiçbir zaman teke inmedi. Hep çift cephe vardı günlerimizde, yıllarımızda. İyi yaşadı/yaşatılabildi her nasılsa bunca ağzını açmış aç aç bekleyen kurt arasında. Başarılamadı doğu/iyi cephesini kapatmak; çünkü görülmeyen bir şey vardı ki hiçbir zaman hesaba katılmadı. Belki de tüm hesapları altüst eden bir şey; belki planın en büyük parçası oluğu halde hiç fark edilmeyen bir şey: Hakkı haksızlığa uğrayan alamasa da bilemediler ki hakkı ancak HAK korur ve bilemediler ki mazluma en büyük yardımcı HAK’tır…
Bu ırmakların hepsinden geçerek geldik bugünlere, bu fırtınaların soğuğunda sabahladık kaç gece, üzerimizden oklar ve kurşunlar eksik olmadı hiç. Ey saflığından ve masumiyetinden hiç bir şey kaybetmemiş; fırtınalara ve sellere rağmen üstü başı toz-duman içinde kalmış arkadaş! Fırtınalar dindi. Yangınlar söndü. Kış yükünü topluyor buralardan gitmek için. Kalk ve üzerini silkele. Kıyafetini düzenle. Çünkü her sonlu gibi bu fırtına da son bulmak üzere. Budur ümidimizin menbaı. Budur dikeceğimiz fidanları büyütmek için ab-ı hayat olarak gördüğümüz efsun. Belki cepheler bir gün bire inecek, belki kaybeden taraf olacak. Ama yıpransa da verdiği mücadeleden, bu cephe kaybeden taraf olmayacak ve kapanmayacak. Sonsuz bir rahmet sağanak sağanak yağıyor üzerimize. Fenaya talip olmak bitmeyi gerektirir. Zulmet biter bu yüzden; ama rahmet RAHMAN’ın ikramındansa; ve talip olanlar bekaya kanat açma amacındaysalar; rahmet muslukları açılır ardına dek. Mazluma mahzun olmak yakışmaz; ama RAHMAN’a merhamet çok yakışıyor Yeni bir yarının arifesinde; biz, arafta kalmış olanlar, artık rahmet kurnalarından içelim içebildiğimiz kadar.
Bitti artık yaşanan ne varsa bunca hezimet üstüne hezimet
Bir avuç umut serpelim toprağa ümitvar yarınlara namzet…
Mevlüt KARAKAPLAN








Son yorumlar
1 saat 15 dakika önce
5 saat 17 dakika önce
5 saat 44 dakika önce
6 saat 14 dakika önce
18 saat 12 dakika önce
1 gün 17 saat önce
3 gün 7 saat önce
4 gün 20 saat önce
4 gün 20 saat önce
5 gün 2 saat önce
5 gün 11 saat önce
5 gün 19 saat önce
5 gün 19 saat önce
5 gün 20 saat önce
5 gün 21 saat önce