VEFATININ 20. YILDÖNÜMÜNDE CEMİL MERİÇ'İ RAHMETLE ANIYORUZ // Fehmi Yakut

Kategoriler:

Cemil Meriç denince birçoklarının ilk aklına gelen; “Kamus namustur” ya da “Paris evde yoktu. Ben rüyada gördüm Paris’i, gülümsedi ve kayboldu.” (Bu Ülke, s. 44) gibi aforizmalarıdır. Dillere pelesenk olmuş bu cümleler, aslında Cemil Meriç’in bendeki özetidir. Onun lisan konusundaki hassasiyetini bir namus meselesi olarak telakki edişine bakıp da duruşunun önünde eğilmemek mümkün müdür ki; “Kelam, bütünüyle haysiyettir.” “Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla.” “Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcudur.”

Peki, Cemil Meriç’i bizim için bu kadar değerli kılan asıl sebep nedir?

Bir toplumun sosyolojisini tahlil etmek, tanımlamak ve prensiplerini ortaya koymak için, o toplumun dilini, tarihini ve dini olgularını irdelemenin gerekliliğine vurgu yapar Cemil Meriç. “Tarihimiz, mührü sökülmemiş bir hazinedir.” “Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanıp uçmak gericilikse, her namuslu insan gericidir.” “Her toplum bir kitaba dayanır: Ramayana, Neşideler neşidesi veya Kur’an. Senin kitabın hangisi?” “Din, bir susuzluk, sonsuza karşı duyulan özlem. Bilgi değil, aşk.” “Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız.” “Aldatmayan tek sevgili var dünyada: mutlak güzel.” “Bu çökmeye hazır medeniyet üç sütün üzerinde duruyor; süngü, açlık, fuhuş.”

Cemil Meriç’in bu kadar güzel sözlerinin üzerinde biraz olsun düşünelim lütfen.

Eserlerinden cımbızla çekilmiş hiçbir söz bir fikir adamını hakkıyla anlamak için yeterli değildir kuşkusuz. Ama mutlaka zihnimizde bir yerlere oturtur kendisini. İlginçtir ki Cemil Meriç kâğıda döktükleri en fazla cımbızlanan düşünürlerimizden birisi olmuştur. Belki de sırf bu sebeple özel hayatında uç noktalarda yaşama özelliği, günümüzde birçok değişik kesimi, Meriç’i kendi pencerelerinden görme ve kabullenme zafiyetine düşürüyor. Özellikle Cemil Meriç’in fikri varisleri olduğu iddiasındakilerin, onu ısrarla bir tarafa (şu ya da bu tarafa) yönlendirme çabalarına şahit olurken, başka bazı grupların da aksi yönde Meriç’i kendi düşünce merkezlerine çekme gayreti içerisinde olduklarını üzülerek görüyoruz. Oysa Cemil Meriç’i bir bütün olarak algılamak gerekir. Çünkü Meriç, hangi düşüncede olursa olsun, düşünceye dahi nasıl bir pencereden bakılması ve nasıl bir duruş sergilenmesi gerektiğinin bu ülke için hayli erken sayılabilecek örneklerini vermiştir.

Meriç’i bizim için değerli kılan, Tanzimat’la başlayan Avrupalı hayranlığı karşısında, Batıdan gelen her fikrin tartışmasız savunuculuğunu yapan dejenere Türk aydını tipleriyle hiçbir zaman uzlaşmamasıdır. Çağdaşlığın kayıtsız şartsız Batı kültürü olduğunu asla kabul etmemiştir o. Batıdaki sistemlerin sınıf mücadelesi temeline dayandığını, Osmanlı’da ise böyle bir mücadele bulunmadığını, dolayısıyla Batıdaki sosyal sorunların ve bu sorunların çözülmesi için önerilen sistemlerin bizde aynı şekilde uygulanamayacağını savunmuştur Cemil Meriç. Tanzimat’tan sonraki aydınları tarif ederken; “Kendi tarihinden koptuğu ölçüde aydındır, kendi tarihinden, yani kendi insanından. Batının temsilcisi olduğu ölçüde aydın.” diye tarif etmesi boşuna değildir yani.

Türk aydınlarının, çoğu zaman bir statünün adamı olduklarını ve bulundukları statüyü korumak için de feda edemeyecekleri hiçbir değer ve vazgeçemeyecekleri hiçbir ilkeleri olmadığını ilk fark edenlerden birisi olmuştur Cemil Meriç.

