YÛSUF İLE ZÜLEYHA / Yûsuf'un Yorumu // Nazan BEKİROĞLU

Kategoriler:

Yûsuf’un Yorumu

Günün ilk ışıkları muhteşem yatağının içinde sıradan bir insandan farklı görünmeyen ama hükümdar rüyaları gören Firavn’ın üzerine düşerken, şerbetçi zindana doğru yola çıkarıldı. Kalbinin içinde hükümdarının rüyasına dair kuvvetli bir endişe, iki tarafı ağaçlıklı yoldan zindanın cümle kapısına doğru ilerledi. Yedi yıl içinde, özgürlüğü özgür olmayan taraftan ayıran zindan kapısından ikinci kez içeri girdi. İlkinde gecenin içinden korkulu haberler bekleyen bir mahkûm, şimdi ikbalin eteğine yeniden tutunmuş bir adamdı. Şerbetçinin içi titredi. Aydınlığın salkımlarına ilk çıktığı zamanda içini yakan ilk özgür nefesini aldığı eşikte bir an durakladı. Sekiz kapı, Firavn’ın hür şerbetçisi önünde teker teker ardına kadar açıldı. Fakat Firavn’ın hür şerbetçisi de olsa, önünde açılan her kapı arkasından sımsıkı kapandı. Çünkü şerbetçi hürse zindan tutsaktı.

Şerbetçi, Yûsuf’un yanına vardı. Yûsuf aynı Yûsuf, zindan aynı zindandı. Şerbetçi, Yûsuf’un yanında, onu hatırlamayı kendisine unutturan şeyi düşünerek utandı. Ama üzerinde fazla durmadan bir çırpıda ve olduğu gibi Firavn’ın rüyasını anlattı.

Yedi zayıf inek, dedi, yedi besili ineği yiyormuş. Sonra yedi dolgun başak görünüyor ama ardından da yedi kuru başak görünüyormuş. Mısır ülkesinde hiçbir kâhin, hiçbir müneccim ve hiçbir rüya tabircisinin yorumlayamadığı bu düşü yorumlaman için geldim sana. Haydi Yûsuf, yorumla bu düşü. Bizim düşlerimizi yorumladığın gibi ve ne olduklarını bilmediğim başka düşleri de yorumladığın gibi. Yorumla bu hükümdar düşünü. Çünkü bilirsin hükümdar düşleri hükümdar kadar ülkenin de düşüdür.

Yûsuf bir müddet yere doğru baktı, düşündü, bu arada penceresinin demir paslı parmaklıklarının önünden şakıyarak mavi tüylü kuşlar geçti. İçinden geçen sesin söylediklerini sözcüklere çevirdi. Yûsuf, ve şerbetçiye, doğrudur, dedi. Bu, ülkeyi yöneten kadar ülkenin de üzerinden geçecek bir rûzigârın habercisi. Yedi, yılları haber veriyor. Arka arkaya yedişer yıllık iki zaman parçası geçecek Mısr’ın ve onun insanlarının üzerinden. Yedi semiz inek ve yedi dolgun başak ilk yedi yıllık sürenin bolluk ve bereket zamanı olacağını göstermekte. Zayıf ineklerin semiz inekleri yelesi ve kuru başakların dolgun başakların üzerinde görünmesi, bu da arkadan gelen yedi yıllık sürenin şimdiye kadar Mısr’da hiç olmadığı kadar kıtlık ve yokluk seneleri olacağını göstermekte. O kadar ki Nil hiç taşmayacak, yağmur hiç yağmayacak, yeni dalga hiç görünmeyecek demek. Halk, hatta zenginler, hiç olmadıkları kadar yoksul düşecekler. Ama dikkatli davranılırsa bu zor yılları atlatmanın da yolu var.

Şerbetçi erken bolluk yıllarının değil, geç kıtlık yıllarının korkusuyla gözleri büyümüş, nedir o, diye fısıldadı. İçinde, ekmekçinin rüyası yorumlanırken duyduğu korkuya benzer bir korku vardı. Söyle, diye yineledi, ey Yûsuf güzeli, ey güzeller güzeli. O yol nedir, söyle ki bütün Mısır, üzerinde yürüyelim.

Yûsuf anlatmaya başladı: İlk yedi yıl, dedi, her şey çok bol olacak. Arkadan gelecek yedi yılın tedbiri bu zamanda alınmalı. Hiç ara vermeden ve hiç boş bırakmadan tarlalar ekilmeli, cömert tarlalar bu yorgunluğa katlanır, endişeniz olmasın. Ekinin ancak ihtiyaç duyulan kadarı yensin, geri kalanı başağında saklansın. Bu, saklanan tahılın rutubet almasını ve bozulmasını önleyecektir. Arkadan gelen görülmemiş kıtlık yıllarında, saklanan tahıl Mısr’ı ölümden kurtaracaktır. Hatta belki komşu ülkeleri de! Elbette ki sıkıntı ve acı olacaktır ama Mısr yok olmayacaktır. Sonra Firavn’ın düşüne girmeyen bir yıl daha gelecek ve ki her şey kendisini artık esirgemeyen Nil’in bereketi ve gökyüzünün gönderdiği yağmurlar altında eski haline dönecek.

Şerbetçi, akşam olmadan Firavn’ın huzurundaydı. Firavn, Mavi Salon’un mavi camlı pencerelerinden süzülen ışığın yumuşak salkımı altında, siyah ve gür takma saçlarını çıkarmış, yorgun ve yaşlı bir adamdı. Şerbetçi duyduklarını olduğu gibi ve teker teker anlattı. O anlattıkça Firavn’ın gözünün önünden rüyasıyla arasına giren bir perde kalktı. Tamam, dedi, işte bu benim rüyam.

Kalbi önce açıldı, yedi yıl açılmış gibi. Sonra sıkıldı, yedi yıl sıkılmış gibi. Sonra Firavn’ın kalbi son kez açıldı. Bir yangından kavmini kazasız belâsız kurtarmanın kendisine ne kadar çok acı, kalbine ne kadar yük armağan edeceğini kavradı. Ama başka türlü olmazdı. Halkını kurtaracak kendi çilesine talipti Firavn. Ve şimdi o birden bire gençleşmiş bir adamdı.

Getirin, dedi bu rüya tabircisini, benim düşümü benden daha iyi bileni. Dahası, aynı anda hem düşleri hem gerçekleri bileni. Bilmediğim kadar maliye, bilmediğim kadar ziraat, bildiğim kadar yönetim bileni. Kimdir göreyim, makam mevki isterse hemen vereyim!

Güneş battı.
Mısır uykuya daldı.
Gri kedi uyandı.

YÛSUF ile ZÜLEYHA
kalbin üzerinde titreyen hüzün

Nazan BEKİROĞLU
Timaş Yayınları
9. Baskı, Nisan 2002, Sf. 162-167


Yûsuf ile Züleyha
Firavn’ın Rüyası
Yûsuf’un Yorumu
Yazıcının Son Sözü, Yazının Kaderi

Yorum yapmak için tıklayınız.