"YENİ GELİNLERDEN DE ESKİSİNE / HERKESİN İÇİNDE BİR SEVGİLİ YAŞIYOR"
- Meryem Rabia Taşbilek yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 554 kez okundu
- rastgele...
Sitem/saygı duruşu
Sen böyle güzelken bana söz düşmez.
Bakma, şiirler yazdığıma.
Senden korkuyorum budur güvencem.
Vardı şimdi yok, o gençken…
Bir şaşkınlığım ben ademden kalma
Demiştim ama;
Ateş olsa ısıtamaz kendini
Dünya…
Bakıyorum kırlara halden anlamak için;
Kuşların uçuyor çiçeklerin açıyor,
Yeni gelinlerden de eskisine
Herkesin içinde bir sevgili yaşıyor!
…
İbrahim Tenekeci
Vaktiyle; savaşım neyle besleniyor diye sordu bir yolcu… Aşk mı nefret mi?
Nefret benim gönül topraklarıma pek ayak basmamıştır şimdiye dek…
Aslında dilsizliğime verip yazılarımın içine sakladığım kuyularımdan, içimde sürekli yer değiştiren uçurumlara daha dikkatlice baksaydı belki ben de bu sorusunu daha anlamlı kılabilirdim böylelikle… Yine de diyebilirim ki aşkı yaradan ve kalplerimizi elinde tutan Rabbin Vedud esmasına bile yeryüzündeki tüm varlıklar adedince hamd olsun… Ve aşk varken nefrete meyletmek nasıl mümkündür?... diyebilirim müebbet bir meveddetle soranlara selam olsun…
...
Bu iletişimin ilhamıyla...
...
Dedi ki;
üstelememeliydin…
Acılarımı sakladığım azık bohçamı açmam için…
İnsan acılarıyla yaşamaya alışıyor bir zaman sonra…
Azık bohçam diyorum zira artık acılarımdan bile beslenmeye başlamışken…
Şimdi sen içimdeki tekil acılarımı ifşa edip, çoğaltmamı, etrafa saçmamı istiyorsun…
Oysa kabuk tutan dinlenmeye bıraktığım sabrı cemillerim çiçeğe durmuşken, tohumlarımı, tomurcuklarımı küstürmemeliydin… Ortalık güzeyazmışken; vakitsizce düşen bir cemre gibi baharımı soldurmamalı, vaktinden önce sorular sormamalıydın…
İnsan özlediği yaşamın bile ansızın gelmesinden korkabiliyor. Alıştığı hüzünbaz demleri ürkütmemek adına hatta zamanla bu vuslattan soğuyabiliyor. Alışılagelmiş acılar dile geldiğinde farklı bir boyut kazanıp tazelenerek hayatımızın ortasına çöreklenebiliyorlar… Onları yaşamın ritminde bir notaya çevirmişken, tekrar gözden geçirmek tüm akortları bozabiliyor. Bunu kestirebilmeliydin… Kendi bilincini berraklaştırmak adına benliğimi saçılmış bir nara çevirmeyi göze almamalıydın.
Toparlamaya çalıştığım topal, ağır aksak, ıslıkvari cümlelerim lebimden her döküldüğünde yüreğimin çeperlerinin duyulmaz gürültülerle soyulduğunu hissetmeliydin… Senden hiç olmazsa Nietzsche’nin “Bir uçuruma bakarsan o da senin içine bakar!” fısıltısına kulak verip, sukutumla yetinmeni, içimdeki dipsiz kuyulara bakıp anlamanı isterdim…
Ben bir kulak aramıyordum. Soru sormadan dua edecek bir yürek kafiydi.
Derdimi bölüşmeyi denedim evvelce… Ve sonunda sondan bir önce; tek başıma yudumlamanın daha kahırsız olduğuna kanaat getirdim.
Artık seni anımsamam da kahırlarıma denk düşecek. Baktığım aynaların sırları dökülse dahi, yüzüne her bakışım acılarımla yüzleşmemin diğer adı olacak… Uzak kalmak isteyeceğim en son kişi bile değilken uzattığın bu el beni senin ne kadar uzağına düşürdü bilemezsin… Uzattığın bu el canımı ne denli yaktı tahmin bile edemezsin…
Benden özür dileme, yalnız yabancılar birbirinden özür diler demiştin… Bil ki bana bir özür boçlu değilsin… Hala uzaktaki en yakınlarımdan birisin…
Evet tam da buna denkti sukutu. Ağız dolusu susarak geceye sarıldı ve gitti…
hikaye bu ya...




aramak "ben bir kulak
aramak "ben bir kulak aramıyordum.soru sormadan dua edecek bir yürek kafiydi." yazdıklarınız bana Serdar Keskin'in "kaçış" şarkısını anımsattı.her "sevda" yada "anlamak" kendi başına bi uçurumken,her "ayrı düşmek" yada "uzaklaşmak" da uçurumun dibiydi sanırım. en yakın bulduğum şey de,-aşk varken nefrete meyletmemin mümkün olamayacağı-nı işitmiş olmamdı kayıp fısıltılarınızdan. ve Özdemir Asaf'ın "Aradım bulmasız ölümsüzün yalının yalansızın iki elini" deyivermiş olması aslında kendi dipsiz uçurumlarımızda ve nasıl soğukta yaşadığımızı anlatırdı hep.öyle bi yürek var mı ki kafi gelsin??? ne denir kaleminize sağlık.