Mademki onun ifadesiyle; “Kronoloji: aptalların tarihi”dir, öyleyse Cemil Meriç’i ansiklopedik, kronolojik bilgilerle anlamaya/algılamaya çalışmak, “güneş kelimesiyle ısınmak”tan farksızdır. Onu anlamak için hayatını ve kitaplarını içimize sindire sindire, alyuvarlarımızda hissederek okumalıyız.

Heyhat, hâlâ ancak şiddetle arzu edenlerin ve arayışa girenlerin erişebileceği kadar uzakta bulunan eksiksiz bir Cemil Meriç külliyatı mevcut değildir. Bu kimin ayıbıdır?

Şimdi ve burada sorulacak esaslı soru şu olabilir: Cemil Meriç gibi bir düşünce adamını yeterince tanıyor muyuz? Hakkında yazılmış kitapların sayısı ve içeriği yeterli midir? Bu sorulara cevabımız ne yazık ki “hayır” olacaktır. Cemi Meriç gibi bir düşünce adamı, Batı dünyasında doğmuş olsa idi elbette ki hakkında yazılmış kitaplar daha vefatının üzerinden yirmi sene geçmeden yüzlerle ifade edilirdi.

Her şeye rağmen ve yeterli olmasalar da kayda değer bazı Cemil Meriç çalışmalarının varlığı bizi teskin ediyor. Fikirleri ve kişiliği hakkında yayınlanan kitapların birçoğu Cemil Meriç’in bir ya da birkaç yönünü öne çıkartarak yürütülen çabaların mahsulü. Oysa tüm yönleriyle Cemil Meriç’i ortaya koyabilecek çok daha kapsamlı ve analitik çalışmalara ihtiyaç var. İçinde bulunduğumuz yılın Ocak ayında Artus Kitap’tan çıkan Göksal Çetin’e ait “Sağ ve Sol Karşısında Cemil Meriç” ve yine aynı yayınevinin logosunu taşıyan Kemalettin Taş’a ait “Din ve Toplum Karşısında Cemil Meriç” isimli kitapların okunmaya değer ve daha yetkin çalışmalar için ilham verici nitelikte olduğunu söyleyebiliriz. Aynı şekilde Dücane Cündioğlu’nun Etkileşim Yayınları’ndan çıkan ve hatırı sayılır bir emek sarf ederek ortaya koyduğu üçleme de takdirde şayan. Bu tür kitapların çoğalması, Cemil Meriç kimdir ve bizim için neden önemlidir sorusunun doğru cevabının bulunması bakımından ekmek gibi su gibi elzemdir.

Anlama çabası sergilemeden “karalayarak” meşhur olma heveslisi kimi cahiller onu “Fransız kültürünü Türkiye’ye getirmek için çalışmakla, kendi yaşadığı topraklarda neler olup bittiğine bakmamakla, ne yapmakta olduğunu bir türlü anlamamış olmakla, tutunamayan birisi olmakla” itham etse de o; “Gerçeği görmek, hayatı sonuna kadar yaşamakla mümkün. Yığın Avrupalılaşırken, aydınlar Türkleşmeli. Ve Çalışmaya başladım. Spinoza kırk dört yaşında ölmüş. Nietzsche kırk dört yaşında delirmiş. Ben yolumu kırk dört yaşından sonra buldum.” diye dürüstçe ifade etmiştir aradığı dünyaya kavuşma serüvenini. Bunun ötesinde söylenecek söz mü kalır bizlere. Ama bizim sözde aydınlarımızın, bir insanın, kendi sözleriyle reddettiği değerleri ısrarla o kişiye yükleme gibi bir açmazı vardır öteden beri.

Meriç için söylenenlerin aynısını bir zamanlar ve hâlâ Necip Fazıl için de söylemiyorlar mı?

Sonuç olarak Cemil Meriç’in kişiliği ve fikirleri gerçekçi bir gözle, insaf çerçevesinde, her yönüyle incelenip, araştırılmalı ve ortaya konulmalıdır. Çünkü Cemil Meriç’i anlamak ve anlatmak ideolojik çekim kuvvetlerinin eline bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir. Cemil Meriç kendi medeniyetimizi oluşturabilmemiz için tanınması gereken bir değer ve medeniyet yolunun kilometre taşlarından birisidir.

