YÜREĞİMDE SOLUKLANDIM
- Mükrime Dilekçi yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 266 kez okundu
- rastgele...
Kaldırıma çıkmadan ve sağıma soluma bakmadan yürüyorum. Kanatsız olmanın tüm endişesinden arınmış gibiyim. Uçmamanın keyfimi kaçırmaya kabiliyeti yok. Zaten yürümeyi de çok iyi bilseydik düşmezdik diyerek gülümsüyorum. Karanlığa daha yakınım. Yıldızların ellerinden tutmuyorum. Yıldızlara, onları uzaktan seyrederken hissettiklerimi anlatıyorum. Başımı bulutlara bırakarak göğü gökten seyrediyorum. Başım semada ise de ruhum toprağın yüzünde dolaşıyor. Düşünüyor ve aldığım notları uçurtmalar arasında mendil gibi sallıyorum.
Yazmak, hürriyetimi mi çalıyordu? Yoksa konuşmanın farklı bir yöntemi ile çığlıklarımı fazla mı bâriz kılmıştım? Yazmak, kendimi yarmak mıydı? Çarmıhta mı kalmalıydım? Sussam serinlemeyecektim ki! Kalemi kırıp sessizliğime hükmetsem yolları yırtan adımlarıma bir teselli bırakan olur muydu? İtiraf etmek gerekirse dert, ne derman buldu ne de aşikâr oldu. Bir yanardağın yüreğindeki son dakika ve havai fişek gösterisi gibi göğün alnına dizdiğim sözcükler... Kalbin dilindeki düğümler çözülmemişken hangi sır ilân edilmiş olabilir?
Betonlar ile maddeyi sırtına geçirmiş hamal şehirler... Evler birbirine yaklaştıkça birbirinden uzaklaşan insanlar... Ben neredeyim? Sen neredesin? Ayrı betonlarda aynı şarkının dizinde mi ağlıyoruz? Belki de sen haklısın. Yazmamalıyım? Konuşmaya yüzümüz olmayan onca şey birikmişken yazacak şeyler neden çoğaldı? Şehir, sadece benim bir temsilimden ibaret... Hamallık yapan benim!
Yaşamak? Biz birçok şeyden elimizi kaldırırken cevap bazen geçmişten gelmekteydi. Ailesinin tüm fertleri katledildiğinde geriye tek başına kalan Emevilerden I. Abdurrahman çökmüş müydü? Hayır! Ailesi yıkılan I. Abdurrahman Endülüs devletini kurdu. Yaşamak, dışarıya bakabileceğimiz tek pencere kalsa da güneşi görmek ve yeni bir gün ile beraber yeni kapılar inşa edebilmekti. Yaşamak? Birçok şey yıkıldı ve kalanlar da darmadağın oldu. Biz ise kendimizi bile kuramadık.
Kitabımla aynı yastığa baş koyuyorum. Sonra zaman bir tren gibi geçiyor raylarımdan... Günler geçiyor... Güller geçiyor. Yolun devam ettiğini bile bile bir dikene söz olmuş bir tek kelimede duruyorum. Yağmur toprağa merhametle düşerken gözyaşı avuçlarımdan hasadını bekliyor. Güneşe sitemim yok. Geceye emanet bırakılan birkaç cümlem var. Karanlığın göğsünde beyaz bir sayfaya bırakılmış ve hiç ışık görmemiş kelimeler... Yazmak? Sabah olduğunda görüyorum ki karanlığın bozgununa uğramış cümleler birbirinin arasından geçmiş. Ama ben ne olduklarını biliyorum. Önce onları düzenlemek ve ikramda bulunmak aklıma geliyorsa da onlar o sayfada öylesine karışık durmakta ısrar ediyorlar. Her yazılanın okunmak için olmadığına inanıyorum.
Uzun bir mektuptu. Hiç kimseye hiçbir vakit gönderilmeyecek bir mektup... Sanki onları ya benim dışımda birisi yazmıştı ya da benim içimde birisi... Her iki ihtimalde de yazı başkasına aitti. Bu nedenle mektubun sadece son iki cümlesiyle iktifâ edelim:
“Tüm tanıdığım yüzler sıyrıldı aynamdan... Ey Habibim! Şu âlemin çehresinde neye baksam tek tanıdık yüz Sensin aslında.”
Ağlayacak yer yoktu. Belki de ağlamaya zamanım da ihtiyacım da yoktu. Yüreğimde soluklandım.
...




Son yorumlar
1 gün 2 saat önce
1 gün 18 saat önce
2 gün 7 saat önce
2 gün 7 saat önce
2 gün 12 saat önce
2 gün 12 saat önce
2 gün 20 saat önce
2 gün 21 saat önce
2 gün 21 saat önce
2 gün 22 saat önce
3 gün 18 saat önce
4 gün 4 saat önce
5 gün 53 dakika önce
6 gün 5 saat önce
6 gün 18 saat önce