ZAHMETSİZ KÜÇÜK MUTLULUKLAR
- Ay..Mehtab Sıla Dallı yazıları
- yorum için giriş ya da kayıt yapınız
- tavsiye et
- yazıcıya gönder
- 97 kez okundu
- rastgele...
Çok sıcak ve bunaltıcı bir günün sonuydu. Arkadaşla dershaneden dönerken, önce sahilde kızıllığın seyrine dalıp dolaştık biraz. İstanbul büyülü bir şehir, eşsiz bir mekan, anlatılmaz bir sırdı. Onun seyri bile tüm sıkıntıları stresi ve yorgunluğu alıyordu insanın üzerinden bir anda.Vakit epeyce ilerlemişti minibüse bindik ve yer bulup oturduk nihayet. Sessizce trafikten dert yanıp, uzun zamandır planladığımız arabamızı ne vakit alacağız ki şu sıkıntıdan kurtulalım diye halimizi arz ediyorduk. İşçilerin dönüş vakti olduğundan bir anda tıka basa doldu minibüs. Nefes almak dahi bir dert oluyor insana o an. Buna rağmen şoför hala ısrarla yolcu almaya devam ediyordu.Yıllardır bunun sebebini anlamadım ve anlayamıyorum maalesef. En fazla yirmi kişilik bir mekanda kırk, elli veya daha fazla kişi nasıl olur diye. Resmen göz göre göre bir işkence bu lakin bunu anlayan kim.Çaresiz bununla yaşamak zorundayız.
Daha bir kaç dakika olmuştu ki yaşlı bir teyze bindi. O kalabalıkta, koltuklara sıkı sıkı tutundu titreyen elleriyle.Yüzünden boncuk boncuk terler akıyordu. Yer vermediler ama ileri alma inceliği gösterdiler Allahtan. Yaşlıydı işte kim bilir belki dizleri esiyordu ama çaresiz güçlü görünmeye çalışıyordu. Biraz daha geldik fakat hiç kimse yerinden kıpırdamıyordu bile. Ben minibüse bindiği an kalkmayı düşünmüştüm ancak, gerçek çok kalabalık ve can sıkıcıydı. İnmekte çare değildi ki bütün minibüsler aynıydı çünkü. Teyze yanıbaşımda arkasındaysa iğne at yere düşmez bir manzara vardı. Kenar boş bir yer olsa saniye durmayacaktım ama, belki bir beyefendi kalkıp yer verir diye düşünmüştüm içimden. Yanlış düşünmüşüm tabi düşünmek değil, başkalarından beklemeden yapmak gerekiyormuş. Bununda bilincinde olduğumdan oda zaten bir düşünce olarak kaldı bende. O an bir hamle ile arkadaşa “İzin verir misin?” dedim ve kalktım. Ben cam kenarında oturuyordum. Arkadaş oraya geçti ve bizde yaşlı teyzeyle yer değiştirdik. O benim yerime koltuğa oturdu bende onun yerine ayakta dikildim. Gözlerimin içine tebessümle içli içli baktı eli elime dokundu ve derin bir minnet duygusu ile “Sağol yavrum benim” dedi.Öyle diyince içim buruldu, “Rica ederim teyzeciğim rahat olun siz” dedim. Birde ben ayakta kaldığım için mahcubiyet duyuyordu ki bunu yüzünden anlamak öylesi mümkündü. Aynı zamanda ikide bir aralıklı tebessümlerle sen ayakta kaldın der gibi yüzüme bakıp bakıp durmaz mı. Rahat olması için ona önemi yok dercesine hal ile ifade etmeye çalıştıysam da olmadı .Hala o narin yüreği kızım sen ayakta kaldın ama diyordu bana.Benim ineceğim durağa beş on dakika kala teyze kalktı ve giderken yüzüme sevgiyle gülümseyip indi. Yapılan sıradan çok cüz-i normal bir hürmetti diyelim. Ama o yaşlı yürek için bu çok önemliydi demek. Çünkü ona değer verip saygı duyduğumuzun, onların yaşlı insanların hayatımızdaki yerlerinin önemi, anlamı ve onlara karşı duyduğumuz sevginin bir ifadesiydi bu yalnızca. Ruhları çocuk halini almış beden olarak yaşlı bir ağacı andıran o güzel insan, inerken yıllardır büyüttüğü ağacın dallarını kıran meyvesinden bana ikram edip o günümün bereketini ulaştırmıştı. Dua...
Durağa gelince indik. Bizimle beraber yaşlı bir bey amcada indi. Minibüse aynı yerden binmiş ve en başından beri bizi izliyormuş meğer. Usulca yaklaşıp “Kızım” dedi bana, “Seni öyle taktir ettim ki”. Döndüm ve “Neden ki amca?” dedim.Yüzüme bakıp “O yaşlı hanıma yer verdiğin için” dedi. “Bu zamanda hürmet kalmamış büyük küçük diye bir şey yok artık. Şunu bil ki burnun ömür boyu hiç sürtmez ve bir yerlerde karşılığını mutlaka alırsın yavrum. Benimde üniversite mezunu üç kızım var evladım” dedi, “Allah sizleri muvaffak eylesin” diye de ekledi ardından. “Teşekkür ederim amca” dedim ama, “Ben çok büyük bir şey olarak görmüyorum son derece sıradan küçücük bir hürmetti yalnızca hepsi o kadar. Hem bu bizim değil bizim inancımızın Rabbimizin güzelliği. Çünkü bizlere doğruyu öğreten o yolda yürüme gayreti gösterip hayatımıza yansıtma gücü veren o, deyip dua edin . Allaha emanet olun” dedik ve ayrıldık. Evet bu günlük hayatımızda hemen hemen her gün yaşayıp rastladığımız sıradan görünen fakat sıradan olmayan olaylardan yalnızca birisiydi. Ancak burada asıl olan iki yaşlı insanın küçücük bir davranıştan dolayı duydukları mutluluktu. İnsanları mutlu etmek için ille de zengin olup harcama yapmak veya çok fazla çaba sarf edip yorulmak zorunluluğu yok. Böyle küçücük davranışlarda mutluluğa anahtar olabiliyor.Yeter ki küçüklerde saygı, büyüklerde sevgi yitirilmemiş olsun. Hayat zor olsa da mutluluk için kapılar her daim açıktır. Yeter ki o kapıyı açıp edeple içeri girmesini bilelim...








Güzel bir hayat
Güzel bir hayat kesiti.
Müslümanın elbetteki paranın dışında yapabileceği yardım şekillerinin bir fiat listesi olamaz.Oysa para ile yapılan,kolaycı yardımların listesi cebinizde ki en küçük miktar diye başlıyor.