Vefatının 20. Yıldönümünde Cemil Meriç’i Rahmetle Anıyoruz
Her Namuslu İnsan Gericidir

Fehmi Yakut / Renkli Dergi — Sayı 8, 18 Haziran–24 Haziran 2007

Herkezin bir "Meriç"i Var

Sayın İyinur hanım, Fehmi Yakut'un bir yazısını tanıtmış bize. Keşke tanıtmasaydı.

Fehmi Yakut imzasını tanımıyorum; gerçi benim bir kimsenin imzasını tanımak veya tanımamak gibi bir lüksüm bulunmuyor. Paryayız çünkü biz; palavrayız. Ama ben kimliğe inanan bir insanım. Bir amaç uğruna yazar, bir başkasını kayırmamalı.

Cemil Meriç'in tarafı yoktur, tarafı olmayan bir insanın tarafı hiç yoktur. Ortodoks Sünni tefekkürün içinden fırlamış bir "isyan"dır. Neden hâlâ adamı aynı tefekkürün bir parçası haline getirmek istediklerine aklım ermiyor. Zaten, sevgili kızı sayesinde "Nurçu bir Cemil Meriç portresi" oluşturuldu, maşallah. Sen deme, bizim Cemil Meriç'in elinde gördüğümüz Das Kapital'ın içine giydirilmiş "Nur Risaleleri" imiş. Liseli yaramaz çocuk Meriç, statükodan böyla gizletmiş okuduklarını ve bilgisini. Bugünün Cemil Meriç hayranları, "kendini Meryeme adamış keşişler" gibiler.

"Ben fetheder gibi konuşan adamım, cengeder gibi, yaratır gibi konuşan adam. Senden sonra kimi fethedeceğim? Sen benim vatanım, beşiğim, mezarım, kainatım" - bu sözleri sevgilisine yazıyor Meriç. Bunları ben yazsam, ya soluğu tımarhanede alırım; ya da TV programlarının birine edebi kırık uçkur hırsızı olarak çıkarılırım. Yani devir şahsiyyete zangoçluk yaptırıyor. Nefretle andığı işportalarda Cemil Meriç'in kitapları satırıyor. Fahişeler de kılık değiştirdiklerinde ellerine "Bu Ülke"ni alıyorlar.

Fetmi Bey "yanlış anlatanlardan" şikayetçi, "yanlış anlatılandan" değil. Kimin "Cemil Meriçi" daha doğru diye sürüp giden bu horoz yarışında son sözü söyleyenler son sözlerini söyler söylemez durmadan kendilerini sona yazdırıyorlar.

Cemil Meriç öldü mü? Benim umrumda bile değil. Mezarı kaldığım yerin hemen beş-on metre uzağında, ama uğramam, çünkü "mezarına uğrayan eşek" olmamayı söyledi bize. Düşünürün mezarı kitaplardır. Kendini satırlara gömmüştür çünkü. Her başlık bir baştaşı. Her satır bir meyit. Kitabı okuyan iman eder; mezar mezar dolaşanlar değil. Kimin ahırında kimin günahının gömüldüğü belirsiz bu ortamda, gayr-i meşru kabirlerden çıkanlar ya aşıklar olur, ya oynaşlar.

Biz başkalarına acıma sevdalısıyız. Çünkü ancak bu şekilde kendimizi unutabiliyoruz. Ve bunun adına merhamet deniliyor.

Meriç...

O kadar acımasız eleştirmesem de sayın Nadir Marmara'ya katılıyorum. Batı aydınları ve entellektüelitesinin (batı medeniyetinin) hastalıklı bir takıntısı vardır. Bu takıntı hastalıklı oluşunun yanı sıra kasıtlıdır da. Yunan yarımadasına kadar gelip, hoooop Hindistan'a ve uzak doğuya açılır. Felsefe ve medeniyetlerini irdeler, konu eder ve oryantalist tatmin yolları geliştirir. Kasıtlı olarak İslam Medeniyetine bulaşmaz. Bulaşsa bilir ki kendini dahi yutacak bir derinliği olan medeniyetin içinde kaybolacaktır. Cemil Meriç'se benim nazarımda egosunu tatmin etme gayretinde olan ve huzuru yanlış yerlerde, yanlış yollarla arayan birisi. Ve akabinde batı medeniyetini yaptığı yaparak (Hind Medeniyetine dalarak) bir hastalıklı takıntıyı değil egoist bir hatayı gözlerimizin önüne koymaktadır.

Ve biz duygusal bir milletiz, acımayı da abartabiliriz...

Muhabbetle.

Mutmain Muhalif...

EDEP YA HU

Sayın Nadir Marmara ve M.Münzevi,

Biz acımayı bilen bir millet değiliz. Biz birkaç kelimenin hükmüyle idam etmeyi seven bir milletiz. Nitekim gelen yorumlar bu görüşümün şahitliği yapıyor.

Önce CemilMeriç’in kaç eserini ve makalesini okuduğunuzu merak ettim. Ama artık bu sorunun cevabıyla ilgilenmiyorum. Tek yönlü bir bakışın mahsülleri...

“Paryayız çünkü biz; palavrayız.”, Liseli yaramaz çocuk Meriç, Bugünün Cemil Meriç hayranları, kendini Meryem’e adamış keşişler gibiler”, “Fahişeler de kılık değiştirdiklerinde ellerine "Bu Ülke"ni alıyorlar” Bu cümleler ile ne kadar nitelikli bir kimliğe sahip olduğunuzu ispatlamış durumdasınız. Cemil Meriç öldü mü? Sorusuyla başlayan paragrafta da bu kimliğinizin derinliğini gösteriyorsunuz.

Bence siz “Kamus namustur” diyen bir Cemil Meriç’i, dilinizdeki bu üslupla anlamak isteseniz de anlamakta zorluk çekersiniz. Önce edep...

Edep Ya Hu

"Cemil Meriç'se benim nazarımda egosunu tatmin etme gayretinde olan..."

İlerleyen miyopuna meydan okuyup geceleri ışığa yakın olmak için masanın üzerine sandalye koyarak kitap okuyan ve gözlerini kaybetmesinin ıstırabında herkesin uyuduğu gecelere sokularak kitaplarını göremediği için gözyaşlarını karanlığa bırakan bir Cemil Meriç... Sanırım haklısınız. Adamda ne ego varmış!

Ve tüm bu seviyesiz yorumlarınız merhametten mi bahsediyor? Bu da bir çelişki...

Ayrıca vesilenizle Türkiye’ye bir çağrı yapayım. “Türkiye kitap okumuyor” cümlesiyle başlayan tüm paragraflarınızı silin. Biz acıma duygusuyla bile kitap okuyan bir millet(miş)iz!

Kaç ipi Cemil Meriç’in boynuna geçirseniz de önemli değil... Bazı insanlar arkalarında öyle bir yaşanmış hayat bırakırlar ki onların fikir dünyası başkalarına da usta olur. Çırak olmayı bilene...

“Ben Hakk’ım”diyen Hallac’ı anlamayarak onu idam eden bir nesil var olduysa da Hallac’ı mürşit kabul eden bir nesil de dünyaya gelmiştir. Hakk’ı arayanlara...

Kitap Alacağınıza Gözlük Alın

"Kırılan ümitlerin fırçası en sempatik çehreyi canavarlaştıyor" (Cemil Merçil, Jurnal I)

Bence de; tıpkı okuduğum yorum gibi. Ahlakın tutsağı olunur, sayın Mükrime Dilekçi, gardiyanı değil. Maalesef, kelepçe erkeğe takılır.

Edeb, tek bir sözcük; ama insan bir sözcükten müteşekkil değildir. Senin beyninde var olan düşünce hak; kalbinde yaşayan iman saf; dilinde gezinen kelimeler lügatsa, ben "edebsizim" demektir. Cemil Meriçi okumayanlar beni, Cemil Meriç'i okumamakla suçluyorlar. Sizin tırnak içine aldığınız sözcüklerin bir çoğu zaten Cemil Meriç'in. Doğrudur, ustat okuyarak gözlerini kaybetmiş; ama onu savunanlar koca bir okumadan gözlerini kaybedenler ordusu. Öte yandan ben Cemil Meriç'le ilgili en ufak bir laf söylemiş dahi değilim. Ben "Cemil Meriç putperestlerine" laf ettim; ki haklı olduğumu da kanıtlamakta gecikmediniz.

"Ne kadar nitelikli kimliğe sahip olduğumuzu" karşımıza çıkardığınız kimlik nitelikleriyle öğretiyorsunuz ya; işte asıl o zaman bize "Enal-Hakk" yolu açık gözükmektedir.

"Bi gece Roma'nın bir varoluşunda bir vatandaş, vatandaş değil ya, kadem nihade-i alem-i fena olmuş (yani dünyaya gelmiş). Olup, olmadığı da belli değil. Hoş, doğduğu yerin Roma ile ilgisi yok. Nazareth denilen bir acaip köy. Pis, sarsak bir herif. Deliliği hakkında üç ciltlik bir kitap okumuştum (Arada annem, arada ben (yani Fevziye ile Ümit Meriç) itiraz ediyoruz). Devrin tarihçilerinden hiçbiri adını sanını anmaz. Sonra, çarmıha germişler hazreti. Anlamışlar ki kahramanımız Allah'ın, bir rivayete göre kendisi, bir rivayete göre oğlu imiş"..."Konfüçyüz, İsa'dan çok daha bilge. Bir Buda bin İsa'ya bedel. Mısır medeniyetin zirvesinde iken İsa'nın en eski ceddi dünyaya gelmemişti"

Cemil Meriç, Jurnal II, s. 178-179.

"Edeb"liler Cemil Meriç okumasınlar; bizim durumumuzda olmak da var.

El-İnsaff

Sayın Mükrime Dilekçi, öncelikle verdiğiniz "edep" dersi için teşekkürler. Sayın Nadir Marmara herkesin bir Cemil Meriç'i var demiş ya, siz sizinkini yazmışınız, bense benim için olanı.

“Ben Hakk’ım”diyen Hallac’ı anlamayarak onu idam eden bir nesil var olduysa da Hallac’ı mürşit kabul eden bir nesil de dünyaya gelmiştir. Hakk’ı arayanlara...

Hangi açıdan, pencereden, algıdan ya da aforizmadan bakıyorsunuz bilemiyorum. O halde buyrun sizin alıntınızla başlayalım. Tasavvuf bir kişisel gelişim, bir(eysel) nefsi terbiye sürecidir. Toplumsal bir argüman olamayan -çünkü din toplumsaldır, tasavvufi terbiye toplumsal yaşamı kolaylaştırmada yardımcı bir roldür, din başroldür- tasavvufu, tutup din gibi ortaya koyarsanız, peşinize birilerini takarsanız, tebliğ ve irşadı tasavvufi metodlarla yaparsanız aşırılığın dik alasını yapmış olursunuz. Hallac-ı Mansur -Allah ol der ve olur, ki bu başka konu- kendi derununda "en-el Hak" mertebesinde olabilir. Ama bunu hoyratça ve sakınmadan ortaya yayması olumsuz sonuçlar ortaya çıkarır. Herkesin idrak ve izanı faklıdır. Herkes Hallac-ı Mansur gibi algıla(ya)mayabilir ve iş çığrından çıkar. Mutafa İslamoğlu'nun, sayın Eyüp Yıldırım'ın konusuna da aldığı gibi, bir tespitini yazmak isterim. "Tasavvuru milim kayanın, ameli kilometre kayar" Allah ve din kavramlarını doğru tasavvur etmez isek, amellerimizin doğruluğu nice olur?

Geçelim diğer boyutuna, elimin altında "Jurnal Cilt 2" var. (umarım artık merak etmediğiniz şeyin cevabını almışınızdır) Hangi bölümüne baksam "isyani" bir düşünüşün yansımalarını görüyorum. Bunların hepsini buraya aktararak anlatmak zor olacaktır. Bikaç örmek versem, adımız cımbızcıya çıkıyor. Oysa daimi amacım bir fikri, bir mantaliteyi sorgulamak. Ama yinede bir iki örnek vereyim.

"Yazdıklarımı okumuyorum, düzeltmiyorum. Kalbimle kalem arasında kapı yok. Kendimi bir ırmağın sularına bırakmışım. Bu ırmak sensin. Gülünç olmaktan korkmuyorum. Yarattığım bir rüyayı yaşıyorum. Seni ben yarattım. İstediğim zaman yok edebilirim...."

Jurnal Cilt 2, Stendhal da Ezeli Mağluplardan s.53

Bölümlerin heme hemen hepsinde bunun gibi onlarca, yüzlerce paragraf var, binlerce cümle var. Diğer kitaplarının bir kısmı da elimde mevcut. Okumuyor değilim çok şükür. Evet (bazı) tatmin(ler) açısından güzel eserler, çünkü n/isyan insanın fıtratında var. Eserlerininin genelinde bu durum var ve bu durum nefse hitap ediyor, ki bu sebepten bencil (egosit) dedim. Okuduklarımın sonunda vardığım sonucu söylemek edepsizlikse, size el-insaf diyorum, başka da bişey demiyorum.

Mutmain Muhalif...

"ya hayır söyle ya da

"ya hayır söyle ya da sus.."(sav)
...
bir bedevi gelir hz.ebubekir'e hakaret eder.aynı mecliste efendimiz(sav)de vardır,hz ebubekir ilk önce dinler, dinler, cevab dahi vermez.bedevi işi abartmış susmaz bir türlü,hz ebubekir dayanamayıp cevap verir savunmaya geçer.efendimiz sav aniden meclisi terk eder.efendimiz sav sebebini soran hz ebubekir'e:
-sen sustugunda senin cevabını melekler veriyordu,ama sen konuşmaya başlayıp müdahil oldugunda şeytan verdi cevabını,buyurur..
susmak sabır işi velhasıl

...
Ey sesimi keskin bir bicak gibi
Kininda saklayan cag
Ey sabirla bileyen günlerimi.

Erdem Beyazit

Vay vay vay...

Benim gibi ya da bana yakın düşünen birilerinin olduğunu görmek ne güzel...

İyice gerçek dışı bir alemde yaşadığımı düşünmeye başlamıştım...

Bkz: CEMİL MERİÇ'E DAİR KARALAMALAR

EDEP YA HU

Sayın Nadir Marmara,

“Ben "Cemil Meriç putperestlerine" laf ettim; ki haklı olduğumu da kanıtlamakta gecikmediniz.” (Nadir Marmara)

Yazmaya niyet ettiğim tüm cümlelerimi sildim. Edebin muhafazasını bilmeyen ile konuşacak hiçbir cümlem kalmadı. Ben putperest değilim. Tefsir anabilim dalı doktora öğrencisiyim. Ben “Cemil Meriç’in her cümlesine secde ederim” mi dedim?

Cahiller ile konuşmamanın da bir ahlâk öğretisi olduğunu peygamberimden öğrendim. Cahil olduğunuzu söylemek inanın bir müslümanı incitme tereddütümden dolayı zor oldu benim için. Ama kullandığınız kelimelerin analiz edilmeye bile istihkâkı yok.

Sayın M. Münzevi,

Hallac örneği, vefât edenlerin kıymetini bilenlerin varlığına işaret etmeye yönelikti. Takdir edersiniz ki tasavvufu burada birkaç kelimeyle özetleme imkânımız yok. Ama tasavvufu din olarak düşündüğümü hangi kelimemi hangi anlama râci kılarak çıkardığınızı anlamak çok güç! Ayrıca herkesin Hallac-ı Mansur olmasını beklemek hayalde bile kurmadığım bir ifadedir.

Cümlelerimin tahrif edilerek başka anlam boyutlarına malzeme kılınması üzüntü vericiydi. Rabbim’in ne kadar sabırlı olduğunu bir daha hissettirdiğiniz için teşekkürlerimi arz ediyorum.

Benden nokta.
İstediğiniz kadar virgül kullanıp cümle kurun.

PARDON (fr)

"Cümlelerimin tahrif edilerek başka anlam boyutlarına malzeme kılınması üzüntü vericiydi. Rabbim’in ne kadar sabırlı olduğunu bir daha hissettirdiğiniz için teşekkürlerimi arz ediyorum." (Mükrime Dilekçi)

Sayın Mükrime Dilekçi, böyle bir niyetim olmadığını bilmenizi isterim. Amacım başka boyuta çekmek te değildi. Siz Hallac örneğini öyle bir anda ve öyle bir uslupla verdiniz ki, ben de aynı örneğin benim tarafımdan bu minvalde ne anlamlara gelebileceğini yazmak durumunda kaldım. Demem o ki, maksadım zannettiğiniz gibi tasavvufu konu etmek değil, sizin anlatış tarzınızla "Meriç'in tarikinden gitme heveslilerinin her daim olacağı"ydı. En azından ben böyle bir anlam çıkardım. Hatamız bu ise özür dilerim, hamlığıma veriniz. Ben de yine sizin alıntıladığınız tasavvufi anlatımı kullanarak demek istedim ki, tasavvurumuzu doğru yapalım (illa tasavvuf alanında değil, aklınıza gelebilecek, yaşanabilecek ve yaşanamayacak, İlahi kudret ve ilmin ulaşabildiği her alanda doğru yapalım) ki sonrası hakikat olabilsin.

Jurnal'den rastgele açtığım bir sayfadan bir paragraf ekledim. Herşey anında gelişti ve yazdım. Akabinde yine edepsizlikle itham ediliyorum. Kendisini münekkid ilan eden birinin tenkid edilmemesini nasıl beklersiniz? Herkesin aynı şeyi düşündüğü bir yerde, hiç bir şey düşünülmüyor demektir. Ben de Cemil Meriç okudum, okuyorum. Ölü ya da diri, hakkında fikrimiz olmasın mı? Her şeyi olduğu gibi, anlatıldığı ya da bizden istenildiği gibi kabul etmek (alanınıza da göz önüne alarak)doğru ve sağlıklı bir yol mudur? Ve lütfen aşırı duygusal tepkinizi bir daha gözden geçirin. Beni itham ettiğiniz şeyi yapmanızı istemem, farklı ya da yanlış anlaşılmak. Hassasiyetinizi de göz önüne alarak, ben de nokta koyuyorum. Size katılıyor ve ben de teşekkürlerimi sunuyorum:

"Biz de kim oluyoruz, asıl sabreden Allah"
(NFK) ("Sen de kim oluyorsun" kısmı kasıtlı olarak "Biz de kim oluyoruz" şeklinde değiştirilmiştir)

Allah ameline göre muamele etsin (amin)...

Mutmain Muhalif...

edebiyatımızın gelmiş geçmiş en iyi ...

fakültede edebiyat hocamız bu tabiri çok sık kullanıyor."edebiyatımızın gelmiş geçmiş en iyi şair ve yazarı Nazım Hikmet tir"... ve hemen akabinde ekliyor."eğer karşı çıkan varsa söylesin,ama söyleyeceğiniz edebiyatçının tüm eserlerini okuyup öyle yorum yapın. zira ben Nazım ım tüm eserlerini okudum" sınıfta ses çıkmayınca da " sükut ikrardandır " demesi bize kapak oluyor. her defasında çıkıp " hayır... Nazım sizin için en iyi olabilir, ama benim için değil.fikri birliğiniz sizi O nu katınızda en yükseğe çıkarıyor" demek istiyorum ama arkası... "sence kim? kaç kitabını okudun?" soruları ile muhattap olacağımı bildiğimden hal-i sükut eyleyip oturuyorum...

neden anlattım bunu... C.Meriç hakkında ben de bir iki tespit yapmak istedim ama bu tespitlerim " Bu Ülke, Jurnal I, ve Nur Sohbetleri " kitapları çerçevesinde olacaktır. yani tüm eserlerini okumadım.

araftadır... elemanı olduğu veya kendisini elemanı hissettiği bir kümesi yoktur bana göre. sol cenaptan ( dinden uzak ) işe başlayıp, sağ cenaptan ( ne gariptir yine dinden uzak ) devam etmiş. içerisinde bulunduğu haleti ruhiyeden dolayı - öyle yorumluyorum - isyankardır. evet isyankar. kurduğu; edebi ve çarpıcı cümleler kadar şaşkınlıkla karşılanan -karşıladığım - isyankar cümleleri de yoğundur. sevdğim kadar sevmediğim cümleleri - benim kullanmadığım, kullanamayacağım cümleler - vardır. ifade ediş tarzı. belki de bulunduğu hali kabullenemeyişi, yaşadığı dönemde düşünen beyinlerin yoksunluğu O nun sözcüklerinde bir sivrilik ve isyankarlık doğuruyor.

tüm bunlara rağmen ben, sayın C.Meriç i, hayır ile yad ederim.neden...her şeyden zira, işine mükemmel düşkün ve elinden gelenin en iyisini yapmaya aşık. bu uğurda varını bile yok eyleyecek kadar.

herkesin bir Meriç i vardır... doğru... olağan bir durum.eğer herkesin bir tek Meriç i olsaydı bu hal absurdle iştigal bir durum olacaktır. ama ben birilerinin Meriç lerini eleştirirken çok ama çok dikkat ederim kullandığım cümlelere... incitmek, yaralamak istemem...

vesselam ...

kesse leyla bileğini, mecnun kanardı